Merkez Banksı 1,5 ay içinde faizi üçüncü kez artırdı. Böylece üç seferde faizler 5 puan artmış oldu. Hâlbuki son yıllarda hep faizlerin indirilmesi çağrısı yapılıyor, ama bir türlü bu gerçekleşmiyordu. Çünkü faizlerin düşürülmesine hem Merkez Bankası hem de diğer bankalar direnç gösteriyordu. Netice itibariyle talimatla faizlerin indirilmesi sağlanamadı. Döviz kurlarındaki ataklar faizlerin indirilmesine direnenleri bu defa faizleri artırmak zorunda bıraktı. Merkez Bankası’nın son olarak faizleri 1.25 puan artırması medyada ‘İhanet’, ’Cesur faiz kararı’, ‘Merkez Şaşırttı’,’Üçüncü hamle’ gibi farklı başlıklar altında verildi. Farklılık sadece yapılan artışın miktarına yönelik değerlendirmelerde ortaya çıkıyordu. Yani faiz artışına karşı çıkan pek yoktu ama fazla bulanlar vardı.

Dövizdeki hızlı yükseliş devam ederken yakın zamana kadar faizlerin düşürülmesine direnenler ihanetle suçlanırken, bu defa Merkez Bankası’nın gerekli tedbirleri alabileceğini ifade ediyorlardı. Bir bakıma döviz kurlarındaki artışın durdurulması ve ardından düşürülmesi için adeta fazla gecikmeden faizlerin artırılmasını ister tavır sergiliyorlardı. Bu bakımdan belli ki, küresel sermayeye mahkûmiyet devam ettiği sürece faizlerin inmesinin mümkün olmadığı bir kez daha görülmüş oldu. Her ay ihracat rakamlarındaki artış rekor olarak nitelendirilerek verilirken ithalattaki artışın verilmeyişi bir bakıma kamuoyunun dikkatinden kaçırılmaya çalışılması ile cari açığın önlenmesi mümkün olmuyor. Bu arada tüketime dönük yatırımlar ile ülkeye çağ atlatıldığı sanılsa da ürettiğimiz ihtiyaçlarımızı karşılamaya yetmiyor, bunun sonucu olarak ürettiğinden çok tüketen, her geçen gün borç yükü ağırlaşan bir ülke konumumuz devam ediyor. Çünkü giderlerimizi karşılamak için sık sık iç ve dış borçlanmaya gidiliyor. Bu ise borç veren iç ve dış sermaye çevrelerinin elini güçlendiriyor. Bir bakıma istedikleri faiz oranını bulmadıkları takdirde ya borç vermiyorlar ya da bir takım tesislere ortak olarak girerek verdiklerini tahsilde ellerini güçlendiriyorlar.

Merkez Bankası’nın son faiz artırımının ardından yapılan değerlendirmelerin bazılarında küresel sermayenin bastırmasına dikkat çekiliyordu. Küresel sermayenin daha fazla kazanmak, ülkemizi esir almak için bir takım zorlayıcı yollara başvurduğu bir gerçek. Bunu bazen doğrudan bir takım operasyonlar ile bazen de içerideki işbirlikçileri eliyle yapıyorlar. Bu gerçeği bilerek adım atmak gerekiyor. Bunun yolu ise kendimizi borç almak zorunluluğundan kurtarmaktan geçiyor. Bir anda hiç borç almadan işleri yürütmek mümkün olmayabilir ama her sene bütçeye konulan faiz ödemelerinin miktarını artırmak zorunda kaldığımız sürece bankalara faizleri indirmelerini söylemek fazla bir anlam ifade etmiyor. Bu gerçek çeşitli kereler görüldü.

Böyle olunca yatırımların mutlaka üretime dönük olması gerekiyor. Üretim artışı tarımda olabileceği gibi sanayide de olması gerekiyor. Dikkat çekmeye çalışacağım bir başka husus ise ithalata dayalı ihracat artışı ülkemizi borçlanmaktan kurtarmıyor. Bu bakımdan ihracat artışının üretim artışı ile sağlanması gerekiyor. Tarım alanında ülkemiz kendi kendine yeterli 7 ülkeden birisiydi. Ne var ki geçen 15 yılda çeşitli tarım ürünlerini ithal etmeye başladık. Yani tarım ülkesi olma özelliğimizi yitirmeye başladığımız gibi sanayi alanında da ithalatı azaltacak yatırımlar yapılmadı. Bunun yerine yollar, köprüler yapmak, böylece toplumun gözü boyanmaya çalışıldı. Yapılan köprüler ve yollar kendi ürettiklerimizi iç ve dış pazarlara ulaştırmaktan çok ithal ürünlerin taşınmasına hizmet etti. Kısacası küresel sermayeye muhtaç olmaktan kurtulmadan istediğiniz kadar bağırın faizler düşmüyor, aksine yükseliyor.