Hz. İsa’nın dünyaya geldiği çağlarda Roma İmparatorluğu, en güçlü zamanlarını yaşar. Gerçi güçsüz olsa kaç yazar? Hakimiyeti altına aldığı halklara karşı meşruiyetini de orantısız şiddet sergileyerek sağlar. Yem niyetine gladyatörlerin önüne attığı kölelerin ve köle ruhluların vahşice katledilişlerini halka izlettirir. Yahut araba yarışları, savaş oyunları, ölümle sonuçlanan müsabakalar hep kanlıdır. Arenalarda hak yoktur, yasa yoktur, yanlış yoktur. Orada kanla yaldızlanan, bir asilin kazanmasıyla tüm makamlarda pekişen güç vardır. Halk bu kanlı oyunları, bu kanlı meşruiyet seremonisini izler ve bundan büyük bir keyif duyar. İzledikleri gösteri yüceliğin, gücün, kuvvet ve kudretin en doğal ifadesidir. Çocuklarını da bir gün kendinden daha zayıf olanları göz kırpmadan katledecek canavarlıkta yetiştirmek emeline kapılır. Hakimiyet anlayışı pek kanlıdır ama egemenlik de iktidar da meşruiyet de o kanla sağlanır. Güçsüzlüğü sebebiyle yaşamından edilenleri gören halk, hem haline hem de kendisine yaşama imkânı sağlayan güç erbabına şükreder. Düşmemek için itaat, bağlılık sunmak için taat, yaşamak için zanaat gerekir. İşgal edilen topraklarda ele geçirilip köleleştirilen halk, görebildiği iş oranında öldürülmekten kurtulur. Kadınlar bir sorguya tabi tutulmaksızın doğrudan çarmıha gönderilebilirken, gücü kuvveti yerinde olduğu tespit edilen erkekler, tarımda kullanılmazsa bir gemide forsa olarak iş görür. Hem de donanmanın hızı, gücü, hareket kabiliyeti artar. Denklem, hasbelkader Serengeti düzlüklerine denk düşmüş vahşi hayvanların besin zinciri kadar doğal, yaşamak için birbirlerini yemeleri kadar nettir. Ölenler güçsüzlüğünün, kaderinin, makus talihinin kurbanıdır. Kazara attan düşüp ölüveren bir Roma kumandanı ise hiç şüphesiz şehittir!
Güç, her yanı keskin kılıç gibidir. Kabzası, kulpu, tutamağı bulunmaz. Onu kavramak için hırs taşıyana eldiven de vermezler. Gerçi belediyelerin temizlik işçilerine bir istihkak olarak verdiği türden eldiven de kifayet etmez; zırh kabilinden eli ve parmakları koruyan bir çelik eldiven gereklidir ki, o da bulunmaz. Böylece elde tutmaya çalıştığı gücü birazcık sıkanın eli kesilir. Gevşek tutan ise elden düşürür. Düşmana saplamak için hırslı davranan düşmanın yumuşak karnını bulursa onu yok eder, kemiğe denk getirirse kendisi telef olur. Ne yanından tutunulsa güç, işe yaradığı oranda sahibine zarar verir.
Şarap gibi yıllanıp kıvamını bulmaz. Uzun süre elde bulundurulduğunda bir başka zararlı unsura dönüşmez, fakat rahat hareket edebilme imkânı ortadan kalktığından taşıyan için bir yerini yaralamak işten değildir. Yani güce sarılıp uykulara, derin hülyalara dalan bir daha o uykudan uyanmaz. Kan revan içinde bulunan cenazesi, faili ve mefulü belli elim bir intihardan sayılır. İçtimai bir anlayışı erdeme tevil eden bazı Japonların harakiri yapması bu cümleden değildir. Mamafih güce karşı duyulan iştiha ona daha candan, daha samimi ve düşkün, adeta tedavi edilmez bir iptilayla sarılmayı getirir. Sarılıp sarmalandığında da onun öldürücülüğü artar.
Güç, her yanı keskin kılıç gibidir de Demokles’in kılıcına benzemez. Yani altında gölgelenenlerden bağımsız, öyle havada sallanıp durarak kafasına düşmesi muhtemel misafirleri terletmez. Ele geçirilebilirdir. Daha çok Kral Arthur’un taşa saplanan kılıcına benzer. Keltler’in Ekskalibur Efsanesi gibidir. Onu, elini kesmeden, kendine zarar vermeden saplandığı yerden çıkarabilen kahraman kabul edilir. Tanrı da kimselere nasip etmediğini ona nasip etmiş sanılır ki her durumda gücün kaynağı tanrısal bir denkleme dayanır.
Her yanı keskin, gösterişli ve parlak kılıç, gelir kana dayanır. Kılıç al kanlara bulanır. Gücün göstergesi, temsil ettiği kılıca bulaşmış kan oluverir. Modern zamanların, üstüne olumsuz tek laf edilemeyen araç gereci gibidir. Savunma amacı taşıdığı iddia edilen o araçlar, insan yaşatmaya yaramaz; toplu imhaya, can almaya, böylece uslandırmaya, ehlileştirmeye yahut da kutsallaştırılan gücün eline düşürüp kullanmaya yarar. Mütemadiyen övünme vesilesi işbu araçlar, bir deprem olduğunda hasar tespiti için kullanılmaz mesela; onların bütün işlevi bomba bırakmaktır. Belki bomba bırakacağı yerdeki sivilleri tespit edip oradan uzaklaştırmak, çoluk çocuğu ayrıştırarak onları güvenli bölgelere taşıyıp sadece düşmanı imha etmeye odaklanır! Ya da tüm zamanların hayat tasavvuru, insan olmanın, insaf taşımanın yanına bile uğramaz.