Yılan, adamın oğlunu sokmuş ve ölümüne sebep olmuş. Adam da yılanın peşine düşmüş, yılanı öldürememiş ama kuyruğunu koparmış.

Aradan epey zaman geçmiş, yılan hep suçluluk duygusuyla endişe içinde dolaşırken bir gün uzaktan adama seslenmiş "Gel, geçmişi unutalım, dost olalım" demiş.

Adam, "Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı oldukça biz, dost olamayız" demiş.

Afganistan da ve Irak ta yüz binin üzerinde kadın, çocuk, genç, ihtiyar öldürdükten sonra, camileri Müslümanların başına yıktıktan sonra, masum çocukların açlık feryadı arşı alayı tuttuktan sonra, Türk askerlerinin başına çuvalı geçirdikten sonra yapılan istatistiklerde halkın yüzde seksen beşi Amerika dan nefret ettiğini öğrenince Yılan gibi sokulup "Dost ve müttefik kalalım, İran ı beraber vuralım" teklifini getiriyor.

Halkın yönü ABD den AB ye yönelince "Ama onlar 30 Eylül 2005 te sizin peygamberinize terör elbisesi giydiren karikatürü yayınlamıştı" diyerek dört ay sonra bizim hamaset duygularımızı kabartıyor, ama kendi yaptıklarının üzerine Danimarka bezi örtüyor.

Amerikalı Jerry Falwel isimli bir papaz, 06/10/2002 günü CBS televizyonunun "60 dakika" programında "Muhammet, bir teröristtir" dediğini gazeteler yazmıştı.

Nisan 1995 yılında "Komünizmin çöküşünden sonra yeni düşman İslâm dır" diyen NATO genel sekreteri W. Cleas ın söyledikleri ile papazın dedikleri gavurlukla silahın İslâma yöneltildiğinin açık ifadesidir.

Bize yapılan bu saldırılar ilk ve son değildir. Ana hatlarıyla sekizinci Haçlı seferlerinden sonra dokuzuncusunu Bush başlatmıştır. 11 Eylül 2001 gününün hemen ardından "Haçlı seferleri başlamıştır" demişti.

Dünyanın en iyi eğitimini almış askerlerin, Guantanamo daki Müslüman esirlere fiziki işkencenin yanında manevi işkence etmek için Kur an sayfalarını tuvalete atmaktadır.

Sende bu yılan zehrinden beter silahlar oldukça, yüz binlerce Müslüman ı öldürmeye devam ettikçe, bende kardeş acısı oldukça dost olmamız mümkün değil.

Yapılan araştırmalara göre Avrupa halkı Amerika yı severken, Avrupalı yöneticiler bir kaşık kanda boğmayı hedefliyorlarmış ama güçleri yetmediğinden hep oyuna gelirlermiş.

Türkiye de ve halkı Müslüman ülkelerde yöneticiler Amerika yı severken halk, din, iman gayretiyle ondan nefret edermiş.

Yöneticiler gelip geçici olduğundan, halk ise devamlı olduğundan asıl olan halkın ne düşündüğüdür.

Sonra yöneticilerin sayısı bir milyonu geçmezken Müslüman halkın sayısı iki milyara yakındır.

Yöneticileri oyuna getirirken halkı da oyuna getirebilir. Ama şunu da çok iyi biliyorlar ki, oyuna gelenler doğru olanı yaptıklarına inandıklarından oyun oynamazlar. Onlar oynattıklarını zannederken kendi oyunlarında oyuna gelirler.

Komünizme karşı ülkelerini korumak için Amerikan yardımını alırken doğru olanı yapıyorlardı ve oyuna gelmiyorlardı. Hem ülkeyi komünizmden koruyorlar, hem de İslami eğitime ağırlık vererek İslâm düşmanı her kim olursa olsun karşı duracak adam yetiştiriyorlardı.

Afganistan da da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ni darma dağın ederek dünyayı belanın birinden kurtarırken çok samimi idiler ve Amerikan yardımını reddetmediler. Böylece ikinci belaya karşı da eğitilmiş oldular.

Yıllardır bu ülkede dağıttığı dolarları yiyenler bile iş dine dayanınca Müslümanların safında yerlerini alıverdiler.

Doğrudan Amerika ya karşı söz etmiyorlar. Yüz ölçümü 42.930 km2 ile Konya kadar olan, beş milyon nüfusuyla İstanbul un üçte biri olan, söylediği sözün ne anlama geleceğinin hesabını dahi yapamayan bir Başbakana sahip Danimarka üzerinden aslında Amerika ya mesaj veriliyor.

Danimarka, sana derim, Amerika, sen işit.