Önce Başbakan Erdoğan dershanelerin kapatılacağını açıkladı… Ardından uzun bir süre konu tekrar gündeme gelmedi… Daha sonra Milli Eğitim Bakanı tarafından yeniden gündeme getirildi. İlk açıklamalarda önümüzdeki Ocak ayından itibaren dershane ruhsatlarının yenilenmeyeceği söylendi. Yani, mevcut dershaneler 2014 Haziran’ına kadar görev yapacak ondan sonra ya okul olacaklar ya kapanacaktı. Ancak, tüm bu açıklamalar mesele enine boyuna araştırılıp düşünmeden gündeme getirildiği için, tam bir belirsizlik yaşanmaya başlandı. Dershaneciler sadece açılışta ruhsat aldıklarını, her sene ruhsat yenilemenin söz konusu olmadığını ifade ettiler. Milli Eğitim Bakanı da ya yanlış bir cümle kullandığının ya da sözlerinin yanlış anlaşıldığını düşünerek ilk açıklamasına açıklık getirme ihtiyacı duydu. Sonuç olarak gelinen noktada dershaneler devam edecek ama, Bakanlığın denetimi dışına atılacak. Yani bir işyeri açılır gibi belediyelerden ruhsatlarını alacaklar, mali bakımdan da Maliye’ye karşı sorumlu olacaklar.

Peki, dershaneler devam edecekse Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetiminin dışına çıkartılması doğru mudur Dershanelerin varlığının sakıncası kontrole tabi olmaları mıydı Değil elbette. Dershaneler devam edecekse bakanlığın denetimine tabi olması gerekmez mi Şimdiye kadar var olan denetimin doğru dürüst yapılıp yapılmadığı ayrı bir tartışma konusu… Eğer gerektiği gibi denetim yapılmamış ise bu bakanlığın eksikliğidir. Bu bakımdan dershanelerin denetim dışına çıkartılması bakanlığın bu sorumluluktan kurtarılması anlamına gelmez mi

Sanıyorum esas tartışılması ve çözüm bulunması gereken husus; dershanelere ihtiyaç olup olmadığıdır. İhtiyaç olduğu kabul edildiği için olsa gerek dershaneler denetim dışına çekilerek varlığını korumasına karar verilmiştir. Buna karşılık dershanelere yönelik şikâyetlerin olduğu da bir gerçek. Bu gerçek sebebiyle Başbakan dershanelerin kaldırılacağını açıklamıştır. Bu şikâyetlerin dershaneler denetim dışına çekilmekle ortadan kalkması mümkün olamayacaktır. Bu bakımdan dershanelere öğrencileri ve velileri mecbur bırakan eğitim sisteminin gözden geçirilmesi gerekiyor. Öyle bir sistem uygulanmalı ki öğrenciler ve veliler dershanelere ihtiyaç duymamalı. Bunun için öncelikli olarak öğrenciler daha ilkokul bitiminden itibaren sınavdan sınava koşmaktan kurtarılmalıdır. Ortaokuldan liseye, liseden üniversite ve yüksekokullara sınavla girmek devam ettiği sürece dershaneleri kapatmak mümkün olmayacağı gibi doğruda olmaz. İkinci bir yol olarak okullarımızda uygulanan programlar ve kurslar ile öğrencileri dershanelere muhtaç olmaktan kurtarmak gerekiyor. O zamanda okullarımızın dershaneciliğe soyunması gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Ama dershaneler kadar pahalı olmayacağı için öğrencilerin ihtiyaç duydukları ek dersler verilmek suretiyle eğitimde eşitliğin sağlanması hususunda bir adım atılmış olabilecektir.

Sonuç olarak bunca açıklama ve yeni düzenlemenin ardından dershanelere denetimsizlikle devam kararı çıkmış bulunuyor. İstenen hedefe ulaşmak açısından bir mesafe alınabilmiş değil.

***

Geçmişe Yolculuk Güzel de Yaşlandığımızı Yüze Vuruyor

Ankara Temsilcimiz Mustafa Yılmaz ile Haber Müdürümüz Sadeddin İnan büromuzun yeni yerine taşınması ile haftalık sabah kahvaltıları düzenlemeye başladılar. İyi de yaptılar. Siyasiler, iş ve çalışma hayatı ile bürokrasiden yetkilileri sabah kahvaltınsa davet ederek hem gazetemizi yakından tanımalarına hem de kişisel ilişkilerin daha sağlıklı bir zemine oturmasına katkı yapıyorlar. Ankara’da bulunduğum zamanlarda bu toplantılara kardeşlerimiz bizi de davet ediyorlar. Dün sabahki kahvaltının davetlisi Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Teke idi. Karşılaştığımız andan itibaren bizi yıllar öncesine götürdü. Çocukluk yıllarından hatıralarını anlattığında pek çok olayın şahidi olduğumuzu gördük. İlhami Teke kardeşim olgunluk yaşına gelmiş, bir kurumun yönetim kurulu başkanı olmuştu. Ama bu bize başka şeyleri de hatırlatıyordu. Geçmişin güzel hatırlarını yeniden yaşamak, ortak dostlukları keşfetmek güzeldi ama aynı zamanda ihtiyarladığımızın yüzümüze vurulması anlamına geliyordu. Bu da insanı derin düşüncelere itiyordu.