Üstümüzü örtmek isteyenler her zaman yapıp ettiğimiz güzel şeyleri ortaya koymaya çalışanlardan çok olmuştur. Dün bunun anlaşılır bir tarafı vardı. İdeolojik kamplaşma farklı kamplardaki insanların birbirini görmemesini gerekli bir duyarlık haline getirmişti. Cahit Zarifoğlu’nun ‘Yaşamak’ adlı günlüğünde yazdıklarını 2018 tarihi bağlamında düşünerek okuyalım lütfen: “Solun, başta Necip Fazıl bütün bizlere uyguladığı devekuşuvari boykotu bu açıdan değerlendirmek gerekir. Kültür mirasımızdan korkuyorlar. Paniklerini görüyoruz. Donuk ışıksız çehrelerinin arkasında. Bizim; hükümetlerde baş çekenlerin, anayasa, Danıştay, eğitim vesaire gibi kurumların desteği ile tırmanan materyalizmi bir realite olarak görmemiz, soğukkanlılıkla tartmamıza karşılık, materyalist ilkel bir endişe ile sözümüzü ederse meşrulaşacağımızdan korkuyor. Hoş, yıllar var ki ırgalamıyor bizi artık. Ama söyleyeyim, hayat cilvelerle doludur. Elli yıl takunyalı, takkeli diye horlanan ve ezilen insanlar bakan koltuklarına bile oturuverdiler. Hem de rejimin metotlarıyla.” (Yaşamak, s. 140-141, Akabe Yayınları) Zarifoğlu’nun bu satırları yazdığı yıllarda muhafazakâr sanatçı ve edebiyatçıların nasıl bir sükût suikastına uğratıldığını herkes çok iyi biliyor. Materyalist sözümüzü ederse meşrulaşacağımızdan korkuyor o dönemler. Bugün manzara tersine dönmüş durumda. Mehmet Akif’ten sonra neredeyse en çok ismi anılan şair Necip Fazıl. Politikacıların dillerinden eksik olmayan tek isim o. Horlayan da horlanan da değişmiş durumda. Henüz ‘güzel olan kimden gelirse gelsin üstü örtülmemeli’ aşamasına gelinmiş değil. Materyalist muhafazakârın, muhafazakâr materyalistin değil, aynı dünya görüşündekiler kıyasıya birbirlerinin marifetlerini görünmemesi için saklamaya çalışıyorlar. İdeolojilerin yerini tabiri caiz ise egoloji yer almış durumda. Muhafazakârların bu konudaki çelişkisi çok daha manidar. Uzun süre kendilerine yapılan sükût suikastını şimdi başkalarına ve de birbirlerine yapıyorlar. Ne kadar gariptir ki üstü örtülmesi gereken ayıp, kusur ve hataların üstünü açmak için yarışanlar, üstü açılması gereken marifet ve maharetlerin üzerini sessizce kapatıveriyorlar. Güzel olan şey ne kadar üstü örtülmeye çalışırsa çalışılsın hep güzel olmaya devam eder. Kimse güzel’in güzel oluşunu elinden alamaz. Bunu biliyoruz. Fakat güzelin yeryüzüne serbestçe dağılmasını, en ücra bakışlara kadar tanınmasını sağlayacak şey onun görünüş alanına engeller yığarak tıkamamaktır. Acaba Zarifoğlu bugünleri yaşasaydı ‘Yaşamak’ günlüğüne bu manzarayı nasıl geçerdi?..

V YAKA ŞİİRLER
İlk kitap deyip geçmeyin. İlk göz ağrısıdır o. Gözünüz yüzlerce kez ağrır ağrımasına, ama siz o ilk ağrıyı hatırlarsınız hep. Mehmet Tepe ilk kitabını çıkaralı neredeyse bir seneye yaklaşacak, fakat ben daha yeni elde edebildim kitabı. Sağa sola bakmadım değil. Posta yolu beklemedim değil. Yedi İklim dergisi nasıl olsa gönderir diye ummadım değil. Hiç birisi gerçekleşmedi. Sabah uçağı ile bizim Mehmet Adıyaman’dan uçağa binip İstanbul’a geliyor ve kitabı bir çay içimlik zamanda bana takdim edip geriye dönüyor. Boşuna demiyorum ‘bir şiir kitabının kırk yıl hatırı vardır’ diye. Kitabın ismi: Toprak Saha. Çocukluğum canlanıyor, ilk gençlik yıllarım ve tabi ki okulu kırıp top oynamaya koşuşum. V yaka bir kitap olmuş Mehmet Tepe’nin şiir kitabı. Çocukluğumda annemin örüp de giydirdiği V yaka kazaklar gibi. Üç V den oluşuyor kitap: Veşelan, Verak Ve Lahut… Veşelan kelimesini merak edenlere hemen söyleyeyim: Suyun akışı demek. Diğer ikisini artık kendiniz bulun. Şairlerin hayat hikâyeleri yoktur, şiirleri vardır diye boşuna dememişler. Şu dizeler bunu doğrular gibi: Cönk defterinden cenk havası aşıran/ Yüzü devşirme kalabalıkların ortasında/ Durup da dört mevsim Vivaldi dinleyen/ Bir hafızın kucağından düştüm dünyaya.” (Toprak Saha). Toprak Saha bizi sahiciliğe, kendimize, öz ülkemize çağıran daha birçok şiiri içeriyor. Ey okur, söylediklerim şayet sana inandırıcı gelmiyorsa, bir koşu Üsküdar’a git ve Yedi İklim Yayınlarına uğra. Toprak Saha kalmadı memlekette yakınmanın bir sonu yok. Yedi İklim dergisinde istediğin kadar var. Al derim. Al demekle de kalmam, oku derim. (Toprak Saha-Mehmet Tepe-Yedi İklim Yayınları)
,