1980 öncesindeki APnin etkin olduğu bir iktidar günlerinde, anamuhalefet partisi CHPnin, kullandığı bir telefonun faturasının bir bakanlık tarafından ödenmesini öğrendiğinde kıyameti kopardığını (gücü yettiğince bağırıp çağırdığını) gördü, duydu, bildi bu ülkenin insanları....
Telefon faturamızı ödediğinize göre, telefonlarımızı dinliyorsunuz. O kadar samimiyetle inanıyorlardıki bu iddialarına, telefon dinlemenin teknik bir iş olduğunu, fatura ödemekle bunun yapılamayacağını kimse anlatamadı onlara.
Yıllar önce İçişleri Bakanlığı yapmış Dr. Faruk Sükanın "Bu ülkedeki komünistlerin nefes alışları kayıtlarımız altındadır/takip ediyoruz" demesini gerekçe gösteriyorlardı.
Bugün kimse ortaya çıkıp CHP muhalefet yapmak için böyle yapıyordu. Laf olsun gatezeler yazsın hesabı. Yoksa onların içinde de vardı telefon gibi aletlerin tekniğini kavramış insanlar.. Demesinler. Tepeden tırnağa dinlenilmiş olduklarına inandıklarına şahit olduk çünkü. Hem sonra teknik konuların CHPile bir alakasının olmayacağına bir başka canlı misalimiz daha var. Hatırlayın lütfen: İstanbul Belediye Başkanlığını kazanacağına kesin gözüyle baktıkları, kendi çalıp kendi söyleyen şarkıcı çocuklarını aday gösterdiklerinde iddiaları ne idi Tüm İstanbulun lağım borularının son noktası Yenikapıya su arıtma sistemi, fabrikası kurarak İstanbulun su sorununu çözmek.. CHPlilerin o gün canla başla savundukları bu teze bu gün gülemiyorsunuz bile. O çalgıcı çocuk mu Kartel TVsinde bir ara 28 Şubat tetikçiliği yapıyordu.
Telefon faturası ödenmesinden, telefon dinlenmesi neticesine varan o günlerin CHPsinden gelelim bugünün Kemalli CHPsine...
Encümen-i Daniş adıyla kendini duyurmuş etkin emekliler teşkilatını duymayan var mı bu ülkede İhtilallerin ilk filizlendirildiği ve fizibilitesinin yapıldığı yer olarak bilinmez mi Hatta o kadar efsaneleştirilmişlerdir ki, onların planlama evraklarına adı yazılmayan hiç bir kuş uçamazmış darı tarlalarının üstünde.
Hal böyle iken..
Başkanları ne demişti geçtiğimiz günlerde: Biz Süheyl Batumu sağı toplaması için hazırlıyorduk. Gitti CHPye kayıt oldu.
Şaşırdık biz de. Kimin nerelerde yetiştirildiği değil bizi şaşırtan. CHPlilerin sessizliğine hâlâ inanamıyoruz.
Daha ne deseydi Encümen-i Daniş başkanı Yetiştirdik, hazırladık, süsledik, püsledik...
Demek ki telefonum dinlendi sanan CHPden günümüze çok sular akmış köprü altından.
Gerçi şu da bir ihtimaldir: Süheyl Batumdan sağı toplaması istenmişti ya.. Belki de CHPde görevlendirilmesi ile yapacak bu işi. İhtilâl isteyici, ihtilâlci koruyucu, ihtilâlci taslaklarını yüreklendirici beyanlarını ve ikna odalarıyla donatılmış bir ülke tasvirlerini duyunca onun ağzından bu ülkenin insanları, sağ kalmanın yollarını arayacaklardır.
Süheyl Batumu yetiştirdiğini itiraf zorunda kalan Encümen-i Danişin saklamak istediği gerçek böyle bir şey olmasın
"Yardım"cı
"CHP ve MHP isterlerse yardım ederim" demiş T.Özalın ANAPı teslim ettiği ve 28 Şubatın iktidar ettiği Mesut Yılmaz.
Aman koş!
İstemeseler de lütfen yardım et onlara.
ANAPın yanına gönder onları..
Eninde sonunda gidecekler oraya ama, ağırdan alıyorlar. Senin kadar elleri çabuk ve becerikli değiller.
Bu görevi başardığında, belki affeder seni bu ülkenin insanları. Zaman aşımından yırtmış olmak "beyazlanmak" değildir.
Otomobil uçar gider
Yerli otomobilimiz olsun isteniyor.
1961 yılında üretilen ve fakat yürütülemeyen "Devrim" otomobilinin yürümeme sebebinin benzin unutulması olmadığını anlayalım artık.
O günün bu karikatürü size neyi anlatıyor
Asgari ücret brüt 227 lira, dolar 9 lira. O günlerde ithal bir otomobil kaç lira idi Bilemiyoruz ama, 1966-67 yıllarında bu ülkede üretilen Anadolların 27.000-28.000 lira olduğunu bilerek... Oturun bir takım hesaplar yapın ama, 450 bin liranın o gün için alım gücünün çok fazla olduğunu unutmadan.
Öyleyse neden maliyet fiyatı yüksek gösterilerek engellendi otomobil üretimine geçmemiz
Otomobil üretelim fikri, kimindi ve o "Devrim" onun emekleriyle üretilmedi mi
Yani bu iş olursa, güç onlarda olur korkusu.. Yani Erbakan kokusunu, gelişini ta o yıllarda alması o engelcilerin.
Gerçek budur efendiler!
Belgeler ya da Belgesel
YIl Ekim 1960
Yassıadada duruşmalar başlamamış. CHPnin yayın organı bir derginin baş yazarı şunları yazmış:
"Daha ilk yargılamaya iki gün var. Şimdi kırk sekiz saatin uzağından düşünüyorum: Bu pislikten ne çıkarabiliriz .. Eğer sağ olsaydı, şair Eşref gibi bir hiciv dehası bile, güneşe serilen kirli çamaşırlar önünde gözlerini yumar, burnunu ve kulaklarını tıkardı. Çünkü duyduklarımız, gördüklerimiz, açıkgöz ve kulağı delik Babıâlinin bile hayalini aşıyor!
Mizahçı, elbet titiz ve sinirli ev hanımları gibi on yılın çamuruna, çirkefine, pisliğine uzaktan seyirci kalamaz. Kalemlerimiz ve fırçalarımız, ne olursa olsun bu konulara değecektir. Ama insan vücudunun attığı posaları tahlil eden bir kimyager kadar temiz kalarak..."
Çevirin sayfayı yukarıdaki karikatürü göreceksiniz.
"Kararı kim ne zaman vermiş"in belgesidir bu. Yıllarca dinlediğiniz CHPve İsmet İnönü idamları istememiş edebiyatının arkası boş yani.
Bugünkü CHPne baktığımızda, Silivride sivrilen insanlardan güç almaya çalıştığını görmüyor musunuz Dâvâ devam ederken yargıyı etkileyici demeçlerden/fiillerden uzak durmak gibi bir geleneği yok CHPnin. Üstelik yön vermek sevdası var. Sağdaki karikatürün tarihinin "30 Haziran 1960" olduğunu söylersem şaşırmazsınız değil mi Yani ihtilâlden üç gün sonra.. Ancak anlayabilmiş CHP, satılmak istenen topraklarımızı.. Ya da yargılayıcılara çağrı: Siz suçlayacak malzeme bulamazsanız eğer, biz yardıma hazırız. Buyrun ilk üretimimiz bu. Tarih 30 Haziran 1960 demiştik ya..
50 yıl geçti o günden beri.
CHPve medya konusunda bu ülkede ne değişti
CHPni suçlamak değildir maksadımız. Eşyanın tabiatı böyle. Herşey aslına rücu eder. İhtilâlcilik, ihtilâlcilere arka çıkmak karakteri olmuş bir gruba/partiye niye değişmiyorsun demek biraz fazla aslında.
Dört eğilim olduk yutturmacasıyla eğilip bükülmeyi öğrenmeseydi Yassıadada yargılanan fikrin çocukları, bugün CHPye yaranmak için gömleksiz dolaşmayı akıl ederler mi idi
Bu ülkeyi seven herkes, bu ülkenin saadetini düşünmek zorundadır. Ne kadar yenilenirse yenilensin CHPnin aynı, diğerlerinin de onun yakını olduğu bu ülkede belgelerle sabittir. (Şekillerde görüldüğü gibi..)
Kart, Kurt
Seçim vaadlerine bakın:
Seçim sonrasında iktidar olduklarında CHPliler halka "Okkart" dağıtacaklarmış. (Hazırlamasını Atilla Kart mı yapıyormuş, ne ) MHPliler ise "Kurtkart.." AKPnin ne dağıtacağı da belli. "Yakkart" Y yeni AKPden geliyormuş. Eskisini unutacak sanki bu millet.
Ne diyelim Memleketi babalar gibi dağıttılar elbirliği ile.. Bir kart mı dağıtamayacaklar
Lakin milletin de bir kartı olacak onlara. Seçimde sandıklarda göstereceği.
Haydi git, kartı. "Gitkart"
Adının ne zaman farkına varmış
Etyemezli Apti anlattı: Neden "Benim adım Kemal" dedi Kılıçdaroğlu Merak ediyordum. Hafızamı yokladım; yıllar öncesini canlandırdım hayalimde. İşte orada yakaladım Kılıçdaroğlunun esprisini.
YılmazGüneyin bir filmi vardı: Benim adım Kerim, diye. İşte o gün sinemada benim bir sıra önümde oturan lise öğrencisi Kemal bey çok etkilenmiş olmalı ki filmden, benim adım Kemal diyerek yürümüştü kaldırımlarda sinemadan çıktığında.
Mecliste üç parti
AKP artıklarını ve ırkçılıkla itham edip ihraç ettiklerini transfer eden MHPnin haline bakanlar diyorlar ki: Bu MHP barajın altında kalacak!
İlk defa olmayacak bu. Lakin MHPnin telâşını anlamak zor. CHPile "Hayır"lı bir ittifak yaptığına inandığı günler çok mu gerilerde
Refahyol günlerinde "Erkek"
Ecevitle koalisyonda "sessiz destek"
CHPile muhalefette "Ortak" rollerini başarıyla yapan MHPartık yolun sonuna geldi. Bunu bilenler/görenler Başbakana demiş olmalılar ki, o da çıktı iki partili sistem istiyoruz, dedi.
İki partili sistem isteyen SayınBaşbakanın yanıldığı nokta neresi Bakanlık günlerinde Çarşambada çarşaflı kadınların peşine polisleri salan Başesgioğlundan medet bekleyen MHPnin barajı aşamayacağı bir gerçek iken, sorumuzu tekrar edelim: Başbakanın yanıldığı nokta neresidir
Meclise bir üçüncü partinin gireceği gerçeğidir. Bu parti Saadet Partisidir.Bunu MHPnin telâşından, CHPnin çorbalaşmasından, medyanın hizaya sokmaya çalışmasından anlamak mümkün.
Ve Saadet Partisi teşkilâtlarının, mensuplarının çalışmalarından, umutlarından, gülümsemelerinden anlamak mümkün.
Mevlâ görelim neyler!