Ortalık yangın yerine dönmüş, gençliğin hali içler acısı, nereye gittikleri belli değil, aileler dağılmış, sokaklar terör meydanlarına dönmüş, insanlar artık evden çıkarken aileleri ile helalleşerek ayrılacak noktaya gelmiş, geçim sıkıntısı had safhaya ulaşmış, adliye koridorları icra dosyaları ile dolmuş. Tam bir ahir zaman sahnesindeyiz. Bir taraftan işsizlik problemleri varken diğer taraftan insanlar iş beğenmez hale gelmiş. Ortalık hacılardan, hocalardan, şeyhlerden, dervişlerden geçilmiyor ama piyasada manevi atmosfer tükenmiş, din adamlarına güven kalmamış. Din ile aldatanlar yüzsüz yüzsüz açıklamalarda bulunuyor. Sosyal medya dünyasının fenomenleri kafayı sıyırmış. Her gün akıl almaz haberlerin sayısı artıyor. Daha neler göreceğiz dediğimiz her geçen gün daha da neler görüyoruz neler. İmam hatipler, ilahiyat fakülteleri, İslâmî ilimler enstitüleri, Kur’an kursları, vakıf ve derneklerin sayısı belli değil ama insanlar her geçen gün inancından uzaklaşır hale gelmiş. “Ne olacak bizim bu halimiz?” diye sorduğumuzda “hayırlısı olsun” ya da “Allah sonumuzu hayretsin”den başka cevabımız kalmamış durumda.
Gerçekten hangi problemimizin neresinden tutacağımızı bilemiyoruz. Herkes, her kurum ve kuruluş kilitlenmiş durumda. Hatta çoğu zaman çözümün bir parçası olması gerekenler problemin ana kaynağı haline gelmiş. Mesela üniversiteler… Bugün mevcut üniversitelerin en azından yarısını kapatmak şart haline gelmiş değil mi? Adalet sarayları adalet dağıtamaz hale gelmiş. İmam hatipler, ilahiyatlar, Kur’an kursları adam yetiştiremez hale gelmiş. Din adamları insanları dinden soğutur hale gelmiş. Hocalar, şeyhler insanlara bir şey veremez durumda.
Aslında şikâyetlerimizi ardı ardına sıralamanın çok da bir anlamı yok. Artık çözüm olarak neler yapılabilir diye düşünmekten, konuşmaktan ve harekete geçmekten başka çaremiz yok gibi. İşte tam bu hayati noktada bile en güvendiğimiz kurumlar dahi tıkanmış durumda. Yine de her şeye rağmen vazgeçmek gibi bir lüksümüz olamaz.
Mesela en güncel problemlerimizden birisi ev kiralarındaki fahiş artışlar. Allah aşkına, Türkiye gibi koca bir devlet, evlenen her şifte 90 m2’lik küçük bir 2+1 ev tahsis edemez mi? Evlenen çiftlere ev tahsis edilmiş olur. Kira ödemezler. Mülk devlete ait olur. Boşandıkları takdirde evden çıkmaları gerekir. Böylelikle boşanmaların da büyük oranda önüne geçilmiş olur. Şimdi asıl problemin en tepeden başladığını dile getirmek lazım ama aşağılara baktığınızda da yukarının neden bu halde olduğunu görüyorsunuz. Nasılsak öyle idare ediliyoruz yani. Öyle ki, bugün iktidarın halkı kutuplaştırdığını söyleyen en nadide kurumlarda bile idareciler kendi gibi düşünmeyen herkesi dışlar hale gelmiş durumda. Sonra dönüp diyorsunuz ki, “evet, nasılsak öyle idare ediliyoruz.”
Eğitim sistemine bakın... Çok detaya gerek yok. Gidin Almanlar ne yapıyorsa taklit edin. Bir sene sonrasında artık problemlerin birer birer çözüldüğüne şahitlik edebilirsiniz. Toplumun belli kesiminde sermayenin birikmesinin önüne geçmek çok mu zor? Kesinlikle değil. İnsanları, özellikle sizin gibi düşünmeyenleri kucaklamak, herkesle iletişime açık olmak çok mu zor? Kesinlikle değil. Problemleri masaya yatırmak, çözüm önerilerine kulak vermek, plan yaparak harekete geçmek çok mu zor? Kesinlikle değil. Ülkemizin çözülmeyecek herhangi bir problemi mi var? Kesinlikle yok. Bütün problemlerimiz çözülebilir. Sadece yetki sahiplerinin düzelmesi gerekiyor ya da değişmesi. Peki bu olabilir mi? İşte burası zor. Çünkü bizi yönetenler bizim içimizden çıkıyor. Yani bir toplum kendini düzeltmediği sürece o toplum düzelmez. Özet olarak şunu iyi anlamak gerekir. İşe kendinizi düzeltmekten başlayın. “Ne zaman?” derseniz, “hemen şimdi” derim.