Dün de özetlemeye çalıştığım üzere, hareketin başından itibaren görülmektedir ki, Muhterem Necmettin Erbakan Hocamız "Millî Görüş"ü "Adil Düzen"e, "Adil Düzen Medeniyeti"ne, "III. Bin Yıl Medeniyeti"ne gidiş için şart koşmakla uygun adımı atmıştır.

Tek bir Millî Görüş değil de, Millî Görüşler olmalıdır. "Adil Düzen" tektir, ama "Adil Düzen"e varışlar çoktur, uygulaması farklıdır; o da her ülkenin kendi özel şartlarına göre Millî Görüşlerdir.

Meselenin özünü bu şekilde tesbit ettikten sonra, şimdi de özetle "Millî Görüş Hareketi"nin kısa bir kronolojik tarihçesini -bu hayırlı vesileyle- tekrar hatırlamakta yarar vardır.

Özetle Millî Görüş hareketi

 Necmettin Erbakan İstanbul Teknik Üniversitesi nde sanayi profesörü olunca, ülkeyi sanayileştirmek için "Gümüş Motor"u kurdu ve dünyada ilk defa sömürü sermayesi dışında bir fabrika kuruluşunu gerçekleştirerek, engellemelere rağmen bir ilki başardı. Ancak, hemen işbirlikçiler ortaya çıktı ve Gümüş Motor u elinden aldılar ama, bu hareketi durduramayınca, kendileri -montaj sanayi olarak da olsa- Türkiye nin sanayileşmesine izin vermek zorunda kaldılar.

 Necmettin Erbakan yılmadı, o teşebbüsü orada bıraktı ve önce Türkiye Odalar Birliği Genel Sekreteri, sonra Başkanı oldu. Bu görevlere Anadolu Hareketi ile seçimlerle geldi. İşbirlikçiler tekrar harekete geçtiler ve Erbakan ı Odalar Birliği nden polis zoru ile uzaklaştırdılar! Ne var ki, Erbakan sayesinde artık Odalar Birliği ne demokrasi girmiştir. Bundan sonra Masonlar oraya istedikleri gibi hakim olamayacaklarını anladılar ve alternatif olarak TÜSİAD ı oluşturdular.

 Necmettin Erbakan bundan sonra siyasete atıldı.

Bağımsız olarak milletvekili olup Meclis e girdi ve arkadaşlarıyla Millî Nizam Partisi ni kurdu ama parti kısa zamanda kapatıldı.

Ardından Millî Selâmet Partisi kuruldu ve kısa zamanda iktidar ortak oldu.

Millî Görüş partileri defalarca kurulup kapatıldı; Millî Selâmet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi.

Ama onlar yine de Millî Görüş partileri ile baş edemediler, şimdi de Saadet Partisi var.

Sonunda işbirlikçi AKP sayesinde onu devre dışı bıraktılar ama, bugünküler işbirlikçi olsalar da, Müslüman -ya da muhafazakâr- yöneticiler- anayasa ekseriyeti ile iktidardadırlar.

 Necmettin Erbakan bu arada MÜSİAD ı kurdurmuş, işbirlikçiler onu da elinden almış ama, bu sayede TÜSİAD a rakip Müslümanların bir teşkilatı daha ortaya çıktı ve ardından ayrıca ASKON kuruldu.

 Necmettin Erbakan işçi kuruluşu olarak HAK-İŞ i kurdurdu. İşbirlikçiler cephe değiştirdiler ve Erbakan ı bıraktılar ama, Müslümanların bugün büyüklük olarak ikinci seviyede sendikaları vardır.

 Necmettin Erbakan bir ilki daha gerçekleştirdi ve Kanal 7 yi tesis ettirdi. İşbirlikçiler karşıya geçtiler ve Erbakan ı bıraktılar ama, sonuçta her şeye rağmen Müslümanların güçlü bir televizyon kanalı vardır.

 Necmettin Erbakan ın kurduğu Millî Gazete, TV 5, MGV, ESAM gibi daha nice işbirlikçiler tarafından bertaraf edilememiş onlarca KURULUŞLAR vardır

 Necmettin Erbakan şimdi de Uluslararası Millî Görüş faaliyetleri için harekete geçmiştir.

Erbakan Hoca, bundan önce olduğu gibi bu teşebbüsünde de muvaffak olacaktır.

Geçmişte yapılanlar, gelecekte yapılacakların garantisidir.

Zulüm çöküyor, "Adil Düzen" geliyor...

Türkiye ve dünyada bu davaya gönül verenlerin görevi, Necmettin Erbakan Hocanın önderliğindeki uluslararası bu Millî Görüş faaliyetlerini desteklemektir.

Olay nedir

İşbirlikçilerin engellemelerine ve onları kullananların oyunlarına rağmen, Millî Görüş Hareketi olanca azmi ve gücü ile bugüne kadar yoluna devam ettiği gibi; Allah ın izniyle bundan sonra da sıratı müstakîm üzere yürümeye devam edecektir

Artık, kökleri insanlık tarihi kadar kadim olan "Millî Görüş Hareketi"nin ve de ağacının en önemli meyvesi "Adil Düzen"in asıl aslî hüviyeti ile ortaya çıkıp "zalim dünya düzeni" karşısında hakim olması zamanı yaklaşmıştır. Aslında işbirlikçilerin faaliyetleri de "Adil Düzen"e hazırlıktır. Neden

Durum gösteriyor ki, zalimler artık yerli işbirlikçiler olmadan ayakta duramamaktadırlar.

O malum işbirlikçilerine rağmen zulüm, uzun zaman hükümranlığını kaybetmek üzere son demlerini yaşamaktadır. Millî şairimizin dediği gibi;

"Kapkaranlıkken bütün âfâkı insaniyetin,/

Nûr olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin."

"Doğacaktır sana vaadettiği günler Hakk ın,/

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın."