TARSUS’TA bindiği minibüsle kaçırılan ve ardından öldürülerek ve yakılan üniversite öğrencisi Özgecan’ın cenaze töreni toplumsal isyana dönüştü. Aslında bu tür olaylar ülkemizde ilk defa olmuyor. Hemen her gün cinayet haberi/haberleri medyaya yansıyor. Ülkemiz bir cinayetler ülkesi haline döndü. Genellikle kadına yönelik erkek şiddeti olarak nitelendirilen cinayetlerin arkasındaki sebepler ve olayların önlenmesine yönelik alınabilecek tedbirler üzerinde fazlaca durulmuyor. Ülkemizde geçmişte idam cezası vardı ama uzun yıllar uygulanmadı. İdam cezalarının uygulanması TBMM’nin onayına bağlıydı. Son olarak gerçekleşen idam cezası 12 Eylül 1980 darbecileri tarafından infaz edildi. Toplumda infaz edilmeyen idam cezalarının verilmesinin haksızlık olduğu gibi bir kanaat oluştu. Çünkü idama mahkûm edilmiş insanlar sonlarının ne olacağını bilmeden her gün infaz edileceği duygusu ile ölümü beklemesi verilen cezayı daha da ağırlaştırıyordu.
Toplum idam cezasının kaldırılmasına iyice hazırlandığı bir dönemde Abdullah Öcalan’ın yakalanıp idam edilmemesi şartı ile telim edilmesi gündeme geldi. Bu arada AB’de idam cezasının kaldırılması için Türkiye’ye baskı yapıyordu. AB’nin talebi ve Öcalan’ın idamdan kurtarılması talebi birleşince idam cezasının kaldırılması kaçınılmaz hale getirildi. Sonuçta idam cezası kaldırıldı. İdam cezasının kaldırılmasının toplumda ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde fazlaca durulmadı. İnancımızın hükümleri bir kenara itilerek AB’nin istekleri baş tacı edildi. İdam cezasının kaldırılmasının katillerin can güvenliğinin masumlardan daha önemli olduğu anlamına geleceği üzerinde de durulmadı. Kısacası, oluşturulan havaya uyuldu. Canilere destek anlamına gelebilecek idam cezasının kaldırılmasına oy verenler zalim ve vahşilerin yanında saf tuttuklarının farkına bile varmadılar. Bu sebeple bir takım sapıklar ve vahşilerin katlettiği çocuklar ve genç kızların akan kanında idam cezasının kaldırılmasına katkı verenlerin payları olduğunu bu köşede çeşitli kereler dile getirdim ve idam cezasının yeniden getirilmesi gerektiğine dikkat çekmeye çalıştım. Ne var ki, mazlumların yanında yer alıp onların haklarını korumakla görevli olanların AB’nin yanında olmayı ve onların isteklerini uygulamayı tercih etmeleri ülkemizde cinayetlerin her geçen gün artmasının zeminini hazırladı.
Bunu söylerken cezaların artırılmasının cinayetlerin önlenmesinde tek başına yeterli olmadığını biliyorum. Ancak, cezaların caydırıcı olması gerekiyor. Bununla birlikte toplumda giderek salgın halini alan ruhsal dengesizlikleri ortadan kaldırmanın her alanda tedbirlerinin alınması da gerekir. Bir diğer ifade sosyal bunalım ve ferdi cinnet hallerini ortaya çıkaran sebeplere karşı tedbirlerin alınması gerekiyor. Ancak, AB’ye şirin görünmek için onlara benzemeyi ilerilik ve gelişme sananlar varlığını koruduğu sürece zalimlerin can güvenliği masunlardan önemli olmaya devam edecek.
Yazımı iki alıntı ile noktalamak istiyorum. İlki Ekonomi Bakanı Zeybekçi’nin çağrısı: “İnsanlığın katledildiği cinayetler için idam cezasını getirmeyi hassasiyetle tartışmamız ve getirmemiz gerekiyor”.
İkinci alıntım ise AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır’dan:
“Canilerin yaşam hakkı olmamalı.”