GÜNDEMDE yeni kabinede kimlerin olacağına yönelik tahmin

ve kulis haberleri ön sıraları işgal ederken, yeni anayasa ve başkanlık sistemi

ile şimdiye kadar çözüm süreci olarak nitelendirilen terörün sona erdirilmesi

çabaları şimdilerde Milli Birlik ve Kardeşlik Stratejisi adı altında

gündemdeki yerini koruyor. Yeni kabinede yer alacak isimler gazeteden gazeteye

değişiyor. Çünkü haber kaynaklarının farklılığı ister istemez farklı isimlerin

ortaya gelmesine vesile oluyor. Bu arada sempati ve antipatiler de akla gelen

isimlerde etkili oluyor. Söz gelimi bazı çevreler ısrarlı bir şekilde bazı

isimleri gündemde tutuyorlar. Bu bakımdan kabine üzerine bir takım tahminler

sıralamanın fazla bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Zaten kısa bir süre sonra

kabinenin kimlerden oluşacağı da netleşecektir.

Yeni anayasa ile birlikte başkanlık sisteminin tartışmaya

açılması ise yıllardan beri devam eden bir tutumun tekrarından ibaret. Bu arada

özellikle terörün sona erdirilmesi hususunda takip edilen yol konusunda AK

Parti kanadında ciddi bir tavır değişikliği olduğu görülüyor. Terörün sona

erdirilmesinde şimdiye kadar çözüm sürecinden söz edilirken şimdilerde Milli

Birlik ve Kardeşlik Stratejisi nden söz ediliyor. Yıllardan beri İmralı ve

Kandil i muhatap kabul ederek HDP nin aracılığı ile terörün sona

erdirilebileceğini düşünenler bugün Kürt sorununun çözümünde yeni aktörleri

devreye sokmanın gayreti içindeler. Bu yeni aktörler arasında görüldüğü

kadarıyla İmralı ve HDP yok. İmralı ve HDP olmayınca Kandil de devre dışı bırakılmış

demektir. Milli Birlik ve Kardeşlik Stratejisi nin uygulanmasında aşiretler,

dini önderler ve sivil toplum muhatap olarak belirlenmiş durumda ki, yanlıştan

dönülmüştür. Çünkü İmralı nın terör örgütü üzerinde belirleyici bir etkisi

olmadığı gibi HDP nin de Kandil e rağmen bir tavır belirlemesinin mümkün

olmadığı görüldü. Böyle olunca da öncelikli olarak terör örgütünün etkisiz hale

getirilmesi, bölge insanının terör örgütünün tasallutundan kurtarılması

gerekiyordu. 7 Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan uygulamanın ardından

terörle mücadelede çözüm sureci bir kenara bırakılarak öncelikli olarak terör

örgütüne yönelik harekete geçilmişti. Netice itibariyle terör örgütünün

bölgedeki etkisi zayıfladıkça halkın da devletin yanında yerini alması doğaldı.

Çünkü terör örgütü kurtarılmış bölgeler oluşturmuş, halk üzerinde yoğun baskı

uygularken, halkın örgüte karşı tavır koymasını beklemek gerçekçi değildi.

Belli ki, çözüm sürecinin çözüme katkısı olmadığını, teröristlerin yığınak

yapmasına yaradığını gören iktidar bölgenin gerçek sakinlerine yönelmek

gerektiğini anlamış durumda. Aynı durum yeni anayasa hazırlanması konusunda da

ortaya çıkmış görünüyor. Geçen dönede iktidar tüm partilerin uzlaşması ile yeni

bir anayasa yapılmasından yana tavır koydu. Hâlbuki partilerin anayasanın tüm

maddelerinde uzlaşmasının imkânsız olduğunu görmemek mümkün değildi. Gelinen

noktada görünen o ki, yeni anayasa konusunda yine tüm partilerin ve tarafların

düşüncesine başvurulacak ancak ortak mutabakat yerine tek yanlı hazırlamak gibi

bir yaklaşım ortaya çıkıyor.

Bir diğer ifade ile tüm partilerin uzlaşmasından ziyade

iktidar kanadı bir partinin desteğini de alarak yeni anayasayı Meclis ten

geçirip halkın onayına sunmak gibi bir strateji izleyecek görüntüsü veriyor.

Bir bakıma uzlaşmasız uzlaşma söz konusu olacak. Buna rağmen özellikle de

başkanlık sistemini önceleyen bir yeni anayasa yapılması hususunda bir

uzlaşmanın sağlanacağını söylemek gerçekçi olmaz. Böyle bir uzlaşma söz konusu

olacaksa uzlaşmaya taraf olan siyasi partinin bir takım dayatmalarını da kabul

etmek gerekir. Elbette, uzlaşma karşılıklı tavizleri gündeme getirir ama söz

gelimi bir HDP ile yeni anayasa konusunda sağlanacak uzlaşma karşılığında ne

gibi tavizlerin verilmesinin gündeme gelebileceğini iyi okumak gerekir.