Rahmetli Ayşe Şasa Delilik Ülkesinden Notlar kitabında şizofreni cehenneminden, ermişlik cennetine bir yolculuğun notlarını sunmuş okuyucuya. Ateist ve solcu bir yaşam sürerken, genç yaşında yakalandığı şizofreni aslında onun kurtuluşuna vesile olmuş.
Çocukluğunda aldığı eğitim, gerek Yahudi dadılar gerek annesinin tutumu Ayşe Şasa nın ruhunda derin yaralar almış. Her ne kadar bazı psikiyatristler şizofreninin kalıtsal olduğunu ve ailenin bir etkisinin olamayacağını savunsa da, çocukluk dönemi bir insanın ruh dünyasını şekillendirir. İlk öğreniler hayatı algılayış o dönemde başlar ve yanlış ya da eksik algıların hepsi ileriki dönemler için problemler oluşturur bu aşikârdır.
Hastalığı döneminde psikiyatristi Ayşe hanıma yaşadığı halüsinasyonları kaydetmesini söylüyor. Bunun üzerine Ayşe Hanım Delilik Ülkesinden Notlar kitabının ilk bölümündeki günlüğü tutmaya başlıyor. Cesetler, Nazi kampları Hitler ya da beyne takıldığı düşünülen çipler kısacası şizofreni anlarının korkunç dayanılmazlığı ve yaşattıkları hissettirdikleri yer alıyor. O dönemde kendisi gibi şizofren olan ve sonunda intihar eden Sylvia Plath in Sırça Fanus kitabını okuyor Ayşe Hanım. O da aynı çıkmazda ve kurtulmak için benzer yolu seçiyor. Fakat kurtarılıyor intiharın eşiğinden. Sonraki dönem onun için çok önemli bir dönüm noktasını içeriyor. İbn-i Arabi nin Fusûsül-Hikem kitabıyla tanışıyor. Sonrasında ona hiç öğretilmemiş olan Allah inancı kaynamaya başlıyor içinde. Cehennemin kapıları kapanırken cennetten kesitleri görmeye başlıyor. O artık şizofreninin ağır pençesinden kurtulmuş kutlu bir yolun yolcusu olmuştur. İstanbul da tanıştığı yaşayan bir velinin sayesinde bu güzel yolculuk ilerliyor. Bir süre sonra ibadetlere başlayan Ayşe Hanım o kasvet dünyasından tamamen kurtulmuş, aşkın ferahlığında yıkanmaktadır. Hayret yayları dediği güzellikler içinde huzuru bulmakta solumaktadır.
Kitabın sonlarına doğru kendisiyle yapılmış olan röportajlara yer verilmiş. Orada Ayşe Hanım sosyalist ve ateist olduğu dönemle şizofreniyi yendikten sonraki dönemi kıyaslamış. İnsana değer verilmeyen bir düzenden, anlamı olmayan bir hayattan sanki boşu boşuna yaşıyormuşuz gibi gelen o korkunç dönemden ve içinden çıkamadığı sorgulamalarla, isyanlarla nihayetinde kaçınılmaz olan şizofreniden bahsediyor. İnancın bizim için anlamının ne olduğu, bir insana inancın katkısının ne olduğunu, değer ve yargıyı anlamlandırmaya etkisini görüyoruz.
Her kim ne demiş olursa olsun, bu kitabın hem şizofrenler için hem hayattan bunalmış her insan için bir çıkış kapısı aralayacağına inanıyorum.
Kalbimizi ve ufkumuzu geniş tutalım. Değişim her zaman mümkündür. Kendimizde değişim yapmayı hangimiz istemeyiz ki
Ayşe Şasa yı rahmetle anarak
Allah ondan razı olsun.