YOLLARIN en kalabalık olduğu saatler sabah saatleridir.

Şafak vakti evlerinden çıkan öğrenciler, memurlar, işçiler yolların en sadık

müdavimleridir. Otobüs durakları, sabahın erken saatinde, ince bir ip gibi

dizilen bu insanların telaşına tanıklık eder.

Bir sabah vakti insanların bu telaşına ortak oluyor ve

onlarla birlikte otobüs bekliyorum. Az sonra otobüs geliyor ve hep beraber

içeri giriyoruz. Öğrenciler birbirlerine tutunarak ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Yolcuların gözlerinde yoğun bir uyku mamurluğu hâkim. Az ileride otobüs duruyor

ve üç yolcu daha alıyor. Yolculardan birinin, klasik tavrı ve görüntüsü ile bir

eğitimci olduğunu tahmin edebiliyorum. Önce sağa sola bakınıyor sonra ön

tarafta kendine bir yer arıyor ama bir an önce işlerinin başına gitme telaşı

içinde olan yolcular bu bakışa hiç aldırmıyor. Öğrenciler öğretmenlerini

tanıyor ve başlarını önlerine eğiyorlar. Az sonra bayan, güçlükle ayakta

durmaya çalışan öğrencilere şöyle bir göz atıyor ve bir kız öğrencinin yakasına

yapışıyor, “Bu ne hâl, daha kıyafet serbestliği gelmedi, okula bu renk bir

etekle gelemezsin, ne saygısızsınız sizler…” diyor. Genç kız insanların

bakışlarını üzerinde hissediyor ve utancından başını yere eğiyor sonra, “Özür

dilerim hocam” diyor. Ama hanımefendi söylenmeye bir süre daha devam ediyor.

Sonra başını arka tarafı çeviriyor ve erkek öğrencilere, “Susun gürültü

yapmayın bu ne hâl” diye çıkışıyor. Yolcular, bir otobüs yolculuğunda öğrencileri hizaya sokmaya çalışan bu hanıma

bakıyor ve olup bitenlere anlam vermeye çalışıyorlar. Sonra arkadan biri,

“Kardeşim burası okul değil ki, ne gerek var bu çocukların gururunu burada

rencide etmeye” diye mırıldanıyor… Ama bayan bu tavırlarını yol boyunca

sürdürüyor.

Sosyal yaşam alanı, kimliklerin sergilendiği ve insanların

kendilerini ifade ettiği bir ortamdır. Ancak hangi kimliğin içinde yer

alıyorsak onun gereklerini yapmalı ve bunun bilincinde olmalıyız. Bir eğitimci

evinde anne ve eştir ve buradaki kimliği neyi gerektiriyorsa o şekilde

davranmalıdır. Komşu ile ilişkilerinde bir komşu gibi davranmalı ebeveyni ile

ilişkilerinde ise bir evlat olarak sorumluluklarını yerine getirmelidir. Yani

hayatın içinde, anne, baba, çalışan, komşu, akraba, evlat, işçi, memur gibi pek

çok kimliklerimiz vardır ve hangi kimliğin içinde yer alıyorsak buna uygun

davranışlar sergilemeliyiz. Fakat ne yazık ki bazı kimselerin, baskın

kimliklerini dış dünyaya bulaştırarak insanları hizaya sokmaya çalıştıklarını

görüyoruz. Mesela otobüsteki hanımefendi, öğrencileri ile selamlaşabilir,

sohbet edebilirdi, ancak eğitimci olarak rolünü aktif bir şekilde icra edeceği

mekân okuldur. Ayrıca bu çocukları insanların gözleri önünde rencide etmek ve

onların güven duvarlarını yıkmak abes olduğu kadar da yıkıcı bir tavırdır.

Toplumun göz bebeği dediğimiz eğitimcilerimiz öncelikle gençlerin psikolojisini

çok iyi bilmeli ve bu konuda herkese örnek olmalıdırlar.

Yaptığı iş ne olursa olsun kişi, kimliğinin icra edildiği

ortamlarda aktif ve disiplinli olmalı, sosyal hayata katıldığında ise buradaki

ortamın bir ferdi olduğunu bilmeli ve buna göre hareket etmelidir.