Sevgiyle ilgili olarak eğitim bilimcilerinin tespit

ettikleri 7 ana kural vardır.

Bu kurallar yerine getirildiğinde gerçek sevgimizi

çocuklarımıza, aynı zamanda çevremizdeki insanlara hissettirmiş oluruz.

Şimdi bu kuralları sıralayalım.

1 Zaman ayırma: Sevginin birinci kuralı çocuklarımıza

zaman ayırmamızdır.

Anneler bunu fazlasıyla yapıyorlar.

Sorun babaların davranışlarındadır.

Babalar, çocuklarının fiziksel ihtiyaçları için her şeyi

yapıyorlar da, ruhsal ihtiyaçlarını hep başkalarına havale ediyorlar.

Çocuklarının ruh dünyalarına giremiyorlar.

Yoğun hayat mücadelelerini bahane ederek, çocukları için

zaman ayırma meselesi başlı başına bir problem olup çıkıyor.

Oysa sevginin birinci belirtisi çocuğa özel zaman ayırıp

onunla baş başa kalma süresi, çocuğun gelişimi için büyük önem taşımaktadır.

2 İlgi gösterme: Sevginin belirtileri olan bu kurallar,

iç içe geçmiş kavramlardır.

İlgi kelimesinin kapsadığı alan ise, başlı başına bir

konudur.

Çocuğun dünyasına girebilmek, ona güven verebilmek için

yapılması gereken en önemli davranış biçimidir.

Yani yakınlaşmadır,

Çocukla çocuklaşmadır.

Çocuğun seviyesine inmedir.

Derslerine ve yaptığı işlere destek olmadır.

Çocukla dolaşma, oyun oynama ve birlikte balık tutma gibi

davranışlar sıralanabilir...

3 İletişim Kurma: Atalarımız ne güzel söylemişler.

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar da koklaşa koklaşa anlaşırlar.

İnsan hayatında, iletişim kuracağı ve anlaşabileceği en

önemli kişilerden biri de çocuğu olduğuna göre, iletişim kavramını devamlı

gündeminde bulundurması gerekmektedir.

İletişim kurma demek, çocuğunun seviyesine inip onun

diliyle konuşabilme becerisini göstermedir.

İletişim kurma, sadece konuşmak da değildir.

Nerede, ne zaman, nasıl ve ne şekilde konuşulması ve

davranılması gerektiğini bilmedir.

4 Hoşgörülü davranma: Olumsuz ve istenmeyen davranışlar

karşısında, tahammül gösterebilme olgunluğudur.

Çocuğumuzun yaramazlıkları karşısında, sinirlenmeden,

bağırmadan, yumuşak ve tatlı dille yanlışlığını anlatabilme olgunluğunu

gösteren hoşgörülü davranıyor demektir.

5 Çocuğu dinleme: Çocuklarımız bizlere, davranışlarıyla

ve konuşmalarıyla çok şey anlatmak isterler.

Kendilerini ispatlamak için bizlere anlatmak istedikleri

mesajları bıkmadan, usanmadan canı gönülden dinlemek, kişiliklerinin gelişimi

için büyük önem taşıyor.

Bu davranış biçimi, çocuğa değer vermenin ve onu adam

yerine koymanın en önemli belirtisi olarak kabul ediliyor.

6 Çocuğu Önemseme: Çocukların kendilerine güvene

bilmeleri için onlara değer verip önemsediğimizi hissettirmeliyiz.

Ne kadar değerli olduklarını zaman zaman söylemeliyiz.

Kendine güveni olmayan bir çocuk, devamlı anne ve

babasından yardım bekler.

Kendi başına bir şey yapabilme cesareti gösteremez.

Bu davranış biçimi de, çocukları pısırık ve güvensiz

yapar.

7 Sabırlı olma: Sevginin en önemli belirtilerinden biri

de sabırlı olma halidir.

Bu davranışı sergileyebilmek için sağlıklı bir irade

gerekmektedir.

En gerilimli, en kızgın, en stresli anlarımızda sabrımızı

kontrol altında tutmak başlı başına bir meziyettir.

Bu bağlamda,

Sabırlı olma halı ömür boyu mutluluk kapısını açan en

önemli anahtardır.

Sabır zordur ama, meyvesi da ona göre tatlıdır.

 Bu meyveler de,

Allah ın bizlere bahşettiği biricik evlatlarımız olurlarsa, daha tatlı oluyor

tabi...

Allah ın (cc) insanı boş ve güçsüz yaratmasının çeşitli

hikmetleri vardır.

Rum suresinin 54. ayetinde Yüce Allah (cc) şöyle

buyuruyor:

  Sizi güçsüz

olarak yaratan, güçsüzlükten sonra kuvvetli kılan, sonra da kuvvetliliğin

ardından güçsüz ve ihtiyar yapan Allah tır ayetinde bu durum açık olarak

belirtiliyor.

Ayeti Kerimeye göre, insan önce güçsüz olarak

yaratılıyor.

Bu durum, bebeklik dönemi dir.

Daha sonra, güçlü dönemden bahsediliyor.

Bu durum da, delikanlılık dönemi dir.

Üçüncü durumdaki güçsüzlük hali ise, ihtiyarlık dönemi

dir.

İnsanoğlu bu evreler içerisinde, öğrenmeye ve

eğitilmeye muhtaç olarak yaratılmıştır.

İnsan olmanın özelliği de buradan kaynaklanıyor.

Öğrenme ihtiyacı içinde olan insan yavrusu, devamlı

arayışlara ve buluşlara meyilli olduğundan önce kendini tanımaya daha sonra

da, kendini yaratan gücü aramaya yöneliyor.