Başkanlık sistemine geçişte siyasi istikrarsızlığa ve koalisyon dönemine son vermek için bu sistemin gerekli olduğu savunuldu. Hatta ısrarlı bir şekilde başkanlık sistemine geçilmesi ile birlikte terörün de kökünün kazınacağı ileri sürüldü. Başkanlık sistemine geçildiği takdirde hükümet kurmanın kolaylaşacağı, partiler arası birtakım pazarlıkların söz konusu olmayacağı, kısacası yönetimde istikrar için başkanlık sisteminin şart olduğu belirtildi ve bu söylemlerle yürütülen referandum kampanyasının ardından anayasa değişikliği kabul edildi. Halbuki, geçmiş uygulamalarda aksayan tek taraf hükmet kurma zorluklarından ibaret değildi. Siyasi partiler seçimlerin sonucunda ortaya çıkan seçmen iradesine saygılı olabilselerdi koalisyonlar döneminde bir istikrarsızlık söz konusu olmazdı. Ama maalesef bazı liderler seçim sonuçlarını milletin kendilerine muhalefet görevi verdiğini şeklinde değerlendirerek bir bakıma seçmene küserek hükümet kurulmasını zora soktular. Diyebiliriz ki, parlamenter sistemin istikrarsızlığa yol açmasının sebebi sistemden çok siyasilerin uzlaşma kültüründen uzak oluşlarıydı. Bu uzlaşma kültürünün olmayışı parlamenter sistem içinde istikrarın sağlanması için yüksek seçim barajlarını gündeme getirdi. Bunun için yüzde 10 gibi çok yüksek bir seçim barajı getirilerek tek parti iktidarının önünün açılması istendi. Ne var ki, 12 Eylül darbesinin ardından getirilen bu yeni uygulama 10 sene kadar tek parti iktidarının önünü açtı ama, daha sonra yüzde 10 barajı da tek parti iktidarına yetmedi. Yine eskiden olduğu gibi koalisyonlar dönemi başladı. Bu ise siyasete siyaset dışı müdahale heveslilerine yaradı. Halbuki, siyasiler uzlaşarak uzun ömürlü hükümetler kurabilselerdi istikrarsızlık söz konusu olmayacaktı. Bu arada uzun yıllar siyasette istikrarın sağlanması adına temsilde adalet bir kenara itildi. Öyle seçim sonuçları söz konusu oldu ki, seçmenin yüzde 40-45’inin oyları Meclis’e yansımadı. Bu ise ister istemez kamuoyunda tepkiye, siyasete güvensizliğe yol açtı. Bu bakımdan başkanlık sistemine geçilmesi ile bundan böyle koalisyonlar döneminin yol açtığı istikrarsızlık önlenmiş olacağına göre, temsilde adaletin de sağlanması gerekiyor. Eğer, bu yönde bir adım atılmaz ise meydanlarda söylenenlerin bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü temsilde adalet istikrardan daha önemlidir. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey normal seyrinde gitmez.
Sonuç itibarıyla diyebiliriz ki, başkanlık sisteminin kabul edilmesi ile birlikte mecburi olarak gündeme gelecek olan uyum yasalarının hazırlanmasında temsilde adaleti esas alan bir düzenleme yapılmalıdır. Bu yapıldığı takdirde başkanlık sistemi ile birlikte geçmiş dönemin aksaklıkları ve haksızlıkları da giderilmiş olur. Bu yapılmadığı sürece, hatta birtakım yollarla baraj sıfırlanıyor görüntüsü aldı altında barajın yüzde 25-50’lere çıkartılması temsilde adaletsizliğin daha da katmerleştirilerek sürdürüleceği anlamına gelecektir. Aslında başkanlık sisteminin kabulü ile iki partili bir sistemin gündeme gelmesi söz konusudur. Özellikle de seçim barajlarının sürdürülmesinin tek hedefi çok seslilikten kaçıp tek ya da iki sesli bir siyasete yönelmek anlamına gelir. Halbuki, temsilde adaletin sağlanması ile toplumun her kesiminin Meclis’te temsil edilmesi ve sesini duyurmasının önü açılmış olacaktır.
İktidar kanadının bu konuda bir düşüncesi, belki de bir hazırlığı vardır. Böyle bir durum söz konusu ise bunun tüm siyasi partiler ve kamuoyu ile paylaşılması, tartışmaya açılması gerekir. Anaysa değişikliğinde olduğu gibi sadece Meclis’te temsil edilen 3 muhalefet partisinden birisi ile bir mutabakat sağlayarak uyum yasalarının çıkartılması kısa zaman sonra yeni sıkıntıları ve rahatsızlıkları gündeme getirecektir. Bu bakımdan mademki yönetimde istikrarsızlık yeni düzenleme ile son bulmuştur, aynı zamanda temsilde adaletsizliğe son verilerek bu işin tamamlanması gerekir. Unutulmamalıdır ki, geçmişin bazı güçlü partileri bir anda güçten düştüler ve bugün yok olup gittiler. Bugünün güçlü partilerinin de yarın aynı şeylerdi yaşaması söz konusu olabilir. Bu bakımdan iktidar bugünkü gücüne bakarak biz yaptık oldu mantığı ile hareket etmek yerine, ülkenin gelecekte de birtakım sıkıntıların yaşamasını engelleyecek hukuki düzenlemeler yapılması gerekir.