Bir baba, oğlunun başarısını ve ondaki cevheri gördükçe iştiyaka gelir. Kendi bulunduğu noktadan daha ileri gitmesini ister. Çünkü hiçbir “gün” ertesi günden geri değildir. İki günün eşit olmaması da bu yüzdendir. İleri, hep ileri, daha ileri… Firaset sahibi baba hiçbir iyiliği hissettirmez, her şeyi doğallığı içinde görüp elinden geleni yapmaya çalışır. Evlâdı için yaptıkları ve yapacakları konusunda bağırmaz ve bağırtmaz. Baba olmak işte böyle bir şey!
İlim insanın süsü ve kâinattaki en yüksek rütbenin de ilim rütbesi olduğu için ilimde de sınır olmadığına göre, ileri, hep ileri girmek insanın boynunun borcudur. “Baba” bunun bilincindedir. Dolayısıyla geriye değil ileriye bakmak gerekir. Bu şekilde yol alan evlâdının da herhangi bir şekilde sekteye uğramasına ve uğratılmasına müsaade etmemek için yüreği zıp zıp zıplar. Seven insanın korkak olması bu yüzdendir. Çünkü evlâdı üzerinde ödenmesi ve telâfi edilmesi mümkün olmayan büyük emekler vardır.
Baba kazandığını evlâdı için harcarken asla yüksünmez. Okuması için, bir şeyler öğrenmesi için, ilim ve irfan yolunda yürümesi için alın teri döker, dili döndüğü kadar gönlünü devreye sokar ve dua eder. Baba, evlânın başarısını da, “evlâdının başarısı” olarak görür, kendi adına bir pay çıkartmak için uğraşmaz. Fakat evlâdının acısını “kendi acısı” olarak bilir. Yemez yedirir, giymez giydirir, her iyi şeyi evlâdına lâyık görür. Bir kelime dahi öğrenecek olsa kitaba para vermekten asla çekinmez. Hatta kitap deyince akan suları durdurur. En iyi ortamlarda bulunmaları için elinden geleni arkasına koymaz. Baba olmak işte böyle bir şey!
***
Evet, okuma kabiliyeti olan evlâdını okutmak “baba olma”nın şanındandır. İlkokuldan sonra bulunduğu ilçedeki “cemaat”e ait özel bir okula çocuğunu kaydettirir. “Varımı yoğumu ortaya koyarım” diyerek parayı gözü görmez. “Herhalde okul yönetimi de halimden anlar” diyerek gidip okula çocuğunun kaydını yaptırır.
Abdullah (Allah’ın kulu) başarı bursu kazanır ve babasının maddî yükünü hafifletir. “Özel okul”da okur fakat yine de dershane ihtiyacı elzem olarak görülür. Babasını, okul ücretini ödemekten kurtaran Abdullah’ı, bu sefer babası aynı cemaatin dershanesine gönderir. Çocuk başarılı ya, orada da burs kazanır. Babası böylece dershaneye de ücret ödemez. Hem özel okul hem dershane birlikte giderken, lise birinci sınıfta iken babası vefat eder.
Babasının ölümü, Abdullah’ı fena halde sarsar. Derslerdeki performansı düşer. Dershanede biraz gerilere düşer, yapacak bir şey yoktur. Çiçek gibi solan gence dershaneciler, “Derslerdeki performans kaybın yüzünden bu sene bursun kesildi, onun için dershane ücreti ödeyeceksiniz” derler. Aile maddî sıkıntı içindedir. Dershaneye verecek para bulamazlar.
Anadolu’da ilçeler küçük yerler olduğu için herkes birbirini tanır ve gelişmelerden haberdar olur. Hele dershaneciler, birbirlerini yakından takip ederler, başarılı öğrencilerin kendi dershanelerine kaydolmaları için özel gayret gösterirler.
Sosyal demokrat zihniyete sahip karşı binadaki dershaneciler, çocuğun başına gelenlerden haberdar olurlar. Abdullah’ı çağırırlar, baş sağlığı dilerler, üzüntülerini bildirirler. Eğer kabul ederse kendisini hiçbir ücret almadan dershanelerine kaydedebileceklerini söylerler.
Yetim genç, bu teklif karşısında mutlu olur ve onların teklifini kabul eder. “Özel okul”daki derslerine takviye aldığı gibi, dershanenin imkânlarından da sonuna kadar yararlanır. Gel zaman git zaman Abdullah lise son sınıfa geçer.
“Özel okul” idarecileri Abdullah’ı çağırıp, “Artık bizim dershaneye gelme vaktin geldi” derler. Abdullah böyle bir “ahlâksız teklif” karşısında şaşırır, “Bu da nereden çıktı der ” ve teklifi kabul etmez. “Özel okul” yönetimi, yine de Abdullah’ı ikna etmek için bir öğretmeni görevlendirir. Çok becerikli olmasına rağmen öğretmen de Abdullah’ı ikna edemez.
Devam ettiği dershanenin idarecileri, “öğrencinin bursunu kesen dershaneciler” tarafından ikna edildiği şeklinde bir duyum alırlar. Dershane koridorunda karşılaştıkları gence ironik bir şekilde, “Bizi bırakıyormuşsun, yeni dershanen hayırlı olsun!” derler. Abdullah, “Hayır, öyle bir şey yok, ben bir yere gitmiyorum, buradayım” der.
Abdullah, cemaatin “özel okul”undaki derslerinde de başarılıdır, hatta okul birinciliği kesin gibidir. Fakat “özel okul yönetimi”, kendi dershanelerine dönmeyi kabul etmeyen öğrenciyi, okul birinciliği konusunda cezalandırma yoluna gider. Ağırlıklı bir dersin öğretmenine, sözlü notunu “sıfır” verdirirler ve Abdullah, “özel okul”dan “okul ikincisi” olarak mezun olur.
Sosyal demokrat görüşlü dershanecilerin öğrencisi olarak üniversite sınavına giren Abdullah, iyi bir sonuç elde eder, hem kendi hem de dershanesi adına! Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanır. Daha sonraki zamanlarda bu dershaneciler, ilçede öğrenci bulmakta zorlandıkları için dershaneyi kapatırlar ve özel bir koleje geçerler. Onlar, ilçenin “ey iyi koleji” veya “üniversiteye en çok öğrenci gönderen okul”u olarak isim yaparlar.
***
“Baba olmak”, dünyaya gelmesine vesile olduğu evlâdının, iyi imkânlardan istifade etmesini sağlamak ve bunların gerçekleşmesini istemektir. Önemli olan, babaların “göz nuru”nu, “gözünün nuru”nu ve “alın teri”ni istismar etmemektir. Çünkü babaların âhı tutar! Bu tür gayretlerin istismarı maazallah insanı çarpar bile!
DR. İHSAN ALPEREN