Mümin kişi, mahşer gününün ağırlığını içinde hissederek

dünyasını yaşayan kişidir. Ne dünyayı bırakır ne ahireti unutur. Ne ailesinin

geçimini kazanmayı bir kenara bırakır ne de geçim derdinden bu dünyada asıl

bulunma sebebini unutur. Söz odur ki Akıllı insan, hep yaşayacakmış gibi

dünyaya, her an ölecekmiş gibi ahirete bağlanan kişidir.

Bu yüzden bizlerin de bazı sorumluluklarımızı yerine

getirirken, bazılarını es geçmememiz gerekiyor. Günlerdir hem gözümüzü, hem

gönlümüzü, hem kulaklarımızı Gazze ye bağladık biliyorum. Bağlamalıydık da.

Çünkü mü min olmamızın verdiği, İslam kardeşliğimizin üzerimizde oluşturduğu

bir sorumluluk, bir vecibeydi Gazze ye karşı duyarlı olmak. Taşıdığımız

Müslüman kimliğinin bir gereğiydi. İzledik ve hâlâ da izliyoruz kardeşlerimizi.

Gecelerimizi onlar için uykusuz geçiriyor, ellerimizi onlar için semaya

kaldırıyoruz. Filistin böylesi kan ağlarken başka bir şey yapmayı, normal

yaşantımıza devam etmeyi kendimize yakıştıramıyoruz da zaten!

Fakat bir gerçek de var ki bizler için; affımız, mağfiretimiz

için adeta promosyon niteliğinde olan günlerimiz geçip gidiyor. Başı rahmet,

ortası bereket, sonu günahlardan kurtuluş olan Ramazanı şerif Son

dakikalarınız, bakın artık gidiyorum diye uyarıyor bizi.

Can alıcı bir başka uyarı daha vardır bizim için. Asırlar

ötesinden gelen ama her duyduğumuzda kendimizi sorgulamamıza vesile olan, kimi

zaman umutla yüzümüzü güldüren, kimi zaman utançtan gözlerimizi yere eğdiren

bir uyarıdır bu. Ebû Hureyre nin naklettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v)

Efendimiz: Ramazan ayına ulaşıp da kendisini Allah a affettiremeyen kimsenin

burnu yerlerde sürünsün buyurmaktadır. (Tirmizî, Daavât: 101) Normalde kimseye

beddua etmeyen, kimseyi kırmayan ve ümmetine kıyamayan bir Peygamber, bunu

neden söylemiştir, hiç düşündük mü acaba

Çünkü evlerimizin bütün bir yıl kullanılıp, kirletilip

de, yılda bir kez, kimi zaman iki kez temizlendiği gibi; arabalarımızın yıl

boyunca kullanılıp da, belirli vakitlerinde genel bakımı yapıldığı,

dinlendirildiği gibi... Günahlarla yorulmuş bedenimize format atmaktır Ramazan.

On bir ay boyunca unuttuğumuz, uzak durduğumuz Rabbimize yaklaşmamız ve tüm

uzaklıkları yakın etmemiz için bir fırsattır. Kulum bana bir adım yaklaşırsa,

ben ona on adım yaklaşırım diyen Rahman a, yolumuzu O nun yolundan çevirdiğimiz

günlere inat, koşarak gitmek ve gönülden kucaklaşmaktır.

Nasıl ki marketlerin promosyonlu günlerini takip ediyor,

indirimli ürünlerini kaçırmıyorsak, Ramazan ayı da bizim için günahlarda

indirim ayıdır . Hani bitiriyoruz yazar ya bazı mağazalarda, bu mübarek

günlerde de günahları bitirmeyi taahhüt eder Allah kullarına. Elbette ki,

Ramazanı hakkıyla yaşayana...

Dün, belki de ümmet olarak Kadir Gecesini yaşadık. İlk

önce, şablon halinde görmeye alıştığımız mesajlar gelmeye başladı

telefonlarımıza. Hani şu hiç birimizin sonuna kadar okumadığı mesajlar. Sonra

sosyal medyada kutladı herkes birbirinin gecesini. Sonra akşam olunca, her

zaman ki gibi iftar sofrasına büzülmüş bir halde oturan midemiz, iftardan yarım

saat sonra patlama tehlikesi geçirecek derecede doldurulunca, akşam namazını

zor zoruna kıldık. Ardından teravihten kırpmanın yollarını aradık çünkü zaten

gece boyu ibadet edecektik! Sonra gece olunca belki birkaç sayfa Kur an

okuyabildik ve sızdık kaldık olduğumuz yere...

Ya da belki de değerlendirebildik güzel bir şekilde. Eş

dostlarımızla selamlaşarak, günlerini kutlayarak başladık bu tertemiz güne.

Sonra hiç olmadığı kadar az yiyerek rahatlattık midemizi ve kuş gibi hafif

hissettik kendimizi. Hemen geçsin istedik saatler, Rabbimize biran evvel

kavuşmak için. Akşam namazı, tavizsiz teravih namazı derken, işte karşımızda

duruyordu bin yıldan daha hayırlı olan gün. İşte karşımızda duruyordu Cebrail

ve meleklerin yeryüzüne inip, ibadet eden kullarla musafaha ettiği gün. İşte

karşımızda duruyordu kirli bir şekilde buluşup da sabahına bizi tertemiz bir

şekilde çıkaracak olan gün! Bu kutlu misafiri ona yaraşır bir şekilde

karşıladık biz de. Samimi bir şekilde konuk ettik evimizde. Kur an bu gecede

indi diye, Kur an a sarıldık dört elle. Meleklerin her okuduğumuz harfi

kaydederek ve her harfe sevap verildiğini bilerek okuduk kutsal kitabımızı.

Sonra secdeye koyduk alnımızı. Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım

dileriz akdimizi iliklerimize kadar hissettik seccadelerimizde. Nafileydi kazaydı

çok fark eder mi Bizi O en güzel olan ilahla buluşturduktan sonra

namazlarımız Sonra dualar ettik sabahlara kadar. Bugün ne istedikse

verileceğini bildik çünkü. Bugün ellerimizin boş kalmayacağını bildik çünkü. Ve

önce af istedik af makamından. Temizlenmek istedik günahlarımızdan. Gazze li,

kundağı kanlı bebeklerle aynı cennete diriltilmek için günahsız olmak istedik.

Güller sultanı, iki cihanda da güneşimiz Efendimizle aynı sancağın altında

buluşmak için günahsız ölmek istedik! Ve verildi tüm isteklerimiz. Kabul gördü

tüm dualarımız. Biz de bu gecenin sabahına, yeni doğmuş gibi tertemiz,

günahsız, pırıl pırıl bakan gözlerle uyandık. Allah Rasulünün, işlenen her

günahın kalbe bir siyah nokta olarak eklendiğini ve günah işlendikçe kalbin

kapkara olduğunu söylediğini bildiğimiz için de gece ilahi sabunlarla yıkanan

ve bembeyaz olan kalplerimizi bir daha hiç kirletmememiz gerektiğine kanaat

getirdik. Tek bir siyah nokta dahi olsa, bu berraklığı yitirmemeliyiz diye

kendimize söz verdik!...

Evet, kimimiz böyle kimimiz öyle, geçti gitti Kadir

Gecesi diyemeyiz! Çünkü Ramazan ın son on gününde arayacağımız bu mübarek

gece, tam olarak hangi gündür bilemeyiz. O yüzden de dün geçti diye umutsuzluğa

kapılmadan aramaya devam etmeliyiz. Yaşayamayan ve tekrar yaşamak isteyenler

için ilave promosyon yapılmış gibi, sevinmeliyiz.

Kim bilir belki de herkesin, günahları için af dileyip

mağfiret bulduğu, Rabbinin rızası için gözyaşları döktüğü ve döktüğü

gözyaşlarıyla kalbini cilaladığı ve çok güzel bir şekilde ihya ettiği Ramazanın

herhangi bir günü, o kişinin kendi Kadir Gecesi olacaktır! Rabbiyle buluşacak,

meleklerle selamlaşacak, Kur an la kucaklaşacaktır!.. O halde durmak yok,

aramaya devam