7 nin 8 (2007 2008) olduğu yeni bir yılın rakamlarını telaffuz ediyoruz. Birçok insan bu tür uygulamalardan medet umuyor. Gece yarısı rakamların yer değiştirdiği anlarda kimi ayağa kalkıyor, kimi yan yatıyor, kimi amuda kalkıyor bana uğur getirsin diye...
Oysa rakam ve mekânlardan ziyade, insanın zihin ve gönül dünyasında yeni ve güzel gelişmelerin olabilmesi için, öncelikle insanın kendi içinde birtakım değişimleri gerçekleştirmesi gerekir. Bu yüzden de her zaman, her daim dualarımız, umut ve beklentilerimiz iyi şeylerin olması ve olacağı istikametindedir. Bu durum inanmış olmanın bir gereğidir. İmar için de gayret gerekir. Sen gayret edeceksin ki, çabanın meyvesi olsun, ektiğini biçmeye yüzün olsun.
Ne olursa olsun, yeter ki olsun diyerek değil... "Hayırlısı ne ise o olsun" şeklindedir bizim duamız: Kazancın hayırlısı, ömrün hayırlısı, evlâdın hayırlısı, rızkın hayırlısı, işin hayırlısı, dostun hayırlısı, eşin hayırlısı, komşunun hayırlısı...
*
Kendi kulvarında oldukça ileri düzeyde bir akademisyen olan dostumla sohbet ederken konu kıskançlığa gelip dayandı. Dostum hangi ortamda konuşsa sözü sohbeti dinlenir, yani söz bilir, âdâb bilir bir insan. İyi şeylere lâyık bir dost... Bulunduğu yani çalıştığı ortamda her insan gibi desteğe ihtiyacı var. Fakat o, "Köstek olmasınlar da başka ihsan istemem" diyor. Bu tür sözleri ne zaman duysam yüreğim cızz ediyor. Çünkü nice kıymetler, kendini bilmez kişiler tarafından itilip kakılıyor, mağdur ediliyor.
"İmtihan dünyası"nda yaşıyoruz. Çetin imtihanlardan geçiyoruz. Kimileri nefsinin emrinde yaşıyor, onlarla aynı ortamları paylaşmak mikroplu ortamda yaşamak gibidir. Çünkü mikrobun ne zaman zarar vereceği bilinmez. Elbette böyle ortamlarda korku içinde yaşamak zordur. Fakat yapabileceğiniz fazla bir şeyiniz de yoktur. Bunların yüzünden birileri gibi vatanınızı mı terk edeceksiniz Allah her mağdurun, her mazlumun bahtını açık etsin... Zalimlere, haset edenlere, hayra engel olanlara fırsat vermesin...
Şöyle bir çevremize baktığımızda iyiler, yetenekliler, başarılılar, iş yapabilir konumda olanlar çoğu zaman kıskanılmış, çelme takılmış ve mağdur edilmiştir. Fakat doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşanların ise bahtı açık olmuştur. Allah iş, aş, eş, hâsılı her konuda iyileri doğru insanlarla karşılaştırsın. Kıskançlık, haset gibi huylar tembellerin, beceriksizlerin kanına işlediği için kimsenin ileri gitmesini istemezler. Nekes kimselerdir bunlar. Kendilerini öylesine savunurlar ki, şeytanla dost olduğunu sanırsınız.
İyi bir şeyin yapılması söz konusu olduğunda bunların tavırları bellidir: Madem ki benim değil, madem ki benim isteklerimle örtüşmüyor öyleyse onun da olmasın. Bundan sonraki mücadelesini bu istikamette verir. Hani meşhur hikâyedir:
Solomon evde tek başına otururken gaipten,
- "Solomon! Sen benim en sevdiğim kullarımdan birisin. Şimdi dile benden ne dilersen. Yalnız bir şartım var, sana verdiğimin iki katını komşun Mişon a vereceğim!" şeklinde bir ses duyar ve hiç düşünmeden cevap verir Solomon:
- "Ey rabbim! O zaman benim bir gözümü derhal kör et!"
Çevrenizde bu tip insanları görmemenizi dilerim. Allah böyle kimseleri başınıza musallat etmesin. Siz yolunuzda yürürken sağınızdan solunuzdan çekiştirenlerin, çelme takanların varlığını şöyle bir düşününüz... Böyle şartlarda yol almak, yeni bir şeyler üretmek mümkün mü Hele de vücut kimyanızın sağlam kalması... Allah düşmanımı bile böyle kimselerin şerrinden korusun.
*
İşin bir de başka yüzü var. Söz konusu ettiğim profesör arkadaşımla konuşurken, kendisine şöyle bir teklifin yapıldığını söyledi. İngilizce ve Arapça yı ana dili gibi konuşma başarı ve becerisine sahip olan dostumun herkes gibi ekonomik sıkıntıları var. Ama kimseye muhtaç değil.
Statüsü ile kazanç ve yaşantısını yan yana getirdiğinde, günümüz şartlarında "enayi" konumunda gördüğü dostuma niçin şu kurumda ( ) bir danışmanlık almayı düşünmüyorsun Ben sana bu konuda yardımcı olabilirim, ne dersin
Böyle bir teklif karşısında siz olsanız nasıl cevap verirdiniz bilmiyorum ama dostum: "Benim akademik çalışma alanım, o kurumun bana danışmanlık yaptırmasını gerektirmiyor. Fakat onların bana sormak, öğrenmek ya da yardımcı olmamı istedikleri bir şey varsa, ben onlara severek yardımcı olurum. Ayrıca bu durum danışmanlık statüsünde olmamı da gerektirmez. Sonra, gelecekte demezler mi, bu kişiyi ne için danışman olarak aldınız, ona niçin bu kadar para ödediniz Böyle bir hesap sorulduğunda ne cevap verilir Dolayısıyla böyle bir danışmanlığı benim kabul etmem mümkün değil."
Danışmanlık teklif eden kişinin, böyle bir teklifte bulunduğuna da bulunacağına da pişman olduğunu, çünkü bu tür cevaplara hiç alışık olmadığını tavrından anladığını söylüyordu dostum.