Bugün Şevket Eygi hocam gibi konuşacağım. Maddeci değilsek de madde madde yazmanın akılda daha bir kalıcı olduğunu bilmiyor değiliz. Laf ile dünyaya nizamat veriyor diyenler olabilir. Maksat hâsıl olsun da bırak desinler. Uzatmayalım. Bu memleket nasıl düzelir?

* Silkinip kendine gelince düzelir bu memleket. Başına çok büyük musibetler geldiğinde nasıl özüne dönüyor ve kükremiş sel gibi bendini çiğneyip aşıyorsa felakete duçar olmadan da bu ruhu sürdürmeli. Tehlike geçtikten sonra da ilkelerini korumalı, dostunu dost düşmanını düşman bilmeye devam etmelidir.

* Kendi iç barışına sahip çıkmalı, ayrıştırmadan bir şeyler devşirmek hevesine kapılmadan uzlaşma yolları aramalıdır. Bu millet hiçbir zaman başkasının yangınıyla yemek pişiren olmamış, komşusunun yangınına su taşıyan olarak hafızada kalmıştır. Etnik, siyasi ve mezhepsel farklılıkları ne adına olursa olsun kaşımamak gerekir.

*Mademki memleketimiz üzerinde hesabı olan dış güçler bizim ailevi denilebilecek sorunlarımızı çatışma vesilesi kılmaya çalışıyor ve biz bu oyunun farkında isek, o zaman bu oyunu bozmak için daha bir dikkatli olmamız icap eder. Nasıl mı? Zayıf yanlarımızı kuvvetlendirerek! Tahrik edilen noktalar üzerinde teyakkuza geçerek.

* Yönetenlerle yönetilenler arasında ortak paydaları çoğaltıp, müşterek bir dil geliştirerek devlet-millet kucaklaşması temin edilmeli. İtibarlı-itibarsız, yakın-uzak, yansız, yandan çarklı ya da yandaş demeden her birimiz anlamlı bir cümleyi oluşturmaya hazır kelimeler olmalıyız.

* Devlet kademelerine, önemli makam ve mevkilere hısım, akraba, hemşeri ve dost referanslı atamalara son verilmeli. Makamı maiyetindekilere hükmetme şehvetini giderme vasıtası kılan hödüklere fırsat verilmemelidir. Şu anki manzara tam da böyle bir manzaradır. Ankara’da dayısı, mecliste yeterli sayısı olan koltuğa yerleşiyor. İlk icraat olarak da kendi altındakilere ne denli muktedir olduklarını ispat etmek oluyor.

* Cemaatlerle devlet arasındaki karşılıklı menfaate dayanan flörte son verilmeli.

* Milli Eğitim’in adeta gözden çıkarılmış ümitsiz manzarası değiştirilmeli. ‘Ne yapalım, ancak bu kadar oluyor’ gibi bir sığınmacılık içerisine girilmemeli. Eğitim yönetimi yeniden planlanmalı. Gerekirse okul idarecileri toptan istifa ettirilmeli (Üniversite dekanlarında olduğu gibi) gereksiz ve ehliyetsiz olanlar ayıklanarak onların yerine eğitim yöneticiliği vasfını haiz gerekirse dışarıdan elemanlar alınmalıdır. İleri vadede okul idarecileri tamamen “eğitim yönetim” birimlerinden alınmalıdır.

* Diyanet İşleri Başkanlığı sadece Kur’an okuyucusu ya da namaz kıldırıcısı imam ve din görevlileri yetiştirmeye son vermeli tesir ve telkin gücü yüksek entelektüel donanıma sahip, diksiyonu düzgün, iradesi güçlü, edebiyat ve mizah kültürüne sahip kadrolar yetiştirmelidir. Ailelerin içine kadar giren Fetö belasına bir daha uğramamak için bu şarttır. Tesirsiz din anlatıcılarının yerini böyle tesir gücü yüksek illetli ve fasit adamlar alacaktır her zaman.

* Gelir dağılımdaki eşitsizlik, sosyal adaletsizlik hâlâ çok önemli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Terör ve siyasi çatışmaların gürültüsünden halkın bu ıstırabını ne yazık ki kimseler duymamaktadır. Sıtma olsam da hiç olmasa hayattayım tesellisi ile yaşıyor halkın çoğu. Oysa onurlu, vakur bu yoksul halktır 14 Temmuz gecesi göğsünü tanklara siper eden. Tehlike geçtikten sonra ortalıkta poz veren bedavacılara gösterilen ilgi ve alaka bu asil insanlara gösterilmelidir.

* Büyükşehirlerdeki nüfus yoğunluğu azaltılmalı, Anadolu kentleri ve kasabaları kendine yetecek seviyeye çıkarılmalıdır. Mutlaka bir köy kalkınma program ve modeli oluşturulmalıdır.

* Kentsel dönüşümde “ihtiyaç” safhasından “estetik” safhasına, yani ‘niteliksel dönüşüm’ aşamasına geçilmelidir. ‘Şehirleri bayındır gösteren yalana son verilmelidir.

* Sivil Toplum Kuruluşları yaptıkları niteliksel işlerle değerlendirilmeli, niceliksel anlamdaki varlıkları sorgulanmalıdır. Çünkü bir şeyden ne zaman çokça üretime gidilirse o şeyin devlet ve millet katında değeri de yavaş yavaş yok olmaktadır. Fonksiyonsuz ve atıl, gönülle irtibatı kalmamış gönüllü teşekküller başka bir hayırlı işe tahvil edilmelidir.

* Unutulmamalıdır ki memleket evimizdir, bahçemizdir, sokağımız ve mahallemizdir. Çamaşırlarımızı kurutan onun rüzgârlarıdır. Sahip çıkmanın yolu sahiplenmek, ait olduğunu bilmekten geçer. Bu ruhu başta genç kuşaklar olmak üzere bütün memleket insanına yaymaktan daha elzem bir şey yoktur.