Türkiye de bir cinayet işlendi. Hakkında çok şey söylenen ve söylenecek olan bir cinayet bu Uzantılarını içe, dışa, sağa, sola bağlayanlar çıkacaktır. Fakat kim ne derse desin, ben yitiğimi dışarıda değil içeride arıyorum ve arayacağım: Mehmet Âkif "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez" der ve ardından, "Sahipsiz olan vatanın batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır" diyerek vatana sahip olmaya çağırır yılların ötesinden Çünkü bir topluma tefrika girdi mi, tefrikanın yapmadığı ve yapamayacağı şey yoktur.
"Toplumun bütünlüğünü sağlayan renkler"e tahammülsüzlüğü, had safhaya çıkaranların tahammülsüzlüğünde arıyorum mikropların yaşamasını ve yeşermesini Şuursuzca yazılan yazılarda, şuursuzca söylenen sözlerde arıyorum yitiğimi Demokrasiyi içselleştirmeden her türlü karalamayı, iftirayı "demokratik özgürlük" sanıp, önünü, ardını düşünmeden söylenen sözlerde arıyorum yitiğimi...
Kamuoyunun yakından tanıdığı, Agos gazetesinin genel yayın yönetmeni Ermeni asıllı Türk vatandaşı Hırant Dink in öldürüldüğü (19 Ocak 2007) günün akşamında çeşitli televizyon kanallarında işlenen cinayet hakkında yapılan yorumları dinledim. Yorum yapanlar, yazılı basının yönetmenleri ve öne çıkan yazarları, veya sürekli karşımıza çıkan / çıkarılan görsel medyanın "gülleri" (!)...
Konuşmaları dinliyorum, kulaklarıma inanamıyorum. Bu zamana kadar insanları kılık kıyafet, dinî inanç, felsefî anlayış, yaşam biçimleri bakımından eleştiren, kınayan, aşağılayan, hor gören, ayırımcılık yapanlar sanki bunlar değil!...
Ellerine geçirdikleri veya kendilerine sunulan gazete ya da televizyon köşelerini (!), karşı oldukları düşünceyi, bu düşüncelerin temsilcilerini, inanç sahiplerini, Türk toplumunun değer yargılarını hor görüp halk ile alay edenler sanki bunlar değil!
İçki içmenin erdeminden bahsedip, içki içmenin her platformda yaygınlaştırılması gerektiğinin mücadelesini verenleri; içki ile başı hoş olmayanları demokrasi ve insan hakları düşmanlığı ile suçlayanları, bu bağlamda içkinin "demokrasi"nin bir gereği, -bu ülkede sanki içki içmeyi engelleyen birileri varmış gibi- içki içmenin demokratik bir hak olduğundan dem vuranları bir görmeliydiniz!
Konya da bir hastanede meydana gelen münferit bir hadiseyi, aslını astarını araştırmadan allayıp pullayarak, bütün başını örten hanım doktorların ve dolayısıyla başını örten hanımların benzer niyette(!) olduklarını kamuoyuna pompalayarak ayırımcılık, bölücülük yapanların nasıl "insanlık dersi" vermeye kalktıklarını bir görmeliydiniz!
Yazılarında ve haberlerinde onarmak, ufuk açmak, insanları günlük olaylar hakkında bilgilendirmek, orta yoldan şaşmamak ve itidal telkin edip ülkeyi yaşanılır hale getirmek için katkıda bulunmak yerine, kendi siyasî görüşünü dayatan ve bunun dışındaki görüşlere yaşama hakkı tanımayan bir üslûpla yazı yazanları bir görmeliydiniz!
Patronlarının "para keseleri"ni doldurmak için ellerinden geleni arkalarına bırakmayıp, hak-hukuk tanımadan sağa sola saldıranları, karalama kampanyaları başlatıp eğriyi doğru, yanlışı gerçekmiş gibi sunanları, kendilerini haklı çıkartmak için var güçleriyle ve her türlü yolu(!) meşru görerek mücadele edenleri bir görmeliydiniz!
Elinizi vicdanınıza koyup herhangi bir günün gazetesini ya da internet sitesindeki web sayfasını açıp inceleyiniz. Haberlerin nasıl çarpıtılarak verildiğini, yazıların nasıl tahrik içerdiğini göreceksiniz. Hatta bu sözleri söyledikleri günün ertesinde çıkardıkları gazetelere bir bakınız. Ne kadar sinir bozucu, ne kadar suç ve suçlu üretici bir tavır içerisinde olduklarını görmemek mümkün değildir.
Niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz
Bunlar utanmadan yaptıklarını, ektiklerini ve ettiklerini görmezden gelip, yüzleri dahi kızarmadan sûret-i haktan görünmeyi nasıl da beceriyorlar Şaşmamak mümkün değil, bu yüzden şaşkınlığımı sizlerle paylaşıyorum. Topluma "kanaat önderliği" yaptığını sanan bu kişiler kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterdiler.
nnn
Evet, uzun zamandan beri Ermeni meselesi Türkiye nin başını ağrıtan bir husus olarak gündemde yerini işgal etmektedir. Bu yüzden Ermeni asıllı Dink in öldürülmesi ses getirmesi, birtakım hesapları bozması, birtakım gelişmeleri tersine çevirmesi açısından çok mühim bir hadisedir. Bu hadisenin Türk milleti için vahimliğini ifade edebilmek için şöyle de demek mümkündür: Bu ve benzeri olaylar, müslümanları kıskaca almak maksadıyla Amerika da gerçekleştirilen 11 Eylül hadisesinin benzer ayaklarını oluşturmaktadır.
Bu hadiseler Türk milletinin gelecek planlarını bozma açısından oldukça önemlidir. Bırakınız uluslararası uzantılarını, salt bir cinayet(!) bile olsa, Ortadoğu nun dizaynı, Türk topraklarının bütünlüğü hususunda farklı emeller peşinde koşanların kötü niyetlerine hizmet edecek kadar mühim bir olaydır Dink in öldürülmesi... Masa başına oturup kehanetlerde bulunanlar(!), bu hadisenin vahametini kavramış gibi görünseler de, her gün köşelerinde yaptıkları ve ektikleri kin ve fitne tohumlarını güya bir tarafa itip birlik, beraberlik, hoşgörü(!) nutukları çekerken riyakârca bir tavır sergiliyorlardı. Ne biçim vicdandır bu Millete "vicdan dersleri" vermeye kalktıklarında biraz da kendilerini, kendi yaptıklarını gözlerinin önüne getirebilseler! Yaptıklarının hesabını vermeyi bir düşünebilseler!
Her şeyden önce, "Benim ne kadar yaşama hakkım varsa, benim dışımdaki insanların da o kadar yaşama hakkı vardır" demedikçe insan olunamayacağını bilmek gerekir! Böylesine evrensel ve fıtrî bir düşünceyi içselleştirip başkalarının içselleştirmesi için de gayret gösterseler ne olur
Bölücülük yapmadan, düşüncelerinden dolayı insanları aşağılamadan, yemesine, içmesine karışmadan, kılık kıyafetine dil uzatmadan, felsefî anlayışını dışlamadan, bu ülkeye ve ülkenin insanına gerçekten hizmet etmeyi düşünerek hareket edebilseler! Bu hal eşyanın tabiatına mı aykırı diyorsunuz İşte o zaman da kin ekip nefret biçiyorsunuz.
İster resmî ister gayri resmî olsun sorumluluk makamında olan herkesin meydana gelen olumsuzluklarda payı vardır. Özellikle "medya"nın iyi bir sınav verdiğini söylemek mümkün değildir. Türk medyasının tahripkâr ve tahrikkâr tutumu, ortamı olumsuz yönde hareketlendirmektedir. Ancak aynı günün akşamı medyanın bu yönünü dile getiren ehl-i insaf yazar ve yayın yönetmenleri de vardı.
Elbette sağlam ve temiz bir mekânda mikrop barınmaz. Mikropların yaşamasına, neşvü nemâ bulmasına fırsat veriliyorsa, buna göz yuman sorumluluk makamında bulunanların, bunları tahrik ve teşvik eden medyanın payının olduğu bir gerçektir.
Evet içeride mikroplara gıda üreterek "tefrika"nın gıda haline dönüştüğü/dönüştürüldüğü bir ortamda bu oyunu kim, nasıl bozabilir
Tefrika öldürmekten beter değil mi