Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin kelam sıfatının tecellisidir. Bu bakımdan her an yeni nazil olmaktadır. Rabbimizin ilmi sonsuzdur. Ezel ve ebed ilminde birdir. Kur’an-ı Kerim’deki ifadeleri böylece değerlendirmek gerek. Mü’minlerin cennetteki halleri, kâfirlerin hesaba çekilişleri ve cehennemdeki halleri Rabbimizin ilmine göredir ve Kur’an okunduğunda, sanki o anda yaşanmaktadır.
Ellerin, ayakların, derilerin dile gelmesi, konuşması çok ibret vericidir. İnsanoğlu bunu düşünerek hareketlerine çok dikkat etmelidir.
Yasin Sûresi’nin 59-65. âyet-i kerimelerinde cehennemliklerin halleri anlatılmaktadır. Bu âyet-i kerimelere meâlen bakalım:
“Ayrılın bir tarafa bugün ey günahkârlar!
“Ey insan oğlu! ‘Şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır’ demedim mi? Bunu size peygamberlerim vasıtasıyla açık açık bildirmedim mi?
“Ve demedim mi? Sadece bana ibadet ve kulluk ediniz. Çünkü dosdoğru yol budur.
“Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Siz bunu düşünecek, doğruyu anlayacak akla sahip değil misiniz?
“İşte bu, size vaad edilen cehennemdir.
“Küfür ve inkârınız sebebiyle yaptığınız kötülüklere karşılık bugün dağlanın ateşle!
“O gün onların ağızlarını mühürleriz. Kazandıklarını (yaptıkları iyi ya da kötü amelleri) bize elleri anlatır. Ayakları da şehâdet eder.” (Yâsin Sûresi / 59-65)
Ebedî hayatın başladığı haşir meydanında, daha sonra cehennemde, Allah’a isyan edenlerin halleri çok ibretlidir. Dünyada iken şeytanların ve insî şeytanların sözlerini dinlemiş, onların gittiği yoldan gitmiş, neticede işte bu şekilde cehennemi hak etmişlerdir. Orada insanın, elleri, ayakları, gözleri, kulakları ve derileri de dile gelip konuşacaktır. Fussilet Suresi’nin 19-29. âyet-i kerimelerine meâlen bakalım:
“Allah’ın düşmanları ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler.
“Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şâhitlik edecektir.
“Derilerine, ‘Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?’ derler. Onlar da, ‘Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. İlk defa sizi o yaratmıştır. Yine ona döndürülüyorsunuz’ derler.
“Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
“İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz.
“Şimdi eğer dayanabilirlerse onların yeri ateştir. Ve eğer tekrar dünyaya dönüp memnun olmak isterlerse memnun edilecek değillerdir.
“Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de, onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) söz (azâp), kendilerine de gerekli olmuştur. Çünkü onlar hüsrana düşenlerdi.
[Kötü arkadaşların inanmayanlara süslü gösterdikleri şey, dünya işleridir. Çünkü dünyanın yalnız maddî menfaat ve nefsânî isteklere uygun tarafını görürler ve sadece onu isterler. Âhiret işlerini de arkalarına atarlar. Dirilme ve hesabı inkâr etmekle rahata kavuşacaklarını telkin ederler.]
“İnkâr edenler: ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki gâlip gelirsiniz’ dediler.
“O inkâr edenlere şiddetli bir azâbı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
“İşte böyle, Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerinden dolayı, ceza olarak orada onlara ebedî kalma yurdu (cehennem) vardır.
“Kâfirler cehennemde: ‘Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım. Onlar, en aşağıda kalanlardan olsunlar!’ diyecekler.” (Fussilet Sûresi / 19-29)
Ey insan oğlu! Bu kadar açık uyarmalara rağmen hâlâ Allah’ın emrettiği İslam yolunda yürümeyecek misin? Sen bilirsin. Son pişmanlık fayda vermez.