Zamanın en ikonik görüntülerinden biri, Filistin topraklarının her bir metrekaresi gibi işgale uğrayan Beyt Lahiya’daki Kemal Advan Hastanesi’nin müdürü Hüsam Ebu Safiyye’nin beyaz doktor önlüğüyle tanklara doğru yürüyüşüdür. Hani şehit Yahya Sinvar’ın kendisini dikizleyen drona doğru bakışı, birinci intifada yıllarında beş altı yaşlarında bir çocuğun tanka taş fırlatışı, tutuklanıp götürülen her bir gencin gülümseyişi, ta İngiltere’den gelip tüm bu çocukların cesaretini kuşanan Rachel Corrie’nin buldozerlere doğru yürüyüşü gibi… Ki Hüsam Ebu Safiyye’nin aziz ruhunun başka fiyakaları vardır. Evladını şehit vermiş bir baba olmanın yanında binlerce şehidi elleriyle uğurlamış, tarif olunmaz acılara tanık kılınmış, sonra tüm o acıların müsebbiplerine, hatta onlardan gelebilecek her şerre, ölüme de meydan okuyan bir adam olarak… Bunu görüntüleyenler vardır. Daha doğrusu, tek gün içinde karşılaşılabilecek yüzlerce görüntülerden biridir bu. Tüm dünyanın izlediği, insanlığa izletilen…
Beri yanda doymak bilmez işbirlikçiler, siyasi, hamasi ve elbette ticari rant devşirmek için ısrarlı tepinişi, evladı iyalini de araya katıp insanları meydana sürerek sürdürür. Eylemdir ve kime karşı, niçin olduğu, niye yapıldığı, neye yarayacağı bilinmez. Bilinen, Müslüman’ın yılbaşı kutlamadığı ama yılın başı kabul ettiği miladi takvimin daha ilk gününde bir araya gelmek iktiza eder! Birlik ve beraberliğe her zamankinden farklı olarak pek de muhtaç olunmayan şu günlerde, kargaların kahvaltı saatine denk düşecek zamanda toplanıp dağılmak herhalde bundan böyle gelenekselleşir. Zaten sebep pek muhteliftir; Ayasofya’nın fethi, Emevi Camii’nin düşman işgalinden kurtuluşu, bilmem hangi rejimin muazzam yıkılışı falan kutlanır. Yalnız eylem yapmak, kutlamak ya da toplanmak için onca alan varken neden mekân olarak Galata Köprüsü seçilir diye sorulabilir. Kim bilir belki eski Galata Yahudilerinin kemikleri sızlasın içindir! Belki de sadece manzarası güzel diyedir.
Mevsim kıştır ve soğuk hava şartları Silivri’den ibaret kalmaz. Ancak belki orada katil İsrail’e ve onun zalim işbirlikçilerine, tüm kara sıfatlara, isnatlara, ispatlara rağmen Yahudi’yle ticaretten imtina etmeyenlere ve gemiler dolusu çelik, bin türlü nevale, çeşitli mühimmat gönderenlere, radar üslerinden istihbarat, limanlardan akaryakıt sağlayanlara yani bir sürü melanete lanet yağdıranlar da bulunur. Belki bir ağızdan katilin yanına işbirlikçisi iliştirilir. Belki yalan üzere birleşmeleri pekâlâ mümkün olan, ticareti ve işbirlikçiliği umursamayan bir, beraber, hatta birkaç yüz sivil toplum kuruluşu kime, neye payanda olduğunun farkına varır. Belki insanların güneşini batıran sebepleri elbirliğiyle oluşturup üstüne nazire yapar gibi gün doğumundan söz edişin abesliği görülür. Belki bir camide namaz pozu verince mabedin bulunduğu memleketin kurtulmadığı anlaşılır. Belki şimdiki zamanın geçer akçesi divana durup namaz kılmak değil kıyamda tahiyyatta ve dahi duada fotoğraf vermektir. İsrail denen şeyin lojistiğini sağlayanlara engel olmaya çalışmak değil, omuzlarda Filistin atkısıyla kadraja girmektir. Sonuç olarak Haliç’in temizlikçisini kaybettiği için hep kirlenen suları ve dahi Boğaz’ın müsilajlaşmaktan vazgeçen durağanlığının mevzuyla alakası, resmi tatil ilan edilmesine rağmen tek günlüğüne eski yılın yorgunluğunu gideremeyen toplu taşıma şoförlerinin işgüzar güruha yönelik ahına karışır. İnandığı yolda yürüyen muhafazakâr, film sekansı gibi sabah sabah Haliç Köprüsü’ne sarınca belki biraz sosyalleşir. Başka da bir şey olmaz.
Siyonist’e mal gönderip bir şekilde ulaştırılan mühimmatın neden olduğu hasarı görünce katliam protesto etmek, distribütörlük alıp açılan dükkânın sattığı kahveyi boykot edip kullanmamaktan daha abestir. Belki muhafazakârlık her şeyden kârlı çıkmakla kaim olduğundan bu ilişkiler ticaretten bile sayılmaz! Öyle ya, onca yakıt aktarımından varil başına bir dolar yirmi yedi sent kâr, ticaret mi sayılır? Ticaret dediğin, sırasında bağıra taş basılıp feragat edilen ve acısı hiç geçmediğinden her fırsatta dile getirilen dokuz buçuk milyar dolardır!
Ortadoğu projesi yeterince büyükse, organizatörler ve de yüklenici firmalar zor ayırt edilir. Payın büyüğü başkalarının, işbirlikçilik sıfatı da İsrail’in olabilir! Belki de tüm bu organizasyon, işbirlikçi İsrail Müslümanlarla ticareti kessin içindir. Yahut da kana doymamak İsrail denen şeyle sınırlanmaz; başka vampirler de bulunur. Nitekim bunca vahşete rağmen İsrail’le iktisadi, siyasi, diplomatik her tür ilişkide ısrar etmek bir çanağın ardında dolanmaktır. Mezkur çanak kanla doludur.