ON yıllık (1950-60) Demokrat Parti/Adnan Menderes iktidarının en büyük hatalarından biri "Besleme Basın" denilen bir medya geliştirmiş olmasıydı. Resmî ilanların dağıtımında adaletsizlik yaparak, kendilerini destekleyen gazetelere daha fazla ilan vererek bağımlı ve uydu bir basın oluşturmuşlardı. Bu basın, iktidarı hiç tenkit etmez, daima alkışlar ve överdi. Baştakiler, yalan da olsa övgülerden çok hoşlanıyor, doğru da olsa uyarı ve tenkitlerden nefret ediyorlardı.

O tarihlerde teknik bu kadar gelişmemiş, zenginlik bu derecelere varmamıştı ama 30 milyonluk Türkiye de günde bir milyon satan gazeteler vardı, matbuatın (basının) gücü ve tesiri çok kuvvetliydi. O devrin meşhurlarından Selanikli Ahmet Emin Yalman ın kalemi çok sivriydi, ağır ve sert tenkitler yapıyordu. Mustafa Kemal Paşa zamanında bu adama gazetecilik yasaklanmıştı. Onun ölümünden sonra sahneye tekrar çıkmıştı. Mabeyin Başkatibi Ali Fuat Türkgeldi, Sultan Vahdettin in onun hakkında ağır konuştuğunu, Selanik Dönmesi dediğini nakl eder. Tarih Kurumu nun yayınladığı "Görüp İşittiklerim" kitabının ikinci baskısında yazılıdır. 1950 den önce yapılan birinci baskıda bu cümle nedense çıkartılmıştır. Görüp İşittiklerim yakın tarihimizin içyüzüne hayli ışık tutan bir kitaptır. Merhum Ragıp Akyavaş, bu eserin elyazısı müsveddesini Tarih Kurumu kütüphanesinde gördüğünü, basılırken birçok yerinin karalanmış olduğunu söylemişti. Her neyse...

Merhum Adnan Menderes in, şu sözü sarf ettiği söylenir: "Allah bir kimseyi Ahmet Emin Yalman ın dostluğundan da, düşmanlığından da korusun..."

Adnan Menderes iktidarının besleme basını, ülkemizdeki müzmin ve vahim basın krizini çözmek için iyi bir çare ve çözüm olmamıştı.

Medya konusunda Menderes in en büyük hatası, 1953 te Ahmet Emin Yalman Malatya da vurulunca, o tarihte sayıları 33 olan İslâmî basının susturulmasıydı. Yalman vurulunca ülkede Müslümanlara karşı bir cadı avı başlatılmıştı. O tarihte Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi nde öğrenci idim. Ülke çapında nasıl bir devlet terörü estirilmiş olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Müslümanların ve milliyetçilerin evleri basılıyor, kitaplar ve evrak çuvallara dolduruluyor, geniş çapta tutuklamalar yapılıyordu. Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Cevat Rıfat Atilhan, Osman Yüksel Serdengeçti, Samsun dan büyük Cihad gazetesinin sahibi Mustafa Bağışlayıcı bunlar arasında idi. O terör esnasında nice vatandaş, evindeki dinî kitapları... Gazete ve dergi koleksiyonlarını korkusundan imha etmek zorunda kalmıştı.

Adnan Menderes İstanbul Yeşilköy Havaalanında bir basın toplantısı yapmış ve şöyle demişti: "Kara basının sayısı 33 idi, bunların 22 sini kapattık, kalan 11 i de susturacağız..." Böyle konuşurken kendi idam fermanını imzalamış olduğunu bilmiyordu. Çünkü, medya ve siyaset sahnesinden Müslümanlar ve dindar milliyetçiler çekilince meydan Selanik Dönmelerine kalmış ve Menderes i idam sehpasına götüren gelişmeler başlamıştı.

Besleme medyanın özellikleri nelerdir, bunları kısaca arz etmek istiyorum:

(1) Meşru ve doğru olmayan şekilde maddî yardım görür. Eskiden, adaletsiz şekilde dağıtılan resmî ilanlar, daha sonra başka örtülü kaynaklar, hortumlama ile akıtılan büyük paralar.

(2) Besleme medyanın kalemleri ve vicdanları kiralanmıştır. En doğru, en haklı, en isabetli, en lüzumlu, en gerekli tenkitleri bile yapamazlar. Ya doğrudan doğruya, yahut dolaylı olarak öveceklerdir.

(3) Kendilerini besleyen iktidarı aşırı övmek ve hiç tenkit etmemek zorundadırlar. Dağıtılan onca para boşuna verilmiyor. Övmek, alkışlamak, yapılanlar çok doğrudur, çok iyidir, Türkiye müthiş ve muazzam hamleler yapıyor demek içindir.

(4) İktidarı haklı olarak tenkit eden vatansever yazarlara çamurlar atılır. (Haksız yere tenkit edenler de var...)

Yakın tarihte bu memlekete, bu halka, bu devlete büyük zarar veren iki tür medya olagelmişlir. Birincisi: Gayr-i millî Sabataycı ve "Benzetilmiş" medya. İkincisi: Şakşakçı, pohpohçu, alkışçı, yalaka, dalkavuk, parayla tutulmuş besleme medya.

Türkiye nin doğru, temiz, millî bir medyaya büyük ihtiyacı vardır. Doğruları yazacak ve destekleyecek, eğrileri tenkit edecek, millî menfaatleri her şeyin üzerinde tutacak, ülkenin en temel değeri olan İslâm a hürmet edecek, asla fitne ve fesat çıkartmayayacak, idarecileri uyaracak, halkı aydınlatacak, asla aldatmayacak, medyacılığı haram, kara, kirli, pis kazanç elde etmeye âlet etmeyecek, ahlâklı, faziletli, vatansever gazeteler, dergiler ve TV ler.

Öyle bir medya olmadan bu ülke düzelmez.

Müslüman gazeteciler, medya yöneticileri ve patronları, imanlı yazarlar kesinlikle yağcılık, yalakalık, dalkavukluk yapmaz. Onlar şairin "Ne utanmaz köpekleriz, kimi görsek etekleriz...." dediği pespayelerden değildir.

Müslüman gazeteci ve yazarların temel vazifelerinden başta geleni herhangi bir kötülük ve zulüm gördüklerinde onu tenkit etmektir. Peygamberimiz "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" buyurmuşlardır.

Yağlı ballı aylıkları, onlara ilaveten avantaları, örtülü menfaatleri alacak ve efendilerini övüp duracak. Müslüman böyle gazetecilik, böyle medyacılık yapmaz, yapamaz.

Geçenlerde, çok değerli bir yazar, Amerika nın baskısıyla gazetesinden atıldı. Niçin Amerika yı sert bir şekilde tenkit ediyormuş, Amerikan menfaatlerine zarar veriyormuş... Doğruları yazdığı için kapı önüne konulmuş.

Türkiye ye medya, vakıf, kültür faaliyetleri için dış ülkelerden de hayli fon, yardım, tahsisat gelmektedir. Meselâ Avrupa Birliği bazı kuruluşlara para akıtıp duruyor. Bu paralardan kimler nemalanıyor, kimler rantlanıyor

Din ile siyaset işlerini birlikte götüren misyonerlik teşkilâtları sadece İncil dağıtmıyor, para da dağıtıyor. Kendilerini tenkit edip uyaran Müslümanlara düşmanlık eden, İslâm düşmanı misyonerlerle haşir neşir, can ciğer diyalog kardeşliği yapanlar var.

Gazetelerin gelirleri sadece satışlardan ve reklâmlardan ibaret değildir.

Bazı gazete patronlarının onlarca büyük şirketi, holdingi, bankası var.

Bazı politikacılar medya işine büyük yatırım yapıyor. Şahsî serveti olmaması gereken bir siyasetçi bakıyorsunuz el altından büyük gazeteler almış, TV lere el atmış. Bu derenin (veya nehrin) suyu nereden geliyor

Bazı Müslüman gazeteler siyasî iktidarı hiç mi hiç tenkit etmiyor. Siyasî iktidar ismet sıfatıyla muttasıf ve mâsum mudur, hiç yanlışı ve günahı yok mudur