Geçenlerde bir haber okudum, üzüldüm. Haberde, ülkemizdeki ailelerin üçte ikisinin “çekirdek aile” olduğu söyleniyordu. Gerçekte bu üzülecek, hem de çok üzülecek bir durumdur. Demek ki gençler, annesiyle, babasıyla birlikte oturmak istemiyor. Öyle olunca ne oluyor? Çocuklar, dededen, nineden mahrum büyüyor. Dededen, nineden mahrum büyüyen çocuktan ne hayır gelir? Baba zaten işinde gücünde, eve pestili çıkmış halde geliyor. Anne zaten ev işleriyle meşgul. Hele bir de çalışıyorsa, çocuk ne olacak? Kreşe verilecek. Kreş şefkati, dedenin, ninenin şefkatinin yerini tutar mı?
Ben ve kardeşlerim, dedeli-nineli evde büyüdük. Bu bakımdan kendimi çok şanslı hissediyorum. Müsaadenizle bütün dedeleri temsilen kendi dedemden bahsedeceğim: Karaca Dedemin (Babamın Babası) üzerimde çok büyük emeği var. Daha çok küçük yaşta beni namaza teşvik eden odur. Henüz 6-7 yaşlarında iken Ramazan-ı Şerifte elimden tutar, beni teravihe götürürdü. Her gün Antep’in değişik bir camiinde namaz kılardık. Antep’i görenler, o tarihî camilerin mânevî iklimini ve güzelliklerini bilir. Namaz dönüşünde, mutlaka benim sevdiğim bir yiyecek alırdı. Yaz ise dondurma, kış ise bir tatlı çeşidi, susamlı helva, vs.
Dedem, beş vakit namazını mutlaka camide kılardı. Camiden gelince eline Kur’an’ını alır, okurdu. Kış gecelerinde bize Hz. Ali’nin (ra) cenklerini, Battal Gâzi’nin, Ebû Müslim Horasânî’nin hikâyelerini okurdu. Ben ve kardeşim Orhan, dedem ve ninemle birlikte aynı odada yer yataklarında yatardık. Benim yatağım dedemle bitişikti, kardeşiminki de nineminkiyle. Yatmadan önce dedemle, ninem bize hikâyeler anlatırlardı. Çoğu defa hikâyenin sonunu getiremez, uykuya dalardık. Ertesi sabah sorardık, “Dede, nine ne oldu? Keloğlan ne yapmıştı?” Onlar hiç üşenmez, bize hikâyenin geri kalanını anlatırlardı.
Dedem, helal kazanca çok dikkat ederdi. Koyun, kuzu beslerdi. Halamla birlikte evimizin üst tarafındaki karakolun yanındaki kırlık alanda onları otlatırdık. İlkokula gidip de okuma yazmayı sökünce ve çarpım tablosunu ezberleyip dört işlem yapar hale gelince bu defa “dedemin yardımcılığına” terfi ettim. Dedem zahire ticareti yapardı. Yani, buğday, arpa, mercimek, susam, kuru üzüm, fıstık, zeytinyağı alıp satardı. Yarım ümmiydi. Yani Kur’an alfabesini bilirdi. Osmanlıca okurdu. Ama yazması yoktu. Bol Kur’an okumanın verdiği bir güzellikle hafızası çok güçlüydü. O gün yaptıkları alışverişi, köylülere karz-ı hasen vermişse onu akşamleyin bana defterine yazdırırdı. İlkokul, ortaokul ve lise hayatım boyunca tatil yaptığımı bilmem. Zira okullar tatil olur olmaz, ertesi günü dedemle birlikte hana giderdik. (Bizim orda bu zahire ticaretinin yapıldığı yere “han” denir.) Evvela şimdi “Ocak Pasajı” olan yerdeki Buğday Arasası’nda, sonra “Şire Hanı’nda” yazları dedemle birlikte çalıştık. Onun bir kere bile kızdığını, ağzından kötü bir söz çıktığını görmedim, duymadım. Bana devamlı hadis-i şeriflerden, büyüklerin vecizelerinden güzel sözler söyler, hayat dersi verirdi. Sık sık sabırlı olmamı telkin ederdi. “Deve kaç akçe? On akçe! Yok oğlum! Deve kaç akçe? Yüz akçe! Al oğlum!” diye nasihat ederdi. Bununla insanın her istediğini her vakit elde edemeyeceğini, Allah’ın imkân verdiği vakitte istediğini alabileceğini îma ederdi.
Dedem 90 yaşında vefat etti. “nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz!” hadis-i şerifi bir kere daha tecelli etti. Ben İstanbul’da idim. Dedem, sabah namazını kılmış, sedirde oturmuş, tesbihini çekiyormuş. İşte o vaziyette tesbih elinde iken rûhunu Rahmâna teslim etmiş. Geçenlerde mezarını ziyaret edip Yasin-i şerif okuduğumda, dedemle olan bu hatıralarım bir kere daha gözümün önünde canlandı. Bizi sevmeyen komiteler şimdi aileye göz dikti. Aileleri parçalıyor. Tıpkı atomun moleküllerinin parçalanışı gibi. Çekirdek aileymiş. Dede, nine olmayınca o ailenin çekirdekliği ne işe yarar. O çocukların hali nice olur?.. Bütün torunlara sesleniyorum, dedenizin, ninenizin kıymetini bilin. Gidip ellerini öpün, boyunlarına sarılın. Şayet ayrı yaşıyorsanız, annenize, babanıza; “Biz dedemizi, ninemizi istiyoruz, onlarla birlikte yaşamak istiyoruz!” deyin. Böyle demek sizin hakkınızdır.