Bir kaç gündür Birleşmiş Milletler’in (BM) YPG/PKK’nın uzantısı SDG isimli terör örgütü ile bünyesindeki çocuk savaşçıları bırakması için anlaşma imzaladığı haberleri gündemde. Yani, BM gibi bir örgüt bir terör örgütünü muhatap kabul ediyor ve anlaşma imzalıyor. Hemen belirteyim ki, böyle bir tavrın akıl ve mantık ile izahı mümkün değil. Ancak, Birleşmiş Milletler denilen örgüte imtiyazlı beş devletin hâkim olduğu ve bu 5 devletinde çeşitli bahanelerle terör örgütleri ile çıkarları doğrultusunda işbirliği yaptıkları hatırlanırsa yapılan anlaşmanın şaşılacak bir yanı kalmıyor. Özellikle de BM’nin imtiyazlı beş üyesinden birinin ABD olduğu, bu devletin de dünyanın neresinde bir darbe ya da darbe girişimi söz konusu olursa darbecilerin arksında yer aldığı hatırlanırsa sanıyorum BM’nin YPG/PKK temsilcisi ile masaya oturmasını yadırgamamak gerekir.
YPG/PKK’yı araziye süren ve arazide yer edinmeleri için binbir çeşit atraksiyon sergileyen ABD ortada iken BM’nin yeryüzünde barışı ve adaleti sağlamasını beklemek mümkün değildir. Bunca olaya rağmen bu örgütten barışı sağlamasını bekleyenler varsa ya akıl zaafına uğramışlardır ya da çıkarları uğruna gerçekleri görmezden gelmeyi tercih ediyorlar demektir. Kısacası BM’de hâkim güçler ayaküzeri yalan söylemeyi prensip edinmiş oldukları gibi çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir uluslararası değer onları ilgilendirmiyor. Öyle olmasaydı, ABD yıllardan beri PKK’ya destek verir, daha sonra Suriye’de aynı örgütün adını YPG’ye çevirip adeta tanıma noktasına getirir miydi? Bunun da ötesinde Türkiye’nin tüm karşı çıkmalarına rağmen YPG’ye desteğini sürdürmek adına bu defa da aynı örgütün adını SDG olarak değiştirerek dünyayı kandırmaya devam edebilir miydi? ABD böylede YPG ile anlaşma imzalayan BM sorumluları dünyayı aptal yerine koyarak atılan imzaya rağmen ‘terör örgütüne meşruiyet tanımadık’ açıklaması yapabilir miydi? Sanki imza atmak söz konusu örgütün varlığını kabul etmek anlamına gelmiyormuş gibi açıklamalar yapanların bu cesareti nereden aldıklarını araştırmak gerekir. Bize göre BM’ye hâkim olan imtiyazlı ülkeler var olduğu sürece BM’de bu tür adımlar atmakta beis görmeyecektir. Çünkü dünyanın her köşesindeki terör örgütleri ile işbirliği halinde olan ülkelerin başında ABD ve BM’nin diğer imtiyazlı ortakları geliyor.
Böylesine sakat bir yapıya sahip BM dünya üzerinde kesinlikle adaletin hâkim olmasını sağlayamaz. Çünkü onlar için adalet değil çıkarlarının sürekli kılınması önemlidir. Sonuç olarak diyebiliriz ki, yeryüzünde adaletin hâkim olmasını sağlayabilmek için öncelikli olarak BM’nin mevcut yapısının kökten değiştirilmesi gerekiyor. Böyle bir değişime imtiyazlılar gönüllü olarak izin vermeyeceklerine göre yeni bir dünya düzenine ihtiyaç olduğuna göre BM’nin imtiyazlı üyelerinin karşısına onların anlayacağı dilden yeni bir uluslararası örgüt çıkartılması gerekiyor. Mevcut duruma teslim olup ondan sonra da bu bozuk yapıdan adaleti beklemek kendimizi kandırmaktan öte bir anlam ifade etmez/etmiyor. Çünkü zalimler önce ortalığı karıştırıyor, meydana bir takım örgütleri sürüyor, ondan sonra da bu örgütlere bir takım kılıflar geçirilerek meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Elbette, söz konusu terör örgütler çıkarlarına hizmet ettiği sürece onlara destek veriyorlar. İçlerinden bazıları ‘size uşaklık ettiğimiz yeter artık’ demeye başladıklarında iplerini çekiyorlar. Ne yazık ki, eskisinin ipini çekenler yenisini bulmakta da güçlük çekmiyorlar. Sonuç olarak diyebiliriz ki, mazlumlar Haçlı ittifakı ile kol kola yürümeyi sürdürdükleri sürece ya yedikleri kazıktan zevk almayı öğrenecek ya da yeni bir dünya düzeni kurulması için ayağa kalkacaklardır. Çünkü öyle diplomatik sözler falan artık para etmiyor.