Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa Cumhurbaşkanı halk tarafından doğrudan seçilecektir. Bu milletimiz için yeni ve önemli bir olaydır. Gerçekte bu olay, Milli Görüş’ün önemli bir başarısıdır. Erbakan hocamız yıllarca Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin mücadelesini vermiş, sonunda Türkiye bu noktaya gelmek zorunda kalmıştır. Bu seçim milletimiz için önemli bir fırsattır. Bunun için milletimizin bu seçimi Milli Görüş’ün ortaya koyduğu esaslar doğrultusunda gerçekleştirmesi bir zorunluluktur. İnanan bir toplumun devlet başkanlığı seçimini kendisine ait olmayan esas ve ölçülerle gerçekleştirmesi, kendisini ve değerlerini yok saymak olur. Saadet asrında Medine’de kurulan İslam devletinin ilk devlet başkanı Peygamberimiz (s.a.v) olmuştur. O’ndan sonra bu görevi sırasıyla Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz Ali (r.a) efendilerimiz yapmışlardır. İslam tarihinde bu görevi yapanlara genellikle halife denilmiştir. Bu konu, akide ve fıkıh kitaplarında “İMAMET” ve “HİLÂFET” başlıkları altında işlenmiştir.
HİLAFET, Peygamberimizden sonraki devlet başkanlığı kurumunu ifade eder. Maverdi ve İbn Haldun gibi âlimlerin, devlet başkanını halife olarak isimlendirmeleri, Peygamberimizden sonra bu makama getirilmiş olmalarındandır. Halife yani devlet başkanı, dini korumak ve dünya siyasetini İslam’ın temel kurallarına uygun olarak idare etmek hususunda şeriat sahibine naiplik eden kimse olarak tanımlamıştır.
DEVLET BAŞKANI VE GÖREVİ
Ehli Sünnet âlimleri, devlet başkanlığının gerekliliğini belirterek, ilahi hükümlerin devamını, dirlik ve düzenin sağlanmasını devlet başkanının varlığına bağlamaktadır. Ehli Sünnet, ümmeti sevk ve idare edecek bir devlet başkanının bulunmasını vacip olarak görmüş, Allah’ın hükümlerini uygulayacak ve Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu İslam’a göre kendilerini yönetecek adaletli bir devlet başkanına bağlanmanın farz olduğuna hükmetmiştir.
Ömer Nesefi’ye göre: “Müslümanlarla ilgili dini hükümlerin infazı, cezaların tatbiki, düşmanlara karşı sınırların korunması, ordu teşkil edilmesi, sadakaların yani vergilerin toplanması, zorbaların, soyguncuların ve eşkıyanın kontrol altına alınarak suç işlemelerinin önlenmesi, Cuma ve bayram namazlarının ifa edilmesi, insanlar arasında ortaya çıkan ihtilafların çözülmesi, şahitliklerin kabulü, velileri bulunmayan küçük yaştaki oğlan ve kızların evlendirilmesi, ganimet mallarının taksim edilmesi için bir imama, siyasi lidere mutlak surette ihtiyaç vardır. Bundandır ki, devlet başkanı, Kur’an ilimlerini ihya etmek, İslâm’ın maruf ve münker, helal ve haram esasına dayanan düzenini yürütmek, cihad görevini eda etmek, kadrolar kurmak, bunların maaş ve harcamalarını tayin ve tespit etmek, haklarını vermek, yargıyı yürütmek, had cezalarını uygulamak, zulümleri ortadan kaldırmak, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmak, adil bir düzen kurmak suretiyle Peygamberimize vekâlet etme görevlisidir.
Devlet başkanının görev ve sorumluluklarını dini ve siyasi olmak üzere iki başlık altında sıralayabiliriz. 1- Dini Görevler: Bunlar, a. İslam’ı ve İslam’ın hükümlerini korumak, b. Toplumun dünya ve ahiret saadeti için ceht ve gayret göstermek, c. Ganimet ve sadakaları, zekât ve vergileri toplamak, d. Ezan, Cuma, cemaat ve bayram namazlarının kılınmasını, oruç ve hac gibi dini görevlerin yerine getirilmesini sağlamaktır. 2- Siyasi Görevler: Bunlar, a. Devletin güvenliğini ve kamu düzenini korumak, b. Düşmanlara karşı devletin savunulması, c. Kamu işlerini bizzat kontrol etmek, d. İnsanlar arasında adaleti uygulamak, e. Kamu maliyesini idare etmek, f. Görevlilerin tespiti ve atanması görevleridir. Devlet Başkanı, bütün bu görevlerinde, İslam’ın temel itikat ve uygulama esaslarına uygun olmayacak işlerden kaçınmalıdır. Çünkü devlet başkanlığı makamı Allah’ın dilediği kullara verdiği bir ihsanıdır ve bir imtihandır. Rabbimiz buyuruyor. ALİ İMRAN 26: “De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen, mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin”
DEVLET BAŞKANINDA ARANAN ŞARTLAR
Müslümanlara başkan olup, bu konuda İslâm’ın kendisinden istediği tüm yükümlülükleri yerine getirebilmek, sıradan bir iş değildir. Devlet başkanı olabilmek ve toplumu İslâm’ın belirlediği ölçüler içerisinde yönetebilmek için, bir takım niteliklere sahip olmak gerekir. Bu görev, ehil olmayanlara verilmesi halinde, her türlü huzursuzluk ve bunalımın çıkması kolaylaşır ve yine problemlerin çözülmesi yerine, yeni yeni problemlerin çıkmasına yol açabilir. O halde, toplumu yönetecek olan kişinin bir takım niteliklere sahip olması gerekir. Kur’an, devlet başkanının Müslüman, bilgili, güçlü, adil, dürüst ve takva sahibi olmasını, fasık ve facir olmamasını istemektedir. Şimdi bu şartlara kısaca bir göz atalım.
1- Müslüman Olması: Müslümanları yönetecek kişinin Müslüman olması ve İslam’ın temel esaslarına uyan bir kimse olması gerekir. İslâm, hem devlet başkanlığına tayinin, hem de devlet başkanlığının geçerli olması için bir şarttır. Devlet başkanlığına aday olabilecek kişinin, İslâm’a, İslâm’ın hükümlerine, bu hükümlerin mutlak doğruluğuna, ayrıca bunların her bakımdan en üstün, en adil, en mükemmel olduğuna, bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetinin bu hükümlerin uygulanmasına bağlı olduğuna iman etmesi yanında, bunu pratik olarak da kabul ettiğini, bu yüce esasları hiçbir dünya çıkarı için feda edemeyeceğini de uygulamalarıyla ortaya koyması gerekmektedir. 2- Akıllı Olması: Âlimler, devlet başkanının akıllı olmasını şart koşmuşlardır. Zira onun devleti idarede güçlük çekmemesi için, hatadan ve gafletten uzak ve uyanık olması gerekir. Özel yahut genel, insanın bütün tasarruflarının sahih olabilmesi için akıl aranan bir şarttır. 3- Buluğ Çağı: Devlet başkanlığı, sorumluluk ve başkalarının işini üzerine almayı gerektiren bir görev olduğundan âlimler, devlet başkanında buluğ şartını aramışlardır. 4- Hürriyet: Devlet başkanı olacak şahsın her bakımdan hür olması gerekir. Kişinin bizzat kendisi üzerindeki yönetiminin eksik olması, başkası üzerinde velâyet sahibi olmasına engel olur. 5- Adalet: Doğruluk, eziyet ve zulümden uzak durmak, istikamet üzere olmak, yapılması gerekli olan şeyleri yapmaktır. Hukuki ve siyasi olarak adalet; toplum içinde yaşayan insanların haklarına saygı göstererek, hakkın hak sahibine verilmesi demektir. Kur’an’da, şahıslara, hâkimlere ve devlet idaresinde görev alanlara adaletli davranmaları emredilmiştir. Adalet genel olarak Allah’ın hükmünü uygulamak demektir. 6- Erkek Olması: Ehli Sünnet âlimleri erkek olmayı devlet başkanında aranan şartlar arsında saymışlardır. 7- Âlim Olması: Âlimler, devlet başkanı olarak tayin edilecek şahsın, âlim olup bütün dini bilgilere vakıf olması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Devlet başkanı Kur’an, Sünnet bilgisine ve ahkâmına ait bilgilere vakıf olmalıdır.
8- Bedeni Yeterlilik: Devlet başkanının görevini yeterince yerine getirebilmesi için bedeninde buna engel olacak herhangi bir eksikliğin olmaması gerekir. Bu ve benzeri kemal şartlarına sahip olmayan kimselerin devlet başkanı yapılması uygun olmaz.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ
Bu esaslar istikametinde seçilecek Cumhurbaşkanının her şeyden önce adil bir insan olması gerekir. Adil insan; doğru sözlü, emaneti yerine getiren, haramlar hususunda iffetli, günahlardan sakınan, şüphelerden uzaklaşan, rıza ve kızgınlık anında itidalini koruyan, din ve dünya işlerini yürütürken şahsiyet ve karakterini kaybetmeyen kişidir. Cumhurbaşkanı seçilecek kişi, zulmün en büyük araçlarından birisi olan faizi dünya gerçeği saymamalıdır. AB’den yana değil, İslam Birliğinden yana olmalıdır. Köle Düzenini değil, Adil Düzeni benimsemelidir. ABD’nin stratejik müttefiki olup, zalimler karşısında boyun eğen birisi de olmamalıdır. Bu kimse batı medeniyet değerlerini İslam’ın medeniyet değerlerinden üstün tutan kimse de olmamalıdır. Bu kimse, zina, kumar, içki, domuz gibi benzeri haramları batılılar istedi diye normalleştirme eğilimine de sahip olmamalıdır. Bu kimse, milletimizin milli ve manevi değerlerini, zalimler karşısında koruma ve savunma hidayetine, ferasetine ve dirayetine sahip olmalıdır. Kişisel hayatında adil davranamayan bir kimsenin, insanlar arasında âdil davranmasını beklemek, doğru bir şey değildir. Bu sebeple Cumhurbaşkanı seçilecek şahsın, mümkün olduğu kadar Milli Görüş ilkelerine bağlı bir kimse olması için azami gayret gösterilmelidir. Bu konuda en ciddi duruşu Saadet Partisi sergilemektedir vesselam.