Böyle bir eğitim olamaz, olmaması gerekir! Ama oluyor, hayır olmaması gerekiyor; oluyor olsa bile olmaması gerekiyor. Böyle bir “oluşu” kabullenmek istemiyorum. Çünkü “eğitim işi” herhangi bir “iş” değildir. Eğitim işi “eğitimci”ye büyük “vebal” ve “sorumluluk” yükleyen bir “görev”dir (misyon).

Eğitim her şeyden önce “çocuk” sevgisidir. Çocuk, “insan türü”nün numunesi olup “masumiyet”in simgesidir. Çocuğu sevmek insanı sevmektir. Çocuğu sevmeyen bir kimsenin eğitim ortamında bulunmaması gerekir. Eğitim aynı zamanda “en güzel biçimde var edilen” insanı sevmektir. Aynı zamanda insanın, kendi türüne hizmet etmesidir. Eğitim, böylesini güzel bir varlığa yatırım yapmaktır. Kim ki insana yatırım yapıyorsa her zaman kazanıyor demektir.

Seçkin olduğu söylenen ve öyle de görünen bir üniversitede bir süre ders verdim. Eğitim öğretime yıllarımı, ömrümü vermeme rağmen, üniversitede görev yapmayı çok istiyordum. Yıllar içinde oluşması için gayret ettiğim bilgi ve görgü birikimimi onlarla paylaşmak istiyordum, beni daha iyi anlayacaklarını düşünerek ve edindiğim akademik birikimi paylaşmak niyetiyle!

Zihnimde oluşmuş bir “üniversite” olgusu vardı. Her şeyden önce bilimsellikte üretken, düşüncede özgür, hedefte hep yeniyi arayan fakat köksüz olmadan “yeni” arayışlar peşinde koşan, her bir hoca ve öğrencinin bireysel sorumluluk geliştirdiği ve üzerlerine düşen “hocalık” ve “öğrenicilik” görevlerini en ideal şekilde yerine getirme gayreti içinde olduklarını düşünürdüm.

Buralarda, istenildiği zaman teknolojinin nimetlerinden yararlanılan, fakat her türlü tekniği sadece fikir ve ilim üretiminde bir vasıta olarak görüp bu niyetle kullanılan bir ortam olarak düşünürdüm.

Üniversiteyi her türlü yeni fikirlerin üretildiği, bunların önce buralarda kurgulanıp eyleme dönüştürüldüğü, yani test edildiği ve bunların zamanla toplumla paylaşılan bir ideal eğitim ve öğretim kurumu olarak düşünürdüm.

Üniversite hocaları arasında insanî sevginin her çeşidinin neşvünema bulduğu, bilimsel arayışlarda herkesin birbirine yardımcı olduğu; kıskanmadan, bulduğu ve veya bildiği verileri meslektaşıyla paylaştığı kutsal bir mekân ve ortam olarak düşünürdüm.

Üniversitenin aslî görevi olan “fikir ve bilgi üretimi” söz konusu olduğunda, günümüzde iyice gelişmiş ve yaygınlaşmış olan görsel ve yazılı materyallerin temininde her türlü kolaylığın sağlandığı, hatta yardımcı olunduğu bir “yayın üretim mekânı” olarak düşünürdüm.

Dahası, hocalar düşünmüştüm! Öncelikle kendisine saygısı olan, mesai arkadaşına “kardeş, arkadaş ve dost” gözüyle bakabilen! İlmin ve fikrin namusu olan, mesaisini lâyıkıyla değerlendiren, burada kazanıp çoluk çocuğuna götürdüğü rızkı zerresine kadar helâl ettiren!

Hocalar düşünmüştüm! Kendisine emanet edilen gençlerin edep, ahlâk, bilgi ve görgü bakımından en güzel biçimde yetişmesine yardımcı olan! Giyim ve kuşamına gösterdiği özenle kendine, çevresine, öğrencilerine örnek olan!

Hocalar düşünmüştüm! Okuttuğu dersi ondan daha iyi bilecek kimseni olmadığı! Söylediği sözü ve anlattığı her şeyi ölçüp tartan, ağzından çıkan her sözün vebalinin şuurunda olan! İlmî konuları şahsîleştirmeyen, doğru bildiğini “dosdoğru” söyleyebilen! Sınıfa her girdiğinde “talipler” ile yeni bilgileri paylaşma heyecanı duyan, çıkarken de alnından terler akan; “görevini hakkıyla yapmış örnek bir eğitimci” edasıyla çevresinde takdir duyguları uyandıran hocalar düşünmüştüm!

Hocalar düşünmüştüm! Üniversitenin temel direği olan, üniversitesine saygınlık kazandıran! Üniversiteyi yeni düşüncelerin simgesi haline getiren, okulunu ilim ve irfan yuvasına dönüştüren ve bu yarışta başı çeken!

Hocalar düşünmüştüm! Aslî işini ibadet bilip bayraklaştıran, fakat riya bulaşmasın diye “formel ibadet”te mahviyeti gözeten!

Hocalar düşünmüştüm! Her biri kendi alanında çığır açan, önceki hocalardan istifade eden fakat onları taklit etmeyen ve mutlaka onları aşan; ilim ve irfan bayrağını bir adım daha ileri götüren! Çağının idrakine söz söyleyebilen!

İdareciler düşünmüştüm! Üniversitesinin omurgası olan hocasına sonsuz saygı duyan! Bilginin ve edebin temsilcisi hocasının ilme ve irfana hizmet etmesi konusunda önünü açabilmek için, “Daha neler yapabilirim” diye geceleri uykuları kaçan!

İdareciler düşünmüştüm! Hocalarının isteklerini yapabilmek için olmazları olurlaştıran! Bunun için her türlü çabayı sarfetme gayreti içinde olan!

İdarecileri düşünmüştüm! Büyük emeklerle kazanıp gelen ve her bir anne babanın gözbebeği olan öğrencileri seven ve sayan! Onlara amirlik yapmaya kalkışmayan! Onlara saygı duyan, onların “birey” olmalarına katkı sağlayan! Öğrencileri potansiyel suçlu olarak görmeyen!

İdareciler düşünmüştüm! Hocasına ve öğrencisine hizmeti “ibadet” bilen! Eğitim ve öğretime hizmeti her türlü uğraştan değerli gören; yaptığı işi seven ve işinin ehli olan!

Kişisel kaprisleri, beceriksizlikleri, iş bilmezlikleri ve de ilim ve irfan sevgisinden mahrum oluşları yüzünden memleketin ilim yuvalarını yaşanmaz hale getirenleri Allah ıslah etsin!