İsrail’e karşı 80 senedir direnen Filistinliler, en son Gazze ayaklanmasıyla kurtuluş savaşlarını yeni bir safhaya taşıdılar. İsrail de senelerdir sürdürdüğü katliamlarında yeni bir perde açmak için bahane buldu. 7 Ekim’den bu yana eşi benzeri ancak tarih kitaplarında kaldığını sandığımız Haçlı Seferlerinde görülen bir vahşetle, Filistin’i ve Filistinlileri topraklarından tamamen atmakta, silmekte, soykırım suçunu kitabi vahşilikle yapmakta. Bu, katliamın İsrail’in ne olduğunu gösteren yanı… Ama aynı zamanda kendilerine sınırsız destek veren Batı’nın da ifşa olmasına sebep oldu bu olaylar. Batı’yı henüz anlayamamış, onları medeniyet timsali sananlar bile gerçekle yüz yüze geldi artık. Bundan sonra Batı’nın yanında duranlar bilinçli tercihleriyle vahşete ortak oluyorlar, cezasını çekerler. Gazze katliamını algılayış ve savunuşlarındaki ceht, sarahatle bize tekrardan gösterdi ki Batı bir vahşet medeniyetidir. İnsan hakları, özgürlükler, ifade özgürlüğü dediklerinin tamamı yalandır. O kadar yalandır ki, kendi insanlarının bile az bir kısmını kapsar. Hiçbir ahlaki, insani duyarlılıkları olmadığı öyle net ortaya çıktı ki. İsrail’in 40 bin küsur kişiyi katletmesi, bunlardan hemen çoğunluğunun sivillerden oluşması bile ne Batı toplumunu ne de hükümetlerini rahatsız etti. Öldürülenlerin 1.000’i 1 yaşından küçük bebek. 1 yaşından küçük 1.000 adet minik can…

Batı aynı Batı, her işgalde halkı kılıçtan geçiren eski Haçlılar, bizim kuyruklarında gezdiğimiz modern Avrupa Birliği/Amerika'nın fikir babası. Hatta şimdikiler daha da kötü, çünkü çağdaşlar bir de Siyonizm’in kontrolüne girmiş durumdalar. Irkçı emperyalizm ile vahşi kapitalizm kol kola, hiçbir insani değerle ilgileri kalmadı, eğer vardıysa.

Bu katliamlara Batı toplumundan itirazı olanlar görülüyor. Batı’nın çok küçük bir kısmının infiali var, sokaklara döküldüklerinde kameralara yansımakta. Batı ülkelerindeki o gösterilerdekilerin çoğunluğu oralara göç etmiş zaten ümmetten olan insanlar. Az da olsa Batı toplumlarının içinden insan gibi insan olanlar da bu gösterilere katılıyorlar, fedakârlık yapıyorlar, toplumlarındaki baskıya ve genel algıya aldırmadan kendilerini ortaya atıyorlar bunlar, doğru. Hele bizdeki Batı kafalı, olayları nasıl yorumlarsak bize terörist demezler kaygısıyla hareket edenleri görünce bunların daha da güç bir iş başardıkları net anlaşılıyor. Toplumlarından dışlanma pahasına bu vahşete tavır alıyorlar. Allah hidayet versin bunlara inşallah, yaptıkları çok değerli ve zor. Ancak toplumlarının çok büyük çoğunluğunu oluşturanlar, bir kısmı bilinçli tercihleriyle, bir kısmı menfaati gereği sessiz kalarak, bir diğer kısmı da dünyadaki diğer insanlar hiç umurunda olmadığından, durumu fark bile etmeyerek, yakaladığı refah düzeyini korumayı ve artırmayı bekleyerek, kendi dışındaki dünya ülkelerini sömürgeleştirme, bunların kaynaklarını yeme ve zenginleşme, semirme ve daha sonra bu zenginliği aralarında dağıtma şeklinde tezahür eden sosyal ve hukuki sistemlerinden hiçbir şekilde rahatsız değiller. Amerikan liderliği ve himayesindeki bu sömürü düzeninin içinde kalarak fakir ülkelerden elde edilen kaynakların çoğunluğuna bankaları ve medyayı elinde tutan küçük bir azınlık kapitalist-faizci Yahudi sermayedar sahip. Bunlardan artanlar, damlayanlar bile Batı’daki küçük insanlara yetiyor demek ki. İçlerinden fedakârlık yapan bu çok küçük topluluk Batı’yı aklamaya hiçbir zaman yetmez. Batı’ya, azınlıktaki bu mert Batılı insanlar vesilesiyle güzelleme yapmak insani, ahlaki veya İslami değildir. Ezikliğin dik âlâsıdır. Dünyanın geri kalan bölgelerindeki zulümler Batı halklarının sisteme verdikleri oy ve destek, verdikleri vergiler ile ürettikleri savaş makinesi ve kabullendikleri, içselleştirdikleri nefret söylemleri ile devam ettiriliyor. Bu kadar basit. Batı halklarının seslerini Filistin lehine yükseltmemeleri bir yana, orada yaşayan Müslümanların eylem ve söylemleri dahi (bilhassa Almanya vb. ülkelerde) yasaklanmakta. Buna rağmen Batılı insanların çoğunluğu, normal şartlarda birinci vazgeçilmezleri olarak lanse ettikleri ifade özgürlüğü kavramını, konu Filistin olunca, Müslümanlar olunca tamamen rafa kaldırmakta beis görmemekte. Bir avuç insan dışında, İsrail aleyhine ifade özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalara, hakiki manada bir itiraz sunulmuş değildir. Dünyaya pisliği yayıp bundan nemalanan, bundan vergi kesen Batı’ya ve Batılıya hiçbir hayranlığımız yok. Batı’nın merhametine sığınan acizlerden de hiç değiliz. Güçlüyü haklı gören batıl düzenlerinin adalet dağıtmadığını nasıl da net olarak görmüş olduk. Adalet diye bize yutturdukları sistemlerinin, zulüm Müslüman Filistinlilerin veya tüm dünya çapında menfaatleri gereği çıkardıkları çatışmalarda öldürülen yüz binlerin, milyonların başına gelince nasıl da hiç önemsiz hale geldiği bu kadar ayan beyan ortadayken bizim yerli eziklerin başka türlü ifadelerine, hâlâ Batı’ya kuyruk olma hayallerine el insaf demekten başka hiçbir şey bulamıyorum. Allah akıl fikir versin.

İsrail’e karşı 80 senedir direnen Filistinliler, en son Gazze ayaklanmasıyla kurtuluş savaşlarını yeni bir safhaya taşıdılar. İsrail de senelerdir sürdürdüğü katliamlarında yeni bir perde açmak için bahane buldu. 7 Ekim’den bu yana eşi benzeri ancak tarih kitaplarında kaldığını sandığımız Haçlı Seferlerinde görülen bir vahşetle, Filistin’i ve Filistinlileri topraklarından tamamen atmakta, silmekte, soykırım suçunu kitabi vahşilikle yapmakta. Bu, katliamın İsrail’in ne olduğunu gösteren yanı… Ama aynı zamanda kendilerine sınırsız destek veren Batı’nın da ifşa olmasına sebep oldu bu olaylar. Batı’yı henüz anlayamamış, onları medeniyet timsali sananlar bile gerçekle yüz yüze geldi artık. Bundan sonra Batı’nın yanında duranlar bilinçli tercihleriyle vahşete ortak oluyorlar, cezasını çekerler. Gazze katliamını algılayış ve savunuşlarındaki ceht, sarahatle bize tekrardan gösterdi ki Batı bir vahşet medeniyetidir. İnsan hakları, özgürlükler, ifade özgürlüğü dediklerinin tamamı yalandır. O kadar yalandır ki, kendi insanlarının bile az bir kısmını kapsar. Hiçbir ahlaki, insani duyarlılıkları olmadığı öyle net ortaya çıktı ki. İsrail’in 40 bin küsur kişiyi katletmesi, bunlardan hemen çoğunluğunun sivillerden oluşması bile ne Batı toplumunu ne de hükümetlerini rahatsız etti. Öldürülenlerin 1.000’i 1 yaşından küçük bebek. 1 yaşından küçük 1.000 adet minik can…

Batı aynı Batı, her işgalde halkı kılıçtan geçiren eski Haçlılar, bizim kuyruklarında gezdiğimiz modern Avrupa Birliği/Amerika'nın fikir babası. Hatta şimdikiler daha da kötü, çünkü çağdaşlar bir de Siyonizm’in kontrolüne girmiş durumdalar. Irkçı emperyalizm ile vahşi kapitalizm kol kola, hiçbir insani değerle ilgileri kalmadı, eğer vardıysa.

Bu katliamlara Batı toplumundan itirazı olanlar görülüyor. Batı’nın çok küçük bir kısmının infiali var, sokaklara döküldüklerinde kameralara yansımakta. Batı ülkelerindeki o gösterilerdekilerin çoğunluğu oralara göç etmiş zaten ümmetten olan insanlar. Az da olsa Batı toplumlarının içinden insan gibi insan olanlar da bu gösterilere katılıyorlar, fedakârlık yapıyorlar, toplumlarındaki baskıya ve genel algıya aldırmadan kendilerini ortaya atıyorlar bunlar, doğru. Hele bizdeki Batı kafalı, olayları nasıl yorumlarsak bize terörist demezler kaygısıyla hareket edenleri görünce bunların daha da güç bir iş başardıkları net anlaşılıyor. Toplumlarından dışlanma pahasına bu vahşete tavır alıyorlar. Allah hidayet versin bunlara inşallah, yaptıkları çok değerli ve zor. Ancak toplumlarının çok büyük çoğunluğunu oluşturanlar, bir kısmı bilinçli tercihleriyle, bir kısmı menfaati gereği sessiz kalarak, bir diğer kısmı da dünyadaki diğer insanlar hiç umurunda olmadığından, durumu fark bile etmeyerek, yakaladığı refah düzeyini korumayı ve artırmayı bekleyerek, kendi dışındaki dünya ülkelerini sömürgeleştirme, bunların kaynaklarını yeme ve zenginleşme, semirme ve daha sonra bu zenginliği aralarında dağıtma şeklinde tezahür eden sosyal ve hukuki sistemlerinden hiçbir şekilde rahatsız değiller. Amerikan liderliği ve himayesindeki bu sömürü düzeninin içinde kalarak fakir ülkelerden elde edilen kaynakların çoğunluğuna bankaları ve medyayı elinde tutan küçük bir azınlık kapitalist-faizci Yahudi sermayedar sahip. Bunlardan artanlar, damlayanlar bile Batı’daki küçük insanlara yetiyor demek ki. İçlerinden fedakârlık yapan bu çok küçük topluluk Batı’yı aklamaya hiçbir zaman yetmez. Batı’ya, azınlıktaki bu mert Batılı insanlar vesilesiyle güzelleme yapmak insani, ahlaki veya İslami değildir. Ezikliğin dik âlâsıdır. Dünyanın geri kalan bölgelerindeki zulümler Batı halklarının sisteme verdikleri oy ve destek, verdikleri vergiler ile ürettikleri savaş makinesi ve kabullendikleri, içselleştirdikleri nefret söylemleri ile devam ettiriliyor. Bu kadar basit. Batı halklarının seslerini Filistin lehine yükseltmemeleri bir yana, orada yaşayan Müslümanların eylem ve söylemleri dahi (bilhassa Almanya vb. ülkelerde) yasaklanmakta. Buna rağmen Batılı insanların çoğunluğu, normal şartlarda birinci vazgeçilmezleri olarak lanse ettikleri ifade özgürlüğü kavramını, konu Filistin olunca, Müslümanlar olunca tamamen rafa kaldırmakta beis görmemekte. Bir avuç insan dışında, İsrail aleyhine ifade özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalara, hakiki manada bir itiraz sunulmuş değildir. Dünyaya pisliği yayıp bundan nemalanan, bundan vergi kesen Batı’ya ve Batılıya hiçbir hayranlığımız yok. Batı’nın merhametine sığınan acizlerden de hiç değiliz. Güçlüyü haklı gören batıl düzenlerinin adalet dağıtmadığını nasıl da net olarak görmüş olduk. Adalet diye bize yutturdukları sistemlerinin, zulüm Müslüman Filistinlilerin veya tüm dünya çapında menfaatleri gereği çıkardıkları çatışmalarda öldürülen yüz binlerin, milyonların başına gelince nasıl da hiç önemsiz hale geldiği bu kadar ayan beyan ortadayken bizim yerli eziklerin başka türlü ifadelerine, hâlâ Batı’ya kuyruk olma hayallerine el insaf demekten başka hiçbir şey bulamıyorum. Allah akıl fikir versin.