Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan iki gün evvel sürpriz bir şekilde Kabataş Lisesi’ni ziyaret etti. Öğrenciler ve öğretmenlerle oturdu, sohbet etti. Lisenin dersliklerini, laboratuarlarını ve cümle müştemilatını inceleyip yetkililerden bilgi aldı. Cumhurbaşkanı’nın yeni eğitim-öğretim dönemini alışık olmadığımız biçimde Kabataş Lisesi’nde açmış olması beklenen ve özlenen bir şeydi. Olması gereken oldu. Kabataş Lisesi öğrencilerinin başarısından övgüyle bahseden Sayın Cumhurbaşkanı salondaki öğrencilerin bu memlekete hizmet eden yarının çok önemli isimleri olacağını ifade etti. Sınıfların kalabalık mevcudundan şimdiki makul sayıya nasıl gelindiğini örneklerle açıklayıp hafızaları tazeledi. Eğitimde özgürlükçülük, demokratiklik ve de sorgulayıcılığın altını özellikle çizdi. Cumhurbaşkanı’nın şu tespiti aynı zamanda bütün eğitimciler ve de yetişkin bireyler için bir uyarıydı: “Bütün sınıflarımızdaki temel sorun dikkat ve konsantrasyon eksikliğidir. Zira çok ciddi bir uluslararası kuşatma altındayız.” Kabataş Lisesi’nde yaptığı konuşmada öğrencilerin bedenen sınıfta olduklarını, fakat zihnen başka yerlerde dolaştıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı’nın bu uyarısı son derece önemli. Zira eğitim-öğretim dengesi kurulmadığı takdirde bu sıkıntı daha bir katlanarak devam edecektir. Değerlerle tanışan bir genç ancak değerli olduğunu kavrayabilir. Bünyesine uymayan hayat tarzları karşısında tepki gösterip, itiraz eder. Hayatın kendisinden ve de tabiattan da öğrencilerin öğrenecekleri çok şeyler var. Yeşil sarıklı ulu hocaların es geçtiği bir sürü şey. Öyle zannediyorum ki Cumhurbaşkanı’nın öğretmenle tabiat arasındaki duvarı kaldırmak noktasında söyledikleri de öğrenciler için hayli ufuk açıcı olmuştur. Karadeniz’in yeşilinden göğün mavisine, futbol maçındaki heyecandan, şehit Ömer Halisdemir’in destanlaşan kahramanlığına kadar daha birçok şey öğrencilerin kafalarını şöyle kaldırarak görüp öğrenebilecekleri türden şeyler.

Eğitimde yazboz dönemi bitti, yerinde sayma döneminden gına geldi; maarifimizin başka alacağı pozisyon kalmadı neredeyse. Sayın Cumhurbaşkanı’nın tarihî olmaya namzet bu ziyareti bundan sonraki sürecin ‘Eğitimde İyi Örnekler’i gün yüzüne çıkarmak şeklinde yürüyebileceğini göstermektedir. 110 yıllık birikimi, tecrübesi, geleneği ve de istatistiklere hacet bırakmayan görünür başarısıyla Kabataş Lisesi eğitimde iyi örnekler noktasında diğer okullara somut ve kullanışlı bir model olabilir. 

BEN YAZDIM SİZ DE YAZIN: MEKÂNA SİNEN RUH

Sezai Karakoç’un sadece şiirlerini hakkıyla tetkik edip, üzerinde çok yönlü çağrışımlara dayalı çalışmalar yapılabilmesi için en azından bir ‘Sezai Karakoç Enstitüsü’ne ihtiyaç vardır. Altmış kitabı geride bırakmış bir şiir okyanusu, bir hikmet deryası kabul edebileceğimiz üstat Sezai Karakoç ne yazık ki düşünceleri ile olduğu gibi duygularıyla da tercih edilmiş bir yalnızlığı yaşamaya devam ediyor. Bir çırpıda sayabileceğimiz teselli payı sadedinden çabalar yok değil elbet. Fakat ben en yeni olana işaret etmek istiyorum. Fikri Kula’nın Sezai Karakoç’un Şiir ve Hikâyelerinde Şehir ve Medeniyet. Kitabın yazarı Aksaray Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde görev yapıyor. Kitap çok yönlü olarak şehir-insan ve şehir-medeniyet bağlamında Karakoç şiirinin karar kıldığı yerlerin izini sürüyor. Medeniyete Açılan Kapı başlığı ile kasaba olgusu da ele alınıyor kitapta. Sezai Karakoç’un inşacı ve de kurucu şehirleri şiirlerinde yoğun olarak yer alır. Burada söz konusu edilen İslam şehirleridir. Mekke, Medine, Kudüs, Şiraz, Şam, Semerkant, Taşkent, Mısır, Buhara, Bağdat bu şehirler arasındadır. İstanbul, Diyarbakır, Mardin ve Ağrı gibi şehirler sadece kuruldukları yer itibarıyla değil, aynı zamanda bu şehirlerin manevi yapısını şekillendiren tarihi eserler de örneklerle yer alıyor. Yazar şairin modernleşme karşısında şehirlerin içeriklerinden tecrit oluşuna da yer verdiği kitapta Tanzimat’tan bu yana önü alınamayan Batılılaşma hareketinin şekille sınırlı tarafı da konu ediliyor. Taha’nın Kitabı şiirinde olduğu gibi: “Biliyordu kentten kendine bir fayda yoktu / Kent savaşçı değil, belki bir savaştı” dizeleriyle modern kentlerin insana nasıl yabancılaştığı Karakoç şiirinden yola çıkarak üstadın hikâyeleriyle çeşitlendirilerek nasıl bir mecraya girdiği anlatılmaya çalışılıyor. İyisi mi sevgili okur, sen hiç durma bu kitabın peşine düş. İnsan kitabın peşine düşmezse çok geçmez kitap insanın peşine düşmeye başlar. Karakoç’u önce kendisinden, sonra onu anlamaya yönelen kalemlerden okuyun derim. Sözünü ettiğim kitap tam da bu evsafta. (Mekâna Sinen Ruh-Sezai Karakoç’un Şiir ve Hikâyelerinde Şehir ve Medeniyet-Fikri Kula-Hece Yayınları.)