Yağışlar artık tam bir afat halini alıyor.
Yollar göle dönüyor!
Konutları su basıyor!
Amma!
Barajlar tamtakır!
Yani kupkuru!
Çoğu kez yazılı ve görsel medyada baraj alanlarında otlayan hayvanların görüntülerini görüyoruz.
İlahi ikazlar bize bir şeyler demiyor mu acaba?
Ama anlayan nerede, hepimiz keyfimizin derdine düşmüşüz!
Hiçbir uyarı, hiçbir felaket aklımızı başımıza almamız için yeterli olmuyor.
Aklımızı başımıza almamız derken kuşkusuz kendimize gelmeyi kast ediyoruz!
Kendimize gelmek, kul olduğumuzu hatırlamak ve sadece Rabbimize yönelmek konusunda son derece ihmalkârız!
Tamam, konutları ters yerlere yaparak iki de bir sel sularına maruz kalmalarına sebep olmak biz kulların bir eksiği!
Peki, barajların tamtakır kalmalarına ne diyeceğiz?
Elbette o da biz kulların bir başka eksiği!
“Acaba barajları da yanlış yerlere mi yaptık?” diye düşünmek mümkün!
Ancak bundan önce kulluk görevlerimizi layıkıyla yerine getirip getirmediğimizi bir sorgulasak nasıl olur?
Sanırız hiç fena olmaz!
Zira kulluk görevimizi yerine getirmekte o kadar çok noksanımız var ki!
Hem kulluk görevlerimizi layıkıyla yerine getirmiyor hem de sanki getiriyormuş gibi davranmaktan geri kalmıyoruz.
Yani kulluk görevinin içine bile hile hurda katıyoruz.
Aklımız fikrimiz gösterişe takılmış durumda!
İşin özüne inmek yerine her şeyin büyüğünü yaparak kulluk görevimizi yerine getirdiğimizi sanıyoruz.
Yani nefsimizi kandırıyoruz.
Evet, ilahi ikazlar peş peşe geliyor.
Adına tabii afetler dediklerimizin biri bitmeden diğeri bizi köşeye sıkıştırıyor.
Ama biz pek ders alma yanlısı gibi görünmüyoruz.
Karşılaştığımız bir afetin yaralarını sarmaya çalışırken bile kötü alışkanlıklarımızı terk edemiyoruz.
Bize bir şeyler deniliyor ama biz anlamamakta direniyoruz.