Ezeli rakiplerden Fenerbahçe, kendi sahasında ligde henüz gol yememiş olan Kayserispor’u ağırlayacaktı. Eh, onca sözüm ona transfer şovdan sonra taraftar da stada akın edecek ve rakip lime lime edilecekti. Hele hele başta bir Hollandalı teknik adam varken, nasıl da bu maç rahatlıkla kazanılmazdı!

Diğer ekip Galatasaray da bir önceki maçta altı adet atıp hiç yemeden maç kazanmıştı ya... Trabzonspor da daha hâlâ Trabzonspor olamadığına göre... Ama Terim’in elindeki kadro acaba bu defa Alanyaspor gibi yazlık takım gibi yerleşen bir topluluk mu bulacaktı, yoksa alanı daraltan, topun arkasına geçen bir takım mı? Şayet ikinci ise işleri çok zordu. Çünkü top alıp veremeyecekler, dolayısıyla da yok olup gideceklerdi.

İşte böyle girdik cumartesi akşamına... Cocu gibi müthiş(!) hoca yine 5 oyuncu birden değiştirmişti son maçtan bu yana... Kaledeki Harun için söylenecek söz yoktu. Çünkü zaten üç lig maçı oynamıştı. Ama o Reyes de neyin nesi? Daha önündeki, arkasındaki arkadaşlarının ismini bile ezberlememiş ve tek ön libero... Yani arkadaki stoperler yandı ki, ne yandı! Ayet Slimani ve son makam Valbuena öndeler. Daha ilk bakışta Elyif’in yandığının resmidir bu tablo... Sonra mı? Reyes beyefendi kenara, Mehmet Topal içeri. Yani bir on beş dakikalık rahatlık sanki... Sonra mı? Ekici dışarı, yeni ithal Frey sahaya... Bitti mi? Hayır! Hiç üç santrforla oynanır mı? O halde Soldado da içeri, belki orta atacak, adam eksiltecek Valbuena dışarı... Eeee Ayew gol attı ya, o içeride devam... Acaba bu Ayew’in bir yakınlığı mı var Cocu ile? Bu bölümü ünlü sportif direktör Comolli’ye bir soru ile bitireceğim; Kayserispor’daki Cherry kaç paraya alınmıştır? Daha doğrusu nasıl bulunmuştur? Bölüm bitmedi! Altı yıldır işsiz olan bir sportif direktör ve beyzbol hayranı olan bu kişiyi deneyimsiz yöneticiler ancak iş başına getirebilirlerdi.

Trabzon’a uzanalım. Baktım ki Ünal hoca kesin talimatı vermiş. Demiş ki, “Top kaptırıldığında ya da rakip tarafından kazanıldığında, topluca topun arkasına geçeceksiniz. Yani rakibe top alışverişi yaptırmamak için birbirinize yakın oynayacak, yardımlaşacaksınız...” Hal böyle olunca da yazlık takım görüntüsündeki Alanyaspor karşısında şov yapan emekli yıldızlar iki seksen uzandılar sahaya... Ne pas, ne şut ve ne de pozisyon... Ünal Karaman, Sosa ve Onazi ile kurmuş geri dörtlü önüne ve bu defa Yusuf’u onların önünde serbest kılmış... Önde de gençleşen Rodellega ve yeni silah Nwekaema... Olcay da malum... Bu topluluk geri dörtlünün önüne yakın bloklar kurarak ne Belhanda’ya, ne Fernandao’ya ne de Emre’ye alışveriş imkânı verdi. Eren zaten yoktu. Nykuru da serseri mayın gibi oynarken, Sinan zaten kalabalığı sevmediğinden yok olup gidiyordu. Yine iş kaldı mı önündeki seyirci bloğu yüzünden arka dörtlüye... Trabzonspor ikram edilen ve kazanılan toplarla çabuk da çıkınca, hatta beklerinde de destek alınca, Galatasaray’ın işi bitiyordu. Bitti de... Hele hele tam emekli Belhanda adlı yıldız da kendini attırınca, Fatih Terim, kim bilir, belki de istifa kelimesini aklının bir kenarına yazmaya başlamıştır. Şimdi santrforsuz bir oyun sistemi de düşünmeye başlamıştır. Tabii ki Ndaye’nin bu oyuna sokuşunu da merak ettim doğrusu... Sanki rakip sahanın ortasında uzun kulvarlar açmıştı da... Bitmedi... Selçuk ve Donk bu takımın geri dörtlü önü görevlileri olmadıkça Galatasaray’ın bu ligde zirve yarışı yapması, hele hele Şampiyonlar Ligi’nde yol alması asla mümkün değildir. Ama illa da santrforsuz oyun modeli düşünülmelidir. Trabzonspor’a gelince... Dört golün üçünü atan siyahi oyuncular büyük kazanç gibi görünüyorlar... Hani bizim İstanbul Üç Büyükler’i yeni bir ders mi alacaklar? Sanmam! Onlar mı? Bu kadar yeter!