Teknoloji devi masallarımızı kıramamıştı.

Küresel ısınma mevsimlerimize dokunamamıştı.

Baharın güllerine şahitlik eden yağmurlar, kışın soğuğunu onaylayan uzun karlar düşerdi çocukluğumuza.

Okul yollarında servisler yoktu.

Sorumluluk genin çok baskınmış demek ki.

Aramızda birkaç yaş olsa da, babacan edanla gelir elimden tutar okula götürürdün.

İlkokul bire başlayan minik çocuğu yalnız bırakmazdınız iki küçük amcam Ömer Tuncer ve Recep Sabahattin.

Yolda bazen top koştururdunuz.

Bense her zamanki doğa tutkunluğumla o zamanlar apartmanların, beton sitelerin işgal etmediği masal kadar güzel kırda laleler ve menekşeler toplardım.

Yaz tatillerimiz ne kadar uzundu.

Günler bitmek bilmezdi.

Ege’ye tatile gitmek de yoktu o zamanlar.

Zaten masal kadar güzel ortak bahçemiz ailenin çocukları için cennetten açılmış bir pencere idi.

Ulu ağaçlarla, çiçeklerle, tulumbalı kuyu başında, mahallenin diğer çocuklarını da ağırlardı bu bahçe.

Televizyonun, bilgisayarın bir cadı gibi aramıza girmediği o masalda elbet vakit çok uzun gelirdi.

İkindi sonrası cızırtılı bir radyodan çocuk tiyatrosu dinlenilir, akşam karanlığı çökünce saklambaçlarla ağaçların tepelerine tırmanırdık.

Öğlen sıcağında idi asıl o serin bahçenin görevi.

Ya ağaçların geniş gölgelerine kilim serer ya kovuklarında oturur, uzun vakitler kitap okurduk.

Günlük gazete her eve girmezdi.

Akşamları babam eve gazetesiz gelmez, ertesi gün mahallenin çocukları bahçede o gazeteyi okurdu.

Teksas Tommiksler elden ele dolaşır, bahçe sınırlarında kitaplar değiş tokuş edilirdi.

O vakitler kitaplar da kısıtlı idi.

Şimdiki gibi evlerde binlercesi yoktu.

Komşu teyzelere uğrama sebebimiz sadece ellerindeki kitapları gözden geçirme niyeti idi.

O derin deryayı her yerde keşfe çıkmıştık.

Öğretmenlerimiz yaz tatilinde okulun sınıf kitaplıklarını açar bize kitap yetiştirmeye çalışırdı.

Senin çevren her zaman çok geniş olduğu için, en fazla senin arkadaşların olduğu için daha fazla kitaplara ulaşırdın.

Bahçeye elin kolun kitapla dolu gelir bizlere dağıtırdın.

Yazar oldumsa bu biraz da senin eserindir, zihnimi kitapla beslemendendir.

Sen yine hepimizden bir adım öne çıktın, ailenin ilk ve tek İmam Hatip Okulu’na giden çocuğu oldun.

Artık hepimizden bilgili idin.

Devasa medeniyetimize zaten hayrandın, dini ilimlerle kültürün iyice arttı.

Artık daha kaliteli eserler veriyordun elimize.

Okullarda göremediğimiz, özellikle saklanan üstü örtülü gerçekleri aydınlatan yapıtlarla bir saka gibi su taşıyordun.

Mahallemizin de tek İmam Hatiplisi idin.

Tanıdık tanımadık hastaları duyduğunda koşup soruyordun, vefat ettiklerinde o güzel sesinle Kur’an-ı Kerim okuyordun.

Ah Ömer Tuncer, böyle ansızın vefat ettiğinde daha çocukların çok küçücük, anneciğin hayatta, şaşakaldık hepimiz.

Gelenler, herkes, eski çocukluk arkadaşlarımız; bir iyiliğini anlattı.

İnsanlar için koşuşturmanı.

Ah sevgili amcacığım, yüzünü açtıklarında son bakışlarımla, gözyaşlarımla uğurlarken seni; daha saçındaki aklar karaları geçememişti.

Yakışıklı yüzüne kefen aykırı durmuştu.

Nasıl yaşadıysan öyle gittin.

O çok sevdiğin Kur’an’ı, yine bir çocuk safiyeti ile bir ikindi sonrası okurken ayrıldın dünyadan.

Rahat uyu, sen insanlarla dost idin, Rabbimle de ne büyük dostluğun vardır kim bilir.