Bismillahirrahmanirrahim;

Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

İnsanların hafızasıyla oynamak, toplumu hiçe saymak, herhalde böyle bir şeydir. Önce Devlet Bahçeli sahne alıyor ve 26 Ağustos 2018 Pazar günü erken seçim çağrısında bulunuyor. Bu çağrıyı yaparken ülkenin içinde bulunduğu bir takım sıkıntılardan söz ediyor. Bir gün sonra Devlet Bahçeli ile Erdoğan görüşmesi gerçekleşiyor. Bu görüşme sonrasında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan kameralar karşısına çıkıyor. Ve daha önceki, “Erken seçim vatana ihanettir” beyanının aksine 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılacak bir baskın seçim için birlikte karar aldıklarını ilan ediyor. Erdoğan da tıpkı Bahçeli gibi ülkenin içinde bulunduğu bir takım sıkıntılardan söz ediyor. Bir an önce bu seçimin yapılmasında ülke için âli menfaatler bulunduğunu söylüyor! Geldiğimiz noktada milletimiz, 16 yıldır ülkeyi tek başına idare eden AK Parti’nin yeni bir hile ve oyunu ile karşı karşıyadır. Uyguladığı yanlış politikalar yüzünden; ahlaki ve manevi değerlerimiz aşınmış, borca dayalı para sistemi yüzünden ekonomimiz duvara toslamış, AB projeleri ile eğitimimiz sulandırılmış, adalete olan güven sarsılmış, uygulanan dış politika ile ülkemiz devamlı ateş çemberinin içinde tutulmuştur. Milletimizin, sürekli olarak yanılan ve yanıltan bu AK Parti’nin gerçek niyetini görmeye başlandığı bir dönemde, bu baskın seçim kararının alınması anlamlıdır. AK Parti ve MHP niçin böyle bir baskın seçim kararı aldılar? Bunun üzerinde ciddi olarak düşünmek gerekir.

SAADET KORKUSU

Ne olduysa oldu milletimiz, Saadet Partisi’ni dinlemeye başladı. Milletimiz, Saadet Partisi’ni dinledikçe kendisini Saadet Partisi’nde buldu. Erzurum’dan Edirne’ye, Diyarbakır’dan Sivas’a, Hakkâri’den Muğla’ya, Antalya’dan İstanbul’a, Mardin’den Samsun’a bütün Anadolu, Saadet Partisi ile yeniden uyanmaya ve coşmaya başladı. Saadet Partisi’nin adil ve kucaklayıcı ikazları karşısında sendeleyen AK Parti ve üst aklı, aleyhine işleyen bu süreci lehine çevirebilmek için baskın seçimi, cankurtaran simidi gibi gördü. Bunu şuradan anlıyoruz. Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun: “İktidara gelirsek rahatlatan ve fakat üretmeyen bütün yatırımları durduracağız”  sözü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı derinden etkilemiş olacak ki: “Şimdi birileri diyor ki, biz yatırımları durduracağız. Niyeymiş, yatırımlar üretmiyormuş. Göreve geldiğimizde 36 milyar dolar ihracat vardı, şimdi 160 milyar dolar. Üreten ekonomi yok diyenler gözünüze, dizinize dursun. Üreten ekonomi olmasa sen IMF’ye borcu ödeyebilir miydin?” cevabını vermiş. Saadet liderinin çıkışına Erdoğan’ın verdiği bu cevap, Saadet’in müspet uyarıları karşısında dara düştüğünün belgesidir. Bu itiraz karşısında Temel Karamollaoğlu’nun Erdoğan’dan mütevazı bir talebi olmuştur. Diyor ki: “Evet, biz sözümüzün arkasındayız, Halep ordaysa arşın burada. Mesela çıkalım A Haber’e anlatalım; Türkiye üretiyor mu, tüketiyor mu? Büyüyor mu, küçülüyor mu? Güçleniyor mu, zayıflıyor mu? Borç mu ödüyor, yoksa borçlanıyor mu? Kim haklı kim haksız milletimiz karar versin.” Bu mütevazı isteğe karşılık verirler mi? Yaşayarak göreceğiz. İşte bu baskın seçime, Saadet korkusu nedeniyle gidiliyor.

GERÇEKLER

İktidar ihracat rakamlarını açıklıyor da, ithalat rakamlarını gizliyor. 2017 yılında ihracat %7,4 artmış, ithalat ise %17,7 artmıştır. 2018 yılının ilk üç ayında ihracat  %9,1 artmış, ithalat ise %22,7 artmıştır. Dünyada ithalatın en fazla arttığı ülke Türkiye’dir. Neden iktidar bunlardan bahsetmiyor! IMF’ye borcu ödedik diyorlar da; neden 453 milyar dolara çıkartılan dış borçtan söz etmiyorlar! %63,5’e ulaşan Dış Ticaret açığını niçin gizliyorlar. Vatandaşın bankalara olan borcunun AK Parti iktidarı döneminde 70 kat arttığından niçin söz etmiyorlar.

İktidarları döneminde faize 700 küsur milyar TL ödediklerini milletten niçin gizliyorlar? Erbakan Hocamız kendisine bir konuda itiraz eden birisine verdiği: “Arkadaş yüzünü eteğinle örtüyorsun ama bu sefer alt tarafın açık kalıyor” cevabı, konuya ışık tutması bakımından önemlidir sanırım.

SAVAŞA DEĞİL, SEÇİME GİDİYORUZ

Bu seçim sürecinde, AK Parti’nin bekasını Türkiye’nin bekası gibi görmek, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bir bakanın, yaşanacak bir seçimin kendileri için ifade ettiği manayı anlatmak üzere kurduğu cümleler manidardır. Bakan diyor ki: “Mehmetçiğimiz cephede, Afrin’de savaşıyor. Şimdi bir Kurtuluş Savaşı’ndayız. Teşkilatlarımız da 2019’da bir seçim savaşına hazırlanıyor. 2019’daki bu seçim savaşına Başkomutanımızın liderliğinde hazır mıyız? Allah gazamızı mübarek eylesin.” Bakanın ifade ettiği bu “seçim savaşı” şimdi, 28 Haziran 2018’e alınmış oldu. Normal bir seçim olayı için bu ifadeleri kullanan insanların ruh hallerini siz bir düşünün. Siyaseti bir savaş gibi görenler, ülkeye huzur ve refah değil, ancak kargaşa ve bunalım getirirler. Toplumu kutuplaştırarak oy devşirmeye çalışanlar, hem kendilerine hem de bu ülkeye yazık ederler. Her şeyin bir sonu var. Korkunun ecele faydası yoktur. İnanıyoruz ki yapılan bu baskın seçim ile AK Parti iktidarı son bulacaktır. İnşallah bu baskın seçim, Saadet Partisi’nin zaferi ile sonuçlanacaktır.

MÜLKÜN SAHİBİ ALLAH’TIR

Kuvvet ve kudret sahibi olan ancak Allah’tır. Irkçı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin zahiri gücü; dağları oynatacak kadar da olsa, bu da Allah’ın elindedir. Bir millet, mutlaka layık olduğu idareyi bulur. Çok az topluluklar, çok fazla topluluklara Allah’ın izniyle üstün gelir. O vakit geldiğinde, hilecinin hilesi kendi başına geçer, kendisini koruyacağını sandığı zırhları, kendi elleriyle parçalar. Saadet Partililer; “Allah, rızasını gözeterek iş yapanların yardımcısıdır” esasına inanan şuurlu bir topluluk olarak, bu baskın seçiminden en başarılı sonucu almak için takatlerinin sonuna kadar çalışacaklardır. Üzülmek ve gevşemek yoktur. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. Selam hidayete tabi olanlara…