Okulların kapanma mevsimi geldi. Okul öncesi, ilkokullar, ortaokullar, liseler ve yer yer üniversitelerin mezuniyet, yılsonu dönemi. Okulların açılması kadar telaşeli geçiyor bu zamanlar da. Her okul kendi çapında eğlence, tören derdine düşüyor. Bir zamanlar sadece üniversite mezunlarına yapılan mezuniyet kutlamaları artık anaokulu öğrencilerine kadar inmiş durumda. Ufacık çocuklara kep törenleri. Ki üniversitede yapılan mezuniyetlerin simgesel anlamı vardır. Ama anaokuluna kadar inen mezuniyet programları biraz hava atmak. Evet, zorlu süreçten geçiyor öğrenciler, öğretmenler ve sanki kendileri öğrenci imiş gibi okul kapılarından ayrılmayan aileler. Evet, güzel, tatlı bir anı olması açısından mezuniyet, kutlama programları gerekli olabilir. Fakat artık okul dışında mekân tutulmalar, yeni kıyafet dayatılmaları gibi meseleler yüzünden ailelere yeni ekonomik yük getiriyor. Okulun ve derslerin önüne geçerek sanki eğitimin asli parçası imiş gibi davranılıyor. Çoğu yerde de bu mesele okul yönetimleri tarafından bir dayatmaya döndüğüne şahit oluyoruz. Okulun bahçesinde, konferans salonları neye yetmiyor da dışarıdan mekânlar kiralanıyor? Çocuğunun beslenme çantasına koyacak temel besin gıdalarında kesintiye giden ailelere bu artı külfetin sebebi nedir? Mezuniyet programları farklı mekânlarda yapılması öğrencilerin başarılarına katkı mı sağlıyor?

Bir öğretmen arkadaşımız kendi öğrencisinin başına gelen olaydan yola çıkarak bu mezuniyet, okul sonu programları konusunda şikâyetini iletti. “Bizim sesimiz olsanız” diye ricada bulundu. Öğretmen arkadaşımız şöyle diyor şikâyetinde: “Ortaokul mezuniyeti provalarının yapıldığı zaman bir öğrencim kenarda oturmuş, diğer arkadaşlarını seyrediyordu. Yanına gidip öğrencime sordum, “Sen niye provalarda yoksun?” diye. Cevap olarak, “Hocam, elbise ve diğer giderlerin parasını veremediğim için almadı sınıf öğretmenim. Gidersem de seyircilerin oturduğu yerden izleyebilecekmişim, öyle dedi.” Öğrencim sonra gülerek, “Amaaan hocam, çok da gerekli değil. Zaten ben o oyunları yapmayı da hiç beceremiyorum.” Öğretmen arkadaşın öğrencisinin hikâyesi ise trafik kazasında kaybedilen baba, aileyi geçindirebilmek için lise eğitimini bırakan bir abi. Tabi ekonomik şartlarda yetmeyen bir gelir. Öğrencinin ifadesi bir ortaokul mezuniyet programı için abinin kazandığı bir aylık para.

Öğretmenimiz şu sözlerle şikâyetini bitiriyor: “Okul bahçelerinin suyu mu çıktı? ‘En güzel elbisenizi, temiz elbisenizi giyin, gelin’ demenin suyu mu çıktı? Hadi özel okullar neyse de, devlet okulunda yapmamalıyız, bence. Yapmayalım Sayın hocalarım! Ya da yapılacaksa bu öğrencileri de düşünerek bir şeyler yapılmalı… Bunun adına kimse “eğitim-öğretim” demesin sonra! Bu durum bu çocuklar için ömürlük travma!”

Geçtiğimiz hafta bir öğretim üyesi de okullardaki mezuniyet programlarına dikkat çekerek isyan etmişti. Öğretim üyesi, “Okul mezuniyeti okulda olur! Dışarıda mekân tutulup veliden para istenmez! O parayı verebilen var veremeyen var! Çocuğuna mezuniyet için elbise alamayan, saç yaptıramayan, katılım ücretini veremeyen veliyi düşünmelidir okul!” ifadelerini kullanmıştı.

Basın ve eğitim konularında ele alınmasa da aileler için mezuniyet programları bir meseledir. Eğitimin aslî meseleleri çözemeyenlerin ailelere yeni sorun çıkarması dile getirilmesi de tepkiye sebep olan durumdan. Vicdan sahibi, gençlerimizin, çocuklarımızın geleceğinden endişe eden kişiler de bu meseleyi kendi içlerinde konuşuyorlar. Esas meselemiz de her konuda olduğu gibi politika üreticisi olanların meseleyi görmezden gelmesi. Milli Eğitim mezuniyet programlarına el atmalıdır. Okul yönetimi ve öğretmenler devlet okullarında öğrencilerinin sosyoekonomik durumuna göre bir program planlamalıdır. Ailelere yeni masraf kalemleri açmamalıdır. Yoksa güzel ve tatlı bir anı olsun diye yapılan mezuniyet programları bir acı anı olarak kalmaya devam edecektir.

Bu tür programların diğer olumsuz bir yönü ise yeni nesillere zımnen “tüketim toplumunun” bir parçası olması öğretilmektedir. Milli Eğitimimiz “tüketen” değil “üreten” toplum olmamızı öğretmesi gerekirken yıl boyunca yapılan kutlamalar, bayramlar, törenlerle çocuklarımıza daha küçük yaşlardan itibaren “tüketici” olmayı öğretmektedir. Üretici bir nesli yetiştirmeyi dert etmeyen eğitim sistemi ne kadar “milli ve yerli”dir? Aileler eğitimin asli giderlerine zor para yetiştirirken okullardan istenen bilmem ne bayram kıyafetleri, aksesuarlarını almak için de ayrı çile çekmektedirler.