Türkİye, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren resmen yönünü Batı’ya çevirdi. Fakat ne gariptir ki, ülkede yaşanan sıkıntıların kaynağını Batı’nın öncülük ettiği küresel sistem oluşturmaktadır. Bir o kadar daha garip olan ise; çözümün adresi olarak hala bunların kabul ediliyor olmasıdır.
En açık şekli ile ifade edecek olursak, küresel sistemden medet ummak, o sisteme eklemlenmiş olmanın başka bir ifade şeklidir. Bu sistem Siyonist-Haçlı ortak yapımıdır ve kendilerinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımazlar. Bu gerçekler ışığında herkes hesabını ona göre yapmalı, yönünü ve yürüyüşünü gözden geçirmelidir. Öyle, “Gönlüm ezilenlerden yana, ama bir de realite var” mazeretine sığınmanın, ona göre yön belirlemenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Bu ikiyüzlü siyaset artık tarihe karışmıştır. Milletimiz bu tür davranış sergileyenlere bundan sonra prim vermeyecektir.
Her şey ayan beyan ortada: Ya küresel sistemin safında yer alırsınız, ya da bu haydutların karşısına dikilirsiniz. Hem zalimlerle iş tutacaksınız; onların kurduğu ittifaklar içerisinde yer almaya devam edeceksiniz, hem de mazlumların yanında olduğunuzu söyleyeceksiniz. Yok böyle bir dünya. Ya zalimlerle beraber olursunuz, ya da ezilen, hakları gasp edilenlerin yanında yer alırsınız. Ya kendi medeniyetinizi ihya ve inşa faaliyetine girişirsiniz, ya da yok olur gidersiniz. Hem orada olayım hem burada görüneyim devri çoktan kapandı. Herkes safını belli etmek; “ya olduğu gibi görünmek, ya da göründüğü gibi olmak” mecburiyetindedir. Ayrıca Batı, iflaslarla boğuşmaktadır. Bu anlamda Türkiye’de ve İslam dünyasında Batıcı siyasetin sonuna gelinmiştir. Bundan böyle Batı’ya ayarlı anlayışlar halkta karşılık bulamayacaktır.
Bunlar asıl çirkin yüzünü Birinci Dünya savaşında göstermişti. O dönemde ellerinde havuç vardı. Bir yanda Osmanlı tasfiye ediliyordu; işin bu kısmı can sıkıcıydı, ama öbür yanda kabileler devlet oluyor reislerine de krallık veriliyordu. Günümüzde ise, Batı, her türlü bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin içerisine gizlenerek 100 yıl önce kendi eliyle böldüğü coğrafyayı ve insanları bir kere daha parçalara ayırmakla meşgul. Milletlere dostmuş gibi davranarak arkadan iş çevirme politikasına tam gaz devam ediyorlar. Ama insanlar uyandı, Batı deşifre oldu.
Ülkemizde özellikle son seçimlerden bu yana yaşanmakta olan gerilim ve şiddet olayları başta olmak üzere ne kadar sıkıntılı işler varsa maalesef hepsi aynı kaynaktan beslenmektedir. Son zamanlarda etrafımızda oluşan kuşatmadan sık sık söz edilmeye başlandı. Türkiye’nin etrafı ateş çemberiyle çoktan çevrelenmişti, bu durum yeni değildir. Belki yeni olan çemberin iyice daraltılmış olmasıdır.
Irak’ta İbadi’nin “reform kararları”
Irak Parlamentosu Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu Sözcüsü Adil Nuri, Irak Başbakanı Haydar el İbadi’nin “yolsuzlukla mücadele ve reformlar” çerçevesinde aldığı kararların ardından 20 bakan ve 314 üst düzey devlet yetkilisine yurt dışı yasağının getirildiğini bildirdi. Nuri, yaptığı açıklamada, “20 bakan ve 314 üst düzey devlet yetkilisine yurt dışı yasağı getirildi. Irak’taki yöneticiler uzun yıllardır yolsuzluk yapıyordu. Reform adımlarıyla devletteki görevini şahsi çıkarları için kullanan yetkililer hakkında dava açıldı” dedi. Ellerinde önemli başka yolsuzluk dosyalarının olduğunu belirten Nuri, “Bu dosyalarda birçok kişinin adı geçiyor. Kısa bir süre içerisinde bu konuda gerekli adımları atacağız” ifadelerini kullandı. Adı “yolsuzluk dosyasında” bulunan eski Bağdat Belediye Başkanı Sabır el-İsavi’nin Lübnan’a gittiğine dikkati çeken Nuri, “Çıkış izni olmadığı ve hakkında dava açıldığı için Lübnanlı yetkililer kendisini Irak’a iade etti” bilgisini paylaştı.