Neler çektiysek halka tepeden bakanlardan çektik.
Bir vali ziyareti internette tıklanma rekoru kırdı.
Bartın Valisi, Saadet Partisi’ni ziyareti sırasında,
kendisini il başkanı yerine yardımcısının karşılamasına sinirlendi ve
“Bilseydim buraya gelmezdim” dedi.
Vali, atandığı Bartın ilinde, ziyarete gelen siyasi parti
temsilcilerine iadeyi ziyarette bulunur.
İlk olarak başka partilere gider.
Sıra, Saadet Partisi’ne gelir.
Bartın küçük yerdir, onları atlasa çabuk duyulur, adamlar,
“hoş geldin” e gelmişlerdir.
Hem o demode, makamında oturan vali modası geçmiştir.
Konu Saadet Partisi olunca bu ziyaret biraz da kerhen
olmuştur.
Belki de ayakları geri geri gitmektedir.
Onları azarlamak için etrafta bir neden bile aranmaktadır.
O bahane çabuk bulunur.
Kendisini karşılayan il başkan yardımcısıdır.
Bir coşar ki memleket şaşar kalır:
“Bunları öğrenin yanlış yapıyorsunuz. Eğer beni il başkan
yardımcısının karşıladığını bilseydim buraya girmezdim. Ben cumhurbaşkanının
temsilcisiyim bu memlekette. Beni il başkan yardımcısı karşılayamaz. Arkadaşlar
siz siyaset adamısınız. Maksatlı yapmadığınızı biliyorum. Protokolü öğrenin.’’
Ev sahibi parti, edebinden ödün vermez. Başkan yardımcısı,
ekibi tanıştırmaya uğraşır.
Vali iyice coşar, tutabilene aşk olsun.
Konuşmacının sözünü keserek: ’Halen konuşmaya devam
ediyorsun. Şu an burada konuşacak olan il başkanıdır. Bu şekilde olursa ben
burayı terk ederim… Bu kadar laftan sonra hâlâ yanlışta ısrar ediyorsunuz
yahu”.
Saadet Partisi İl Başkanı yine beyefendiliğini koruyarak,
ilk defa bir vali ziyaretiyle karşılaştıklarını ifade ederek, ’Kusura
bakmayın. Bundan sonra muhakkak dikkat edeceğiz’’ der.
Ha şunun altını çizeyim.
Şimdi vali Ali’dir, Veli’dir fark etmez.
Görüşü sağdır, soldur o da fark etmez.
Kimi internet sitelerinde falan cemaatin adamı dendi.
Hatta valinin görüşü, Saadet çizgisi bile olabilir.
Burada ortaya çıkan vali kıssası.
Adam oğluna, “adam olamazsın” demiş.
Oğlan okumuş, vali olmuş.
Babasını ayağına çağırtmış, “Hani adam olamazdım, bak vali
oldum” demiş.
Babası şaşırmamış, “Ben sana vali olamazsın demedim, adam
olamazsın dedim, adam olsaydın yaşlı babanı ayağına getirtmezdin”.
Şimdi burada da görüş, fikir hiç önemli değil.
Babamızın oğlu da olabilir vali.
Kendi çocuğumuz da olabilir.
Böyle bir oğlumuz olsaydı.
O kıssadaki baba gibi kara kara düşünecektik.
Protokol nedir ki, Anadolu insanının tertemiz mayası
yanında.
Bir de “Anadolu adabı” vardır vali bey.
Anadolu adabında bir cemiyette, yaşlı bir birey varsa,
gençler yanında konuşmaz.
Anladığım kadarıyla sayın il başkanı genç, yardımcısı daha
yaşlı olduğu için nezaketen onun konuşmasına fırsat veriyor.
Hem bazı insanlar konuşmayı fazla sevmez.
Fakat vali bey, biraz da nereden buraya düştüm
psikolojisiyle esip savuruyor.
Makamını, o beyefendi insanların başına vurdukça vuruyor.
Sabrı kuşanan insanlar tahammül ediyorlar.
Bu vali hikâyesinde kaybeden, makam oluyor.
Yarın emekli olduğunda; bakkalın, bekçinin, bakıcı kadının
yüzüne bile bakmayacağı bir “makam marazı”na tutulmuş vali.
O insanlık sanatının konuştuğu mütevazı toplantıda, kaybeden
taraf oluyor.
Bilmiyor ki süreç; ne kadar saygı, o kadar sevgi.
Önceki gün, Dağlıca’da komutan yaşlı bir imamı evinde
ziyaret etti.
Komutanın eve girerken pabucunu çıkarması, Kâbe desenli bir
duvar halısı ve kılıflı Kur’an-ı Kerim altında bir sedirde diz çökerek oturması
olay oldu.
Komutan imamı Kürtçe selamlamış, elini öpmüştür.
Aslında sıradan, basit, rutin, olağan bir davranıştır
yaptıkları.
Ama bizim ülkemizde makamlarını sırtlarında taşıyan
adamların çizdiği olumsuz portreler yüzünden normal davranışlar olağanüstü
karşılanmakta.
Umarım bu vali hikâyesi, makamları altında kaybolan
insanlara bir ders olur.
İnsan gibi şerefle yaratılmışları, Eşref-i Mahlûk’ları
azarlamaktan uzak dururlar.