Bazı insanlar, hayatı kendi belirledikleri kurallar

doğrultusunda yaşarlar. Bu kişiler, nefislerinin o anki istekleri

doğrultusunda, kolaylıkla bu kurallarından tavizler verebilmektedirler. Çünkü

hayatlarına yön veren, kişiliklerinde süreklilik göstermelerini sağlayan ve

mutlak olarak doğru olduğuna inandıkları bir yol göstericileri yoktur. Bundan

dolayı da kişilikleri çoğu zaman değişkenlik gösterebilmektedir. Örneğin beş

dakika öncesine kadar oldukça sakinken kişinin kapıları çarpması, taşkınlık

dolu hareketler yaparak çevresindeki insanlara çıkışması, bağırıp çağırarak

azarlaması ya da biraz önce mutlu olduğunu ifade ederken birden ağlamaya

başlaması ve her şeye alınması bu kişilerin en belirgin özellikleridir.

Tüm iman sahipleri tarafından şiddetle kaçınılması gereken

bu davranış bozukluğunun temel kaynağı ise, kişinin davranışlarını,

konuşmalarını, hareketlerini, düşüncelerini ve olaylara yaklaşımını Kur’an

ahlakına göre şekillendirmemesidir.

Bu kişilerin dengeli bir kişilik sergileyememelerinin

önündeki en büyük engel nefislerinin isteklerinin peşinden gitmeleridir. Yüce

Allah Kur’an’da nefislerin bencil tutkulara yatkın olarak yaratıldığını

bildirmektedir. İnsan eğer nefsinin kendisini yönlendirmesine izin verecek

olursa, tüm tavırları bu bencil tutkuları doğrultusunda şekillenecektir. Bu bencil

tutkular ise; insanın sabit, tutarlı ve dengeli bir kişilik sergilemesini

engelleyecektir. İnsan nefsinin telkinleri sonucunda bir anda öfkelenebilecek,

duygusallaşabilecek, küsüp darılabilecek, onları akılcılıktan uzaklaştırır ve

bazı dengesiz tavırlar içerisine sürükler. Böyle bir durumda Müslüman’ın

rehberi ise Kuran’dır. Allah Kur’an’da nefsin kişiyi daima kötülüğe çağıracağı

ve şeytanın da insanı tutarsızlığa, akılsızca ve hırslarının, tutkularının

gerektirdiği şekilde hareket etmeye zorlayacağı konusunda insanları uyarmıştır.

Tüm bunlara karşılık, kendisine Kuran’ı rehber edinen, vicdanının sesi

doğrultusunda hareket eden insanların ise, ideal bir kişi kıskançlık hissine

kapılabilecek ve bunlara bağlı olarak da ani kararlar alabilecektir. Dolayısıyla

kişiliği, çevresindeki insanlar için her zaman bir sürpriz olacaktır. Bir anı

bir diğer anına uymayacaktır. Her an ruh hali, düşünceleri, duyguları,

kararları ve bakış açısı değişebilecektir. Böyle bir insan ise, tutarsız ve

dengesiz davranışlarıyla her zaman için çevresindeki insanlar üzerinde

tedirginlik ve güvensizlik hissi oluşturacaktır.

Bu kişilik yapısına, din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda

sık olarak rastlamak mümkündür. Bu karakteri taşıyan insanlar, Kur’an ahlakının

kazandırdığı bakış açısından uzak oldukları için, kendi koydukları nefsani

kuralların tüm hayatlarını yönlendirmesine izin verirler. Bu da lik

kazanacaklarını, hem dünyada hem ahirette üstün konuma geleceklerini

müjdelemiştir.

İman eden kişi, Allah’ın gösterdiği yola uyması sebebiyle bu

güçlü ve üstün kişiliği kazanmıştır. Rehberi Kur’an olduğu için olaylar

karşında göstereceği tavırlar, vereceği tepkiler hep İslam ahlakına göre olur.

Bu da ona itidalli ve dengeli bir kişilik kazandırır. Nasıl hareket edeceği,

olayları hangi bakış açısıyla, nasıl bir mantık örgüsüyle değerlendireceği

çevresindekiler için hiçbir zaman sürpriz olmaz. Aklı, vicdanı, tavırları,

konuşmaları hep Kur’an ahlakının getirdiği istikrarı yansıtır. Bundan dolayı da

güvenilir bir karaktere sahiptir.