Günümüz insanının bahane üretmek için kullandığı iki
unsurdan biri; başkasını överek kendi tembelliğini gizlemek, diğeri ise
başkasını yererek çalışkan gözükmektir. Biri olmadığında diğeri hemen devreye
girer. Halbuki, ne başkasının çalışmasını övmek tembelliği örter, ne de yapılan
çalışmayı yermek bizi çalışkan gösterir! Överek kendimizi gizler, yererek de
çalışkan gözükürüz ama neticede; sadece kendimizi kandırmış oluruz.
İnsan, hayatının çeşitli dönemlerinde çeşitli hallere
bürünür. Başta çalışan, ortada duran, sonda durduran olur genelde Çalışan
birini gördüğümüzde; ben bu çalışmayı zamanında çok yaptım, harcanırsın
dendiğini çok duyarız. Bunu ifade eden kişi, çalıştığı için harcandığını ifade
eder. Halbuki çalışmayı bıraktığı için harcanmıştır. Kendisi tam çalışırken
birisi çıkıp harcanırsın demiş, o da acaba diyerek çalışmayı bırakmış ve
harcanmıştır. İşte bu harcanırsın duran dönemi, acaba ise durduran dönemini
ifade eder.
Neyi kaybettiğimizi hatırlarsak eğer, 1997 yılını
hatırlamak gerekiyor. Çünkü, 1997 den sonra harcanırsın la başlatılan 10 yıl
duran dönemi ve 2007 den günümüze süren acaba lı durduran dönemi başka türlü anlaşılamaz.
Duran dönem, çalışkanlığı yakalamak yerine, beraber çalıştığı arkadaşlarını
yermekle başlamış, yöneticilerini çalışmaktan daha da uzaklaştırmıştır. Bu
uzaklaşma, başkalarının çalışmalarını övmesine, dolayısıyla başkasının hesabına
çalışmasına ya da hiç çalışmamasına sebep olmuştur. Bugünlerde daha da iyi
anladığımız geçen kayıp 10 yıl , insanların acabaya kapılmayacak kadar güçlü
bir çalışma azmi içinde olmadıklarından dolayı kaybedilmiştir.
Ülkemiz adına, içinden geçmekte olduğumuz süreci
üretenler ve çalışanlar adına değerlendirmek bugün daha da anlam kazanmıştır.
Çünkü etrafı saran yolsuzluk ve paralel devlet iddiaları, toplumsal barışı ve
istikrarı tehdit etmekte, demokrasiye ve iç barışımıza açık şekilde tehlike
oluşturmaktadır. Küresel ekonomide yeni dengelerin oluştuğu bir dönemde, bu
tartışmalara saplanıp kalmak, enerjimizi kalkınmaya ve daha fazla refaha
odaklamamızı zorlaştırmaktadır. Bu şekilde devam ettiği sürece, üretenlerin,
istihdam sağlayan kurum, kuruluş ve şirketlerin, itibarları zedelenecek ve
kamplaşmalara kurban edilecektir.
Ayrışma değil, bütünleşme istiyorsak dönülecek adres;
1997 şartlarıdır. Bu tarihten itibaren, bu ülkeyi yıpratan, ortak
kazanımlarımızı heba eden tutumlar incelenmeli, kurulan kumpaslar
aydınlatılmalıdır. Çünkü kayıp hepimizin kaybı olmuştur. Günlük çekişmelerden
sıyrılıp, ortak geleceğimiz için birlikte hareket etmek isteyenler mazilerine
dönüp baksınlar ve geçmişte üretilen bahanelerin bugün dayanılmaz ağırlığını
yeniden hissetsinler. Çünkü vicdan bunu gerektiriyor.
İmtihanı, hayatın tamamında uygulamak nefes meselesidir.
Bu yüzden, hayatın her döneminde imtihanın adı değişir ama notu değişmez. Çünkü
imtihan nefes işidir ve son nefes diye bir şey vardır. Aldığı her nefeste
imtihan duygusu hissetmeyen hayatını nefes kesen bir mücadeleye çeviremez. Bu
ise, kendi hatalarını görmekten kardeşinin hatalarını görmeye fırsat
bulamayanlara nasip olur, bahane üretenlere değil