İKTİDAR sözcüleri ve iktidar yanlısı medya istikrar için

başkanlık sistemine geçisin zaruret olduğunu her fırsatta tekrarlarken AK Parti

olağanüstü kongresinin toplanması kararı alınmasının ardından ortaya çıkan

duruma bakarak, Erdoğan fiilen devlet başkanıdır diyenlerde var. Çünkü ortada

bir başbakan bulunmakla birlikte Başbakan veda ziyaretleri ile meşgul,

toplantılara katılmıyor, tüm toplantılara Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı bakanlarla

birlikte katılıyor. Yani, öyle bir manzara ortaya çıktı ki hem bir başkanımız

var hem de yok. Sanıyorum bu duruma bakarak, Erdoğan ın fiilen devlet başkanı

olduğu yazan ve söyleyenleri haklı görmek gerekiyor.

Herkes bakış açısına göre değerlendirme yapacaktır.

Duruma bakarak böyle bir değerlendirme yapmanın yanlış olmadığını

söyleyebiliriz. Ancak bu noktada üzerinde esas durulması gereken husus

başkanlık sistemine geçiş için bir yandan anayasa değişikliğine ihtiyaç olduğu

vurgulanırken öbür yandan Başbakansız ve sadece Cumhurbaşkanı nın göründüğü bir

yönetim şeklinin hukuki boyutunun tartışılması gerektiğidir. Sanıyorum bunu

tartışmak birinci derecede hukukçularımıza, özelliklede anayasa hukukçularına

ve siyasilere düşer. Cumhurbaşkanı nı halkın seçmesi ile birlikte parlamenter

sistem ile başkanlık sistemi arasında bir durumun ortaya çıktığı hususunda

hukukçu olsun olmasın genellikle bir mutabakat var. Bu durum bazılarınca yarı

başkanlık sistemi olarak nitelendiriliyor. Bu tariften de anlaşılıyor ki,

ortada ne parlamenter ne de başkanlık sistemi var. Böyle olunca meselenin

netlik kazanması, nasıl bir sistemde karar kılacaksak bunun anayasal zemine

oturtulması gerekiyor. Ancak, bu zemin sağlanmadan ortaya çıkan durumun olağan

bir durum gibi takdim edilmesi, bir yerlere şirin görünmek adına alkışlanması

sağlıklı bir yaklaşım olmaz.

Gelinen noktada artık başkanlık sisteminin bir zaruret

olduğunun tartışılmasından çok iktidar partisinin nasıl bir başkanlık sistemi

düşündüğünü ortaya koyması, toplumun bilgisine sunması gerekiyor. Zaman zaman

Türk tipi başkanlıktan söz ediliyor. Ama bunun içi doldurulmuyor. Yani Türk

tipi başkanlıktan iktidar partisinin ne anladığı izah edilmiyor. Kısacası,

öngörülen ortaya çıkmış hukuki alt yapısı olmayan fiili durumun en kısa zamanda

hukuki bir zemine oturtulması gerekiyor. Oldubittilere prim vermeye,

alkışlamaya başladığımızda bu oldubittilerin arkası gelecektir. Hemen

belirteyim ki, Cumhurbaşkanı nı halkın seçmesini Türkiye nin gündemine ilk

getiren ve savunan rahmetli Erbakan Hocam olmuştur. Bu sebeple bizlerde bunu 40

yıldan beri savunuyoruz. Bugün gelinen noktada dün savunduğumuza bugün karşı

çıkmak doğru bir yaklaşım olmaz. Ancak, 14 yıldır tek başına iktidar olan bir

kadronun geçen bu süre içinde hep yeni bir anayasa yapılması gerektiğine vurgu

yapıp, başkanlık sistemini savunup hem de bu yönde yarım bir adım atmış olması

doğru olmamıştır. Bugün öncelikli olarak yapılması gereken bu eksikliğin

tamamlanmasıdır.

Cumhurbaşkanı nı halkın seçmesini öngören anayasa

değişikliği doğru ve gerekliydi ama bununla birlikte ortaya çıkacak

belirsizliğinin de önlenmesi gerekiyordu. Niyet daha baştan gerçekten başkanlık

sitemi idiyse onun getirilmesi gerekiyordu. Eğer, Cumhurbaşkanı nı halkın

seçmesini öngören anayasa değişikliği ile birlikte başkanlık sistemini öngören

düzenlemede yapılmış olsaydı bugün ortaya çıkan durum yaşanmaz, kimse de düşük

profilli başbakan değerlendirmesi yapmazdı/yapamazdı. Bu tür değerlendirmeleri

doğru bulmuyor olsam da maalesef medyada her gün yeni başbakanın vasfın

belirtilirken böyle bir değerlendirme yapılıyor. Bunun ileride kim başbakan

olacaksa başbakanlık yapmayacağı anlamına geldiğini bu nitelendirmeyi

yapanların bilmiyor olması mümkün değil. Bu ise onur kırıcı olacaktır. Hâlbuki

ülkenin yeni kırgınlıklara değil, sevgi ve muhabbete ihtiyacı var. Kaldı ki,

birilerini memnun etmek ve şirin görünmek için birilerini incitmenin de doğru

olmadığını söylemeye bile gerek yok.