Bundan birkaç yıl önce, gazeteler Cağaloğlu ndan idare edilirken, basın yoluyla hakkında yalan haber yazılan bir adam, çok satan bir gazetenin idarehanesine gelir, haberi yazanı kurşunla öldürür ve karakola teslim olur.

Söylenen bir tek iftiranın altında kalmaya dayanamayan, o yükü üzerinden atmak için 30 yıl hapiste yatmayı göze alan bu adam bize bir gerçeği öğretiyor. İnsanın vücuduna gelen yaraları veya yükleri vücudun bütün organları paylaşırlar. Acısına birlikte katlanırlar. Ama ruhuna, nefsine, şahsiyetine yapılan hücumlarda kişi yalnız kalıyor. Üç, dört veya beş harften meydana gelen kelimenin yüklendiği kötü mana altında ezilip kalıyor.

Onun içindir ki: Rabbimiz dil yarasıyla insanları yaralayanlara yazıklar olsun diyor. (Hümeze 1) Bir belediye başkanı aynı partinin ileri gelenlerinden birinin yanında kaş-göz işaretiyle aleyhinde konuşur. O işaret edilen bunu fark edince banka müdürünün odasında tabancayla öldürdüğünü duymuştuk. Rabbimiz: "Kaş-göz işareti ile insanları hafife alanların vay haline" buyurur. (Hümeze 1)

Rabbimiz Kur anıyla bizim jest ve mimiklerimizi kontrol etmemizi, kimseyi rahatsız etmememizi ister. Rabbimiz bizim uyacağımız yasaları belirlediği gibi yürürken kimseyi incitmeden, edeble yürümemizden (İsra 37, Lokman 18, Kasas 25) kapı çalma adabına kadar her şeyimizi öğretmektedir. (Nur 27, 59)

Biz, bu dünya gemisinde bir ömür boyu yolculuk yapacağız.

Rabbimiz dünya gemisini ilkbahar, yaz, sonbahar, kış limanlarına uğratarak ihtiyaçlarımızı karşılıyor.

Birileri çıkıyor, milyonlarca insanın hakkını kendi kasasında topluyor. Malının hesabını yapacak insanlar kiraladığı gibi onu koruyacak güvenlik elemanları kiralıyor. Mallarını almak isteyen milyonlarca insanın haksız olduğunu kapitalist ekonomi diliyle ikna edecek Prof lar kiralıyor. Haksızlığını haykıranların üzerine basın tetikçilerini gönderiyor.

Biz, halkı sömüren Karunların karşısına çıkacak "Bu malların seni koruyamaz. Sen malları korumakla ömür tüketiyorsun. Kendi ellerinle etrafını ateş çemberine alıyorsun. Haksız yollardan kazandığın mallar, sen ölünce senin ateşin olacak. O ateşin içine fare ölüsü atılır gibi atılacaksın, ateşten direklere bağlanacaksın ve üzerinden kilitlenecek ve dışarı çıkamayacaksın. Topladığın malların alevinde yanacak, zehrinde boğulacak fakat ölmeyeceksin" diye uyaracağız.

Biz bu "Hümeze" suresini devamlı okuyoruz. Birçoğumuz namazında da okur. Bundan sonra haksız kazancı almayacağız. Malımıza veya kıvrak zekamıza güvenerek insanların şahsiyetini ezici söz, jest ve mimik kullanmayacağız.

Hatta bizi alaya alanlara işin doğrusunu söyleyeceğiz, ama bizi alaya alanı aşağılayan cümleler kullanmayacağız.

Şairin biri diğer şairi ziyarete giderken çocuklarını da götürür. Çocukları kara kara görünce - "Bu bok böcüleri senin mi " diye sorar. - "Evet benim. Senin kokunu alınca çocuklar da geldi!." der. Şimdi bu iki şairin de söylediği doğru değildir.

"Isıran köpek ısırılmaz" diye bir ata sözümüz var. Kelimelerin ısırması kuduz köpek ısırmasından daha zehirlidir. Kelimelerle ısırdığımız düşmanlar bir gün dostumuz oluverdiğinde onun ruhundaki kuduz kelime izi dostluğumuza engel olabilir. Kuduz kelimelerin izi tazminat paralarıyla tazmin ve tatmin olunmaz.

Rabbimiz: "İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet. Bir de bakmışsın ki seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş" buyurur. (Fussilet 34)