Türkiye insanına belediyeciliğin ne olduğunu Millî
Görüşçüler öğretti. 1989 öncesinde şehirler gecekondu mantığıyla yönetiliyordu.
Genelde şehir dendiği zaman 3 Ç formülüyle ifade edilen çöp, çamur, çukur akla
geliyordu. Meselâ Adıyaman a gittiğim 1979 yılında ana caddeler bile çamurdan
geçilmiyordu. Ya şimdi öyle mi Çünkü oraya Millî Görüş belediyeciliğinin eli
değmişti.
1989 öncesi belediyecilik sağ-sol rekabeti ve elit
egemenliğinin sürdüğü kurumlar olarak algılanıyordu. Şehirlerin doğru dürüst
alt yapısı yoktu. Koskoca şehirler temiz içme suyuna hasretti. Partizanlık had
safhada idi. Belediyeler çok kere rant kapısı olarak görülüyor; plan, proje ve
halka hizmetin sözü edilmiyordu. Yeşil alanlar yok denilecek kadar azdı.
Belediyeler halktan kopuktu. Mahallî imkânlar
değerlendirilmiyor; kaynaklar ya atıl kalıyor, ya da israf ediliyordu. Rüşvet
ve yolsuzluk yaygındı.
O dönemde belediyeler belde sakinlerinin problemleriyle
ilgilenmezdi. Dahası, bu konu belediye hizmetlerinin dışında telâkki edilirdi.
Şehirler yaşanmaz haldeydi. Çevre temizliği anlayışı gelişmemişti. Şehirler
köyün büyütülmüşü görüntüsündeydi.
Yerel yönetimlerde, siyasî partiler inatlaşmayı,
birbirlerini itham ederek cevap yetiştirme yarışına girmeyi hizmet (!) olarak
görüyorlardı. Bunlar tabiî olarak kabul edilirken başkanın herkese hizmet
vermeyi amaçlayıp kucaklayıcı ve bütünleştirici olması gerektiği akla
gelmiyordu. Yolsuzluk, yoksulluk ve sefalet Türkiye nin kaderi (!) şeklinde
algılanıyordu.
ZİHNİYET DEĞİŞİYOR
1989 yılında yapılan Mahallî İdareler seçimlerinde 5
büyük il ile bazı ilçe ve beldelerde seçimleri Refah Partisi kazandı. Bunlar
Konya, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Sivas ve Van illeriydi. Refah Partisi,
yönetimde zihniyet değişikliği ile işe başladı. İnsan merkezli, sevgi ve
şefkati esas alan bir yönetim anlayışını benimsedi.
O güne kadar yöneticiler ne Batı ölçülerini
özümleyebilmişler, ne de kendi değerlerimize göre bir model çalışma
oluşturabilmişlerdi. İki arada, bir derede kalarak kısır çekişme ile vaziyeti
kurtarmaya çalışıyorlardı.
Refah Partisi geldi, yerli ve millî düşünceyi esas aldı.
Medeniyetler kurmuş, insanlığa hak ve adalet öğretmiş tarihin en büyük milleti olduğumuzu
anlattı. Zengin kaynaklara, büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu hatırlattı.
Kendi kendimize yetebilecek çok az ülkeden biri olduğumuzu vurguladı. Bu
gerçekleri dikkate alan bir yönetim anlayışı başlattı.
Millî Görüşçü belediyelerde ibadet aşkıyla halka hizmet
anlayışı esas alındı. Belediyeler menfaatlenme mekânı değil, hizmet kapısı
olarak görüldü.
Kısır partizanlık terk edildi. Hizmetler adil dağıtılmaya
başlandı. Ayrımcılığa son verildi. Görevler bir emanet olarak görüldü, emanete
sahip çıkıldı. Beldelerin imkânları halk için seferber edildi. Halk ile mahallî
yöneticiler arasında gönül bağı oluştu. Rüşvet ve yolsuzluğun kökü kurutuldu.
Halka güven veren uygulamalar yapıldı. Beyaz masa ve halk
meclisleri kurularak belediye hizmetleri halkın denetimine açıldı. Açık ve
katılımcı bir belediyecilik anlayışına geçildi. İlk defa yapılan bu hizmetler
belediyecilikte devrim anlamına geliyordu.
ADİL BİR YÖNETİM İHTİYACI
Refah Partisi nin 1989 ve 1994 mahallî seçimlerinde
kazandığı belediyelerde efsanevî hizmetler yapıldı. Türkiye ve dış dünyanın
gözü bu belediyelere çevrildi. Halk, belediye hizmetinin ne olduğunu gördü. En
ucuz ekmek, en ucuz su, en ucuz ulaşım Millî Görüşçü belediyelerde idi. Meselâ
Konya Belediyesi, başlattığı metro ulaşımı ile 15 km.lik mesafeyi 25 kuruşa
taşıyordu. Belediye kazanç kurumu olarak değil, halka hizmet kapısı olarak
görülüyordu.
Milletimizin özü ve aslı olan Millî Görüş zihniyetinin
hem merkezî yönetimde, hem de mahallî idarelerde yaptığı hizmetler dış
mihrakları rahatsız etti. Türkiye nin kalkınıp gelişmesini menfaatlerine aykırı
gördüler. Olağan üstü dönemler oluşturarak hukuk ve yasa dışı yollarla Millî
Görüş hareketine tuzaklar kurdular. Yönetimden uzaklaştırabilmek için
ellerinden geleni yaptılar.
Millî Görüşçü gibi algılanan, fakat Millî Görüş gömleğini
çıkarmış çakma bir yönetimi iş başına getirdiler. Hem merkezî yönetim, hem de
belediyeler rüşvet ve yolsuzlukla anılır duruma geldi. Bugün, merkezî yönetimin
kontrol ve denetim ihmalkârlığından dolayı 1522 belediyede rüşvet ve yolsuzluk
gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. Bunlardan 600 ü AKP li, 454 ü CHP li,
232 si MHP li, 96 sı BDP li belediyeden oluşuyor. Ayrıca, Hükümet ve bir grup
arasındaki savaş haline dönüşen kavga Türkiye yi uçuruma sürüklemektedir.
Yeniden adil, kuşatıcı ve kucaklayıcı, ayrımcılık
yapmayan, hizmeti ve Türkiye nin güçlenmesini esas alan bir yönetim anlayışına
ihtiyaç vardır. Bu cevher ve dinamizm, denenmiş ve efsanevî hizmetleriyle
halkımızın gönlünde taht kuran Millî Görüşçülerde vardır. Saadet Partisi Genel
Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak 30 Mart seçimleri için Emaneti devralmaya
geliyoruz diyerek yapılması gerekeni ortaya koymaktadır.