BİRLEŞMİŞ Milletler örgütünü kuranlar başlangıçta bu teşkilatı dünya üzerinde barış ve adaleti sağlamak için kurduklarını ilan ettiler. Ancak, kuruluşundan bu yana BM’nin bu gaye doğrultusunda çalışıp çalışmadığını artık sorgulama zamanı geldi. Sorgulanmalı ki, dünya üzerinde barış ve adaleti sağlamak için kurulduğu ilan edilen bir örgütün sadece Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin çıkarlarına hizmet ettiğini, bu haliyle dünya üzerindeki çatışma ve haksızlıklar konusunda 5 ülke lehine hukuki zemin hazırlamak gibi bir görev yaptığı görülsün.
Diyebiliriz ki BM 5 ülkenin emrinde hizmet veriyor. Söz konusu 5 ülkenin istemediği bir kararı alması mümkün olsa bile uygulanma imkânı yok. Uygulama imkânı olmayan bir kararın alınması da bir işe yaramıyor. Öyle bir mekanizma oluşturulmuş ki, 5 ülkeden birisi alınan kararı veto ettiği an o kararın hiçbir uygulanabilirliği kalmıyor. O zaman da bu örgütün dünya üzerinde barış ve adaleti sağlamak gibi bir görevinin olmadığı daha kuruluş aşamasında belirlenmiş iken o günün şartları gereği ülkeler bu gerçeği ya görmemiş ya da görmek istememişler. Bunun sonucu olarak tüm ülkeler BM üyesi olmak hususunda kendilerini mecbur hissetmişler. Yani, ipin ucu 5 ülkeye teslim edilmiş onlar da bu ipi istedikleri ülkenin boynuna geçiriyorlar. Böyle bir yapıdan yeryüzünde elbette barışın ve adaletin tesis edilmesini beklemek mümkün değildir.
Böylesine bir yanlış bir yapıya sahip BM’nin ya dağıtılması ya da alternatif bir örgüt oluşturulması gerekiyor. Bu yapılamadığı takdirde ABD başkanları istedikleri ülkeye karşı bir takım yaptırım ve ambargo kararları alabileceklerdir. Buna karşı çıkacak bir yapı bulunmuyor. Hemen belirteyim ki, her ülke çıkarlarını korumak durumundadır, bunun yadırganacak bir yanı yok. Ancak, bir ülke kendi çıkarlarını korumak için pek çok ülkenin ekonomisini alt-üst ediyor ve bunu hakkı görüyorsa o zaman buna birilerinin dur deme hakkı olmalıdır. Eğer olmuyor ise o zaman kimsenin kimseyi kandırmaması, mevcut dünya düzeni devam ettiği sürece güçlülerin dediği ve onların hukuku hâkim olacaktır. Bunun sonu dünyanın bir felakete hızla sürüklenmesidir.
Gelinen noktada ABD Başkanı Trump öylesine bir tavır sergiliyor k, istediği ülkeye ambargo koyma hakkı olduğunu düşünerek bazı ülkelere yaptırım kararı alıyor. Diyelim ki kendi çıkarlarını korumak için bu tür kararlar alıyor, peki ABD’nin aldığı bu kararlara Türkiye’nin ya da bir başka ülkenin de uyması gerektiği dayatmasını nasıl izah edeceğiz. Yani, ABD’nin çıkarlarını korumak adına kendi insanımızın hayatının karartılması anlamına gelebilecek dayatma hakkı olabilir mi?
Bir başka husus ise İslam ülkeleri yaklaşık 40 yıldır BM’nin daimi üyeleri arasında varılan mutabakat çerçevesinde bir çatışma alanı haline getirildi, milyonlarca Müslüman katledildi, milyonlarcası da yurtlarını terk ederek göçmen durumuna düştü. Bununla da kalınmadı ülkeler parçalanıyor. Tüm bunlar BM’nin gözetimi ve koruması altında yapılıyorsa hâlâ bu örgüt sorgulanmayacak ise kendi geleceğimizi kendimiz karartıyoruz demektir.
Tüm bunlar gösteriyor ki, BM daha kuruluş aşamasında beş ülkenin çıkarlarına hizmet etmek için oluşturulmuş. Bu gerçek bugün çok daha net bir şekilde görülüyor. Öyle olunca bu haksızlığı ve zulmü esas alan yapının yerine alternatif bir oluşum tartışılmalıdır. Bu alternatif rahmetli Erbakan Hocam tarafından İslam Birliği olarak belirlenmişti. Bir başka düşüncesi olanlar var ise onlar da adil bir dünyanın oluşmasına yönelik tekliflerini ortaya koymalı, bu yönde kafa yorulmalıdır. Bu yapılmadığı sürece haksızlıklar karşısında bağırıp çağırmanın anlamı yoktur.