MODERN darbelerin stratejisi belli oldu. Önce iletişimi, özellikle de TV yayınlarını keseceksin!
Sonra internet ve telefon iletişimi. İşin yüzde 70’ini tamamlarsın.
Darbeciler de bu niyetle önce TÜRKSAT’a gidiyorlar. Ana kumanda odasına giriyorlar.
“TRT hariç, bütün TV’lerin yayınını kes” diyor.
Ödüllük teknik elemanlar ise, “Bu 1 saatimizi alır” diyor. Önce bazı yerel/bölgesel kanalların yayınını kesiyor.
Darbeciler oyalandıklarını anlayınca gözaltına alıyorlar kendilerini.
Anlatılanlara göre ikinci darbeci ekip gidip, 3’ü eski STV çalışanı 4 teknik eleman getiriyor.
***
Ankara Konya yolundan geçenler görmüştür.
TÜRKSAT’ın girişinde tam 1 km çapında devasa bir çanak anteni var.
Halbuki o anten, çok çok eski teknoloji. Şu anda kullanılmıyor.
Şu anda TÜRKSAT çok daha küçük antenlerle, uydu servisini sağlıyor.
Hantal çanağı söktürmesi bile fazla para tuttuğu için, o anten öylece kalıyor.
Görenlerin, “Vay be, ne kadar büyük teknoloji!” dediği anteni bombalıyor darbeci.
Ancak yayınlar halen devam ediyor.
İşte bu çok önemli oyalama süresinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplamda 15 dakika içinde 4 TV’den bütün milleti ve teşkilatı sokağa çağırma imkânı buluyor.
Darbeye karşı olan devlet kadrolarını da göreve çağırıyor! Devlet ve milletin, Amerikancı darbeye direnişi böylece başlıyor.
***
Düşünün. Darbeciler, TÜRKSAT’tan CNN’in, NTV’nin, A Haber, 24 TV ve diğerlerinin yayını kesmeyi başarsaydı.
Sadece TRT kalsaydı. “Yurtta Kan Konseyi”, “Ordu yönetime el koydu. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar, Kuvvet Komutanları gözaltında. Sıkıyönetim ilan edildi. Kimse sokağa çıkmasın” diye yayın yapsaydı sabaha kadar, gerçeği nereden öğrenecektik?
Cumhurbaşkanının çağrısını…
TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Meclis açık ve çalışıyor” açıklamasını…
Başbakan Binali Yıldırım’ın, “Havada birkaç FETÖcü kalkışmacı uçak var, indiriliyor” açıklamasını…
1. Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar’ın, “Emir komuta zinciri yok. Darbecileri kontrol altına alıyoruz. Cumhurbaşkanının güvenliği tam” çıkışıyla…
Diyanet’in, “Müezzinler sela versin” açıklamasıyla…
Millet, kalkışmayı nereden öğrenip, cesaretle tankların önüne yatacaktı?
Kahramanca göğsünü, siper edecekti?
TÜRKSAT’ın yönetici aklı, bu kuruma bir müdahaleye karşı tedbirini çok iyi aldı.
Çoğu kurum zafiyet halindeyken, kimsenin haberi yokken, “Özel kanalların, bangır bangır darbe karşıtı yayın yapmasına” imkân sağladı. Darbecilere, uydudan darbe vurdu!
Devletin çağrısını, milletle buluşturdu. İki de şehit verdi. Helal olsun!
MİLLETİN İKİ SINAVI
Milletçe bir sınavdan geçiyoruz.
Birincisi Adalet: Kurda merhamet edersen, kuzuya zulmedersin. Yani bu kanlı işi planlayanları, uygulayanları ve elebaşlarını bulmak, anlatmak, zihniyetlerini tanıtmak ve cezalarını çekmelerini esasen adalettir. Devlet ve Millet bunu yapmalı. İkincisi de iftira edilmeyecek. Çıkar, menfaat, makam için kimse ispiyon edilmemeli, iftira edilmemeli. Çünkü kamuya tam bir gammaz, iftira dönemi hakim oluyor gibi. Suçlu, tam cezasını çekmeli, suçsuz kumpasa gidip mağdur edilmemeli.
BEYLERİN KAFESİ ANINDA NASIL BOŞALDI?
Ankara’nın Balgat semtinde Başta İktidar Partisi olmak üzere, “Bürokrat Beylerin” gittiği kocaman bir kafe vardır. Darbe haberi gelir gelmez, 5 dakika içinde kafede kimsecikler kalmıyor. Meydanlara mı koştular, evlerine mi bilinmiyor!
KÜLLİYE’YE 1 EYLÜL’DE GİDEN YAVER UYARISI!
Topçu Kurmay Albay Ali Yazıcı Cumhurbaşkanlığı Baş Yaverliğine 30 Ağustos 2015’te, atandı. 1 Eylül’de ise Külliyeye önemli bir ihbar gitti. Yaverle harp okulunda okumuş bir arkadaşı, çok önemli bir bürokrat üzerinden, Külliye’ye ulaştı: “Bu arkadaş sıkı bir paralelcidir, dikkat edin!”
Cumhurbaşkanlığı bilgiyi aldı, teyit etti ve durumu “değerlendirdi.” Ancak o günden sonra çok önemli görevler ve koordinatları kendisine verilmedi. 15 Temmuz akşamı tam 5 kez yakın korumaları aradı. Ne Cumhurbaşkanının tam yeri, ne de Marmaris’ten THY sivil yolcu uçağı diye havalanan o uçağın uçuş kodları verilmedi. Ve Cumhurbaşkanını havada suikasttan kurtuldu.
Oysa Pakistan Devlet Başkanı Ziya-ül Hak, havada suikasttan kurtulamamıştı. Çünkü yaveri de uçaktaydı!
CEMAATTEN REFERANS GETİR!
Tabi ki 17/25 Aralık’tan öncesi. Malatyalı bir memur, iktidar vekiline gelerek, “Şube müdürü” olmak isteğini iletir.
Vekil, “Tek başıma bir şey yapamam, cemaatten referans getir” der. Memur, güç bela bir referans bulur ve atanır.
***
Gün olur, 15 Temmuz gelir. Eski referanslar aleyhe döner. Şube müdürlüğünden alınır. Müdür Bey, soluğu vekilinin yanında alır. “Biliyorsun ben cemaatten değilim, bir şeyler yapıverin.” Vekil, “Yapacak bir şey yok” diye gönderir. İşte böyle. Türkiye farklı bir ülke.