Sezonun sonlarını yaşıyoruz ya, maillere de artık fazla yer ayıracağım. Okurla paslaşmak bir gazeteci için, bir yazar için en önemli yol haritasıdır. Çünkü bizler kamuoyunu aydınlatma, oraya haber ulaştırma veya yorumlarla yardımcı oluyoruz. Bendeniz araba kullanmasını bilmem, arabam da yoktur. Otobüs, minibüs, metrobüs, Marmaray, dolmuş kullanırım. Bu saatlerimde de sık sık diyalog kurarım ve bana yazı için yol olur.
Neyse mailler gelmeden önce bir iki konuya değineceğim. Şenol Güneş hocam Bursaspor’la anlaşmış. Hayırlı olsun! Dümdüz, dimdik bir adamdır Şenol... Üstelik dünya üçüncülüğü gibi bir de kariyeri var. Ancak ne var ki, burası Türkiye... Derim ki, yanına mutlaka bir Bursa bilenini alsın. Örneğin mi İşte İrfan hoca... İrfan hoca da bunu klasman indirme olarak görmeden kabullenmeli. Bu benim fikrim.
Fenerbahçeli Selçuk Şahin ki, hemen hemen her Fenerbahçeli eleştirir, ben de hep sahip çıkmışımdır, tutmuş, Alevi oluşundan gurur duyduğunu açıklamış. Ne gereği var Selçuk Devamla Tuncelili olduğunu da gündeme getirmiş. Hiç olmadı Selçuk! Cebinde TC kimliği varsa gerisinin ne önemi ve ayrıcalığı var ki
Diego, eli kulağında imza atmak üzere. Zaten Fenerbahçe daha imza atmadık diyorsa, bu imza attık demektir. Neyse, dünkü Hürriyet’te, yani Fenerbahçe’nin yan yayın organı haline gelmiş gazetede, bu Diego’ya 5 milyon avro imza parası ödendiğini okudum. Bir de 1 milyon avro da menajerine verilecekmiş. Toplam 6 milyon avro yandan... Oyuncunun iyi ki bonservisi yokmuş yani...
Ve Mailler
Gelelim maillere... Namık Durgun adlı okurum, benim polislere 17 Aralık’a kadar güvendiğimi falan yazmış. Sonrası için de bazı şeyler karalamış. Bak kardeşim; benim siyasetle ve de başka abuk sabuk işlerle ilgim yok. Beni ne 17 Aralık ilgilendiriyor, ne bilmem kaç Mart, ne de bilmem kaç Şubat... Tekrar edeyim bari; ben belgeye bakarım. Tamam mı Ben Sayın Başbakan’ın, Platini’nin yanında, “İki işi ayıralım” görüşünü bile eleştirdim. Ben o günlerin spor bakanını da en fazla eleştiren kişiydim. Bu yüzden de bir televizyon kanalındaki programıma son verildi.
Emrah Kesen de dünkü yazımda adını vermediğim yazlık bölgeyi kastederek, ama tapeler ortada diye yazdınız diyor... Bunları nasıl elde ettiğimi soruyor. Eh, siz de kendinize güvenip de onları elde edebilirdiniz. Bu cümleye dikkat. Kendine güvenmek diyorum. Çünkü oralarda okuduklarınızda şapkanızın düşeceğinden korktuğunuz için elinizi süremediniz. Bu tapeler sadece bende yok. O günlerde sokaktaki vatandaşta bile vardı. Haaa yazlık neresi mi Onu da yazayım bari; Kumburgaz...
Arif Nadir Almaç ki, takipçimizdir, Aziz Yıldırım’la 1988’de aramın çok iyi olduğunu, sonra neden muhalif olduğumu sormuş. Önce tarih yanlış. Bu da çok önemli değil... Ama birisi Fenerbahçe’nin tüzüğünü, tarihini inkâr edercesine davranırsa, o kişi hileyle askerlikten kaçmışsa, ben ona karşı duruşa geçerim. Hepsi belgeli... Var mı yüreği olan paylaşmaya... Haa asıl tarih 1997 sonuna doğrudur. Ama o zamanlar Aziz Bey iktidar değildi. Bilmem anlatabildim mi
Massaro rumuzlu bir okurum da Fenerbahçe için 10 iyi yazarsam, 30 da kötü yazdığımı dile getirmiş. Ne yapayım değerli okurum Tekrar edeyim teknik analiz dışı, belgeler beni bu orana sürüklüyor. Peki, Türkiye’de tek başına, daha ligin sekizinci haftasında, “Fenerbahçe 15 puan farkla şampiyon olur” diyen yazan kim Dokuzla bitti ama çok erken bittiğinden onbeş olmadı.