Bir kimsenin kalbi kırılmaz mı Böyle bir soruyla
başlamamın saiki insanın toplum içindeki yerini ilişkilendirmek olarak
açıklanabilir ancak. Bir insanın yaşamında kırıklıklar vardır olacaktır da
Zira hayat bir bedenin kalp grafiğine benzer. Aynı yollar gibi; inişli çıkışlı,
düz ve dönemeçli.
Bir insan üzülmeyecekse (ki bu imkânsızdır) kendini
toplumdan soyutlaması gerekecektir. Bununla da kalmayacaktır. İnsan etkilenen
bir varlıktır dolayısıyla düşüncelerini de arzularını da kontrol altına alması
gerekecektir. Bütün bu düşüncelerimizin kaynağı bir Taocu düşünceye istinat
ediyor. O da şudur: İnsanlara ve arzularına bağımlı olmayan kimsenin kalbi
kırılmaz. Bir defa bu söz tabiatın kurallarına aykırıdır. Zira insan kâinata
gelişinde ve kalışında gayeler vardır. Sadece maişet derdi tasası düşünülse
bile büyük emekler harcanacak, mücadeleler verilecektir. Dolayısıyla beşeri
münasebetler olmadan insan hiçbir yere varamaz. Atasözleri yüz yılların
tespitlerini açığa çıkarır. Yatmaz kalkmaz bir Allah tır , Yalnızlık Allah a
mahsustur gibi
Kalbi kırılmadan yaşayan insan yok mudur Vardır elbette!
Türünün son örneği kabilinden Bütün iyi veya kötü hayat felsefelerini,
nizamlarını kökten olmasa da reddeden insancıklar. Bu tip kişiler hiçbir kural
tanımazlar. Hiçbir sistem kabul etmezler. Hemen hemen birçok fikirlere
inanmayıp karşı çıkarlar. Ancak bu karşı çıkış genelde sübjektiftir. Çünkü
etraflarında oturup konuşabilecekleri kimseler de yoktur.
Kalpsiz, katı veya kötü kalpli, kalbi kırılmayan,
muhtemelen çok az gözyaşı dökebilen bu tipler yani Taocu düşünceyle paralel
olanlar Allahsız kimselerdir. Yani kimsesizlerdir. Allahsızlar yalnızdırlar.
Pamuk ipliğine bağlı kalırcasına toplumla ilişkilileri çok sınırlıdır. Kimseyi beğenmezler,
ukaladırlar. Selam vermezler ama inanmadıkları halde merhaba derler. Herkese
muhaliftirler. Hayatları monotondur. Robotlara benzerler. Hayatın gülen yüzüne
imrenmek bu tiplerin nasiplerinde yok demek ki Çevremde de bu eşsiz tiplere
uyan birkaç kişi var. Piyasa da çok az görünürler. Bir parkta veya kahve önünde
birkaç kişiyle oturdukları olur. Yılda birkaç kez ancak görürüm. Yanındakiler
de bir bakıma kendisine yakın kimselerdir. Toplumla ilişkileri olsa da ya
inancı zayıftır ya da hayata boş vermiş kabilinden bakanlardır. Miskin ve kaderci tiplerdir.
Kuşkusuz kalp taşıyan inanın hayat yolunda keyfe keder
bir yaşayışı vardır. Acı, sevinç, hüzün ve mutluluk gibi. Ancak Yukarıda bahse
konu olan arzusuz bir yaşamdan maade; arzulu, arzulu olduğu bir o kadar da
doyumsuz. Bazı insanlar vardır bir kişiyi, olayı veya bir durumu anlatırken
bazı nitelemelerde bulunurlar. Tespitleri bire bir yerine oturur. Bu doyumsuz
insanlarla karşılaşmayı pek çok kimse istemez. Çünkü doyumsuzlukları sadece
birkaç husustan ibaret değildir. Aç gözlüdürler. Lüzumsuzdurlar. Şahısların
açıklarını kirli çamaşırlar gibi ortaya dökmek isterler. Dedikodu, hasetlik ve
riya gibi kötü unsurlar yüze sürülen makyaja göre kat kat fazladır. Bu tip
insanların gülüşleri dahi normal değildir. Bu insanlarda tebessüm nereden
bakılırsa bakılsın yılışır kalır. Halk dilinde yılıkmış veya yılışık sözü
bu durumu niteler.
Kuşkusuz her çağın bazı hastalıkları vardır. Hastalıklar
da moda gibi gün yüzüne çıkar. Fakat modadan daha tehlikelidir. Çünkü modanın
kalıcılığı eski ile yeni arasındaki münasebet gibidir. Yenisi gelince diğeri
değişir ve eskir bir bakıma. Ama kötü alışkanlıklar kalıcıdır. Her toplumda bu
durum bir illettir. Ya fenalıkları sözle, davranışla bastırmalı ya da
alillerden uzaklaşılmalıdır.
İnsan; insanlara ve arzulara bağlı kalır ve kalacaktır.
Arzular bir heves, bir azgın nefis olmamalıdır. Hayatta her türlü zorluk
vardır. Ancak kâinatın düzenine bakıp akledilmelidir. Başta insan olmak üzere
bu âlemde bir denge vardır. Bu dengeye bakılmalıdır. Sözün özü dengesiz olmanın
bir âlemi yoktur!