İnsan, çevre ve Allah ile iletişim kurma önceliğinde dil ilk sırayı alır. Bir dil bir insandır. Herhangi dili bilen, o dili bilenlerle ilişki kurar, iletişim içerisinde olur. O dilin anlam dünyasında gezintiler yapar. Ama Kur’an Dili (Arapça) öyle değildir. Arapça bilen Arap dünyası ile iletişim içeresinde olduğu gibi; Yaratan’ın diliyle, yaratılan her canlı ve cansız varlıkla, semavat ve arz ile diğer bir ifadeyle âlem ile ilişki, iletişim ve bilişim içerisinde olur.

Ancak bunlardan öte: Allah ile konuşur, Allah ile dertleşir, Allah ile bilişir ve onunla hemhal olur. Allah tüm dilleri anlar. Fakat insan Arapça (Kur’an Dili) ile daha iyi Allah’ı tanır/anlar. Çünkü Arapça Allah’ın insanlarla iletişim dilidir. Tabi ki iletişim yalnızca dil değildir bu alanda kalbin önemli bir yeri vardır. Öyle ki dilin açtığı anlamlar dünyasında kalp; onaylayıcı ve mutmain kılıcı bir rol oynar. 

Allah ile konuşmada ve onu dinlemede tercüman kullanmamalıdır bir Müslüman. Mecnun ile leyla buluşmalarında tercüman kullanılmamıştır. Ferhat ile Şirin ve Tahir ile Zühre buluşmalarında hiç tercüman kullanmadı.

Allah ile konuşmanın iki yolu vardır. Birincisi Kur’an-ı Kerim, ikincisi ise Hz. Peygamberdir. Son Nebi (sav) aramızda yok ama sahih sünneti yanı başımızda. Kur’an ise ilk gün Hira mağarasında olduğu gibi hâlâ canlı hâlâ dipdiri. En yüksek perdeden çağa söyleyecekleri var. Modernist ve oryantalist bir yaklaşım tarzı olan; Kur’an ile yetinme ve Kur’an-ı yorumlamada kendilerine verdikleri yetkiyi Hz. Peygambere vermeme mantığı; yani peygambersiz din algısı; insanın Allah ile iletişiminde en büyük bir engeldir.

Arapça bilmeyenler Kur’an-ı meal okuyarak anlayabilirler mi Tefsir okuyarak daha iyi anlayabilirler mi Allah’a yakın olabilirler mi Olabilir. Ama bu okuyuş türü Arapça/Kur’an dilinin insana sunduğu anlam dünyası ile örtüşebilir mi Göksel bir yolculuğa çıkarabilir mi Hayır.     

Bir radyo programında bana bir soru sorulmuştu; Arapça bilmek şart mı diye; ben “Mecnun yüreğinin esintilerini, Leyla tutkunluğunu tercüman vasıtasıyla; Leyla’ya iletmesi hiç şık olur muydu ” Dedim. Olmazdı.

Tercüman, bir aşığın bir sevdalının gönül dilini nasıl olurda aynı şekilde, bozmadan değiştirmeden mahbubuna/maşukuna iletebilir ki! İşte Kur’an-ı Arapçasız okumak ve anlamaya çalışmak tercüman kullanmak gibidir.

Olması gerekeni söylüyorum. Bırakalım bir kitabı, çoğunluğu günlük bir gazete dahi okumayan bir toplumda bir başka dil nasıl öğrenilir denilebilir. Tarih bize bunun hiç zor olmadığını söylüyor. Ünlü İslam düşünürü Farabi’nin ismini sanırım duymayan yoktur. Bazı kaynaklar “Farabi’nin 70 dil bildiğini” söyler.

Ayrıca Kur’an dili bir başka dil gibi değil Allah’ın dilidir. Ve biz bu Kitaptan sorguya çekileceğiz. Arapça ilahi iletişim dilidir.

Muhabbet bedel ister. Cennet de…