Daha öncede geçtiği gibi ilk haçlı seferleri Endülüs’e yapılmıştı. Müslümanların Endülüs tarihi ise; Emevilerin Kuzey Afrika Valisi Musa b. Nuseyr’in emriyle azatlı kölesi (Mevla) Tarık b. Ziyad tarafından 711 yılında İspanya’ya 12.000 kişilik bir orduyla çıkmasıyla başlar. 1031 yılında Endülüs Emevi Devleti yıkıldı. Yerine küçük beylik ve emirlikler kuruldu. Bu emirlikler de sürekli birbirleriyle boğuştular. Bu arada Haçlılar da sürekli Müslümanların aleyhine toprak kazanmışlardı. Nihayet Müslümanlar Gırnata ve çevresinden oluşan bir küçük devlete dönüştüler.
Bütün gücünü tüketen Endülüs’teki Beni Ahmer Devleti 2 Ocak 1492 yılında Aragon ve Kastilya Krallıklarına teslim oldu. Yapılan teslim antlaşmasına göre Müslümanlara dini özgürlük tanınacaktı. “Müslüman kafirlere verilen sözün hiç bir önemi olmadığını” ileri süren mutaassıp Hıristiyanlar bu antlaşmayı 3 hafta içinde yok edip Müslümanların ve onların kültür birikimlerine vahşice saldırdılar. Gırnata şehrindeki 500 bin kitap yakıldı İnsanlar göçe zorlandı. Hıristiyanların işin başında bir soykırımına girişmemelerinin tek sebebi, Müslümanların ilim ve türlü sanatlardaki üstünlükleriydi. Hızlı insan göçünün yarımadadaki hayatı felce uğratacağını hesap ettiklerinden bu işte yavaş davranmışlardı. 1520’de Balensiya (Valensiya) şehrinde Müslüman erkeklerin tamamı katledildi. Kadın ve çocuklar esir edildi. Bu yıllarda Müslümanların İspanya’dan göçüne Osmanlı Devleti büyük ölçüde yardımcı olmuş, bir kısım muhacirler Adana, Tarsus, Trablus, Şam taraflarına yerleştirilerek, kendilerinden 5 yıl hiçbir vergi alınmamıştır. Bu arada Yahudiler de Osmanlılara sığınarak Selanik ve İstanbul’a yerleştirilmişlerdir.
Osmanlıların Endülüs’e yardım etmemelerin temel nedeni Cem Sultan’ın Avrupalıların elinde rehin olmasıdır. Bu arada Memlük Sultanı Kayıtbay da, Papa’yı ve İspanya Kralı Ferdinand’ı, Müslümanlara saldırıdan vaz geçmezlerse bütün Filistin Hıristiyanlarını Kamame kilisesinde kestireceğini ve Kudüs’e Hırıstiyanların hac için yaptıkları ziyarete kapayacağını söyleyerek tehdit etmişse de, onları saldırılarından vaz geçirememiştir. Memlük donanması böylesine büyük bir operasyonu yapacak güçte olmadığından doğrudan askeri yardım yapılamadı.
Kemal Reis ise pek çok İspanyol şehrini vurmuş, yağmalamış, kısa bir süre önce Müslümanlardan alınmış olan Malaga şehrini zapt etmiş ve yakarak çekilmiş, Fransa ve İtalya sahillerinde pek çok yere saldırmış, batı Akdeniz’de korku saçmıştır. Fakat bütün bu çalışmalar da Hristiyanların Endülüs’teki katliamlarını engelleyememiştir.
ll. Viyana Kuşatması (1683)
Osmanlı Ordusu, Kanuni’den sonra çıkardığı en büyük ordu ile yola düştü. (1 Nisan 1683) Hammer asker sayısın 200.000 olarak belirtir. Aslında bu ordunun hedefleri arasında Viyana yoktu. Hedef Avusturya’nın elindeki Yanık ve Komran kaleleriydi. Fakat Merzifonlu’nun hırsı ve büyük bir başarı kazanma arzusu, seferin yönünü Viyana’ya çevirdi. Hedefin Viyana olmasına komutanları da karşı çıktılar. Özellikle Viyana kuşatmasına karşı çıkan Kırım Hanı Murat Giray ile Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa daha sonra fikirlerine uymadığı için Osmanlı ordusuna ihanet edecek ve savaşın kaybına neden olacaklardır.
Bu sırada Papa Xl. İnnocent bütün Avrupa devletlerini Osmanlılara karşı harekete geçirmeyi başardı. Fransa ile Avusturya arasında devam eden savaşı durdurdu. Lehistan Kralı Jean Sobieski ile Saksonya ve Bavyera prenslerinin Avusturya’ya yardıma gelmesini sağladı.
Kutsal İttifak (1686)
Viyana yenilgisi Avrupa’da büyük bir heyecan yaşatmıştı. Birlik ve beraberlik sayesinde Türklerin Avrupa’dan atılacağı anlaşılmıştı. Avrupalılar üzerindeki Türk korkusu ve Osmanlı’nın yenilmezliği imajı silinmişti. Bu arada Osmanlı yönetimindeki bir dizi yanlışlıklar da, Avrupalıların işini kolaylaştırmış olacaktı. Artık Osmanlı ordusunun bundan sonraki görevi artan saldırıları durdurmak ve topraklarını korumak olacaktı. Türkler, artık Avrupa’dan vuruşarak geri çekilmeye başladılar. Tuna nehrinde artık Türk atları sularını içmeyecekti. Bir hayalin (Kızıl Elma), maceranın ve ihtişamın bitişiydi ll. Viyana yenilgisi… Bu arda Papa’nın gayretleriyle Lehistan ile Avusturya arasında bir ittifak meydana geldi. 1684 yılında bu ittifaka Venedik, 1686 yılında da Rusya girdi. Böylece Türkleri Avrupa’dan atmak amacıyla “kutsal ittifak” oluşmuş oldu.
Osmanlı, yapılan Salankamon ve Zenta savaşlarını kaybedince İngiltere’nin de arabuluculuğuyla Karlofça antlaşmasını imzaladı.(1699) Bu antlaşma ile Osmanlı devletinin Avrupa’daki ilerlemesinin durduğunun ilanıdır. İlk defa bu kadar büyük bir arazi düşmana terk olunmuştur. Osmanlı devleti, bundan sonra taarruzdan savunmaya çekilecektir. Bu savunma Sakarya savaşına kadar (1921) devam edecektir. Macaristan’ın elden çıkması, Orta Avrupa’daki Osmanlı egemenliğinin son bulması anlamına gelmektedir. Macaristan’ı alan Avusturya ise bununla yetinmeyerek Balkanlara sarkma politikası izleyecektir. Rusya, daha çok toprak elde etmek amacıyla Karlofça antlaşmasını imzalamadı. Fakat daha sonra Osmanlılarla tek başına savaşı sürdüremeyeceğini anlayınca bir yıl sonra (1700) İstanbul Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile de Rusya’ya Azak kalesi verildi. Böylece Rusya’nın Karadeniz’de stratejik bir nokta elde etmesi sağlandı. Artık Karadeniz de bir Türk gölü olmaktan çıkmıştı.