İnsanlık tarihi boyunca üç ayrı güç türü olagelmiştir. Birincisi siyasi güç; yani devlet yönetimini elinde tutan güç. İkincisi ekonomik güç; yani altın, toprak veya para gibi dünyevi değerleri elinde tutan güç. Üçüncüsü ise bilgi gücü; yani ilim tahsili yoluyla elde edilen güç. Bir diğer anlamıyla âlimlik ya da bilgelik.
Bu güç türleri arasındaki ilişkinin doğru kurulduğu dönemler, insanlık tarihinin altın çağlarının yaşandığı dönemlerdir.
Peki bu doğru ilişki nasıl kurulmalıdır Bu güç türlerinden hangisi hangisine tabi olmalıdır
Doğrusunu isterseniz tarih tecrübemiz siyasi ya da ekonomik güce değil, bu ikisinin bilgi gücüne tabi olduğu yönetimlerin çok daha nitelikli, çok daha adaletli yönetimler olduğunu göstermektedir.
Pekâlâ bilgi gücü, siyasi ve ekonomik güç sahiplerini kendisine nasıl bağlayacaktır
Ne ordusu, ne kolluk kuvveti, ne de parası olmayan bilgi gücü, nasıl olacakta bunları elinde tutanlara karşı üstünlüğünü ispatlayacaktır
Öncelikle bilgi gücüne ilim tahsili yoluyla sahip olan âlimlerimiz, kesinlikle asil olmak zorundadır.
Âlimlerimiz yönetimi elinde tutanların her istediğine onay veren değil, evrensel hakikatlere göre tavır alan kimseler olmalıdır.
Eski tabirle âlimlerimiz saray mensuplarının sofralarına seve seve oturanlar değil, onları peşlerinden sürükleyen kimseler olmalıdır.
***
Aslına bakarsanız âlimlerimize düşen bu zor görevin nasıl gerçekleştirileceğinin şifreleri tarihimizde mevcuttur. Hem Osmanlı tarihinde, hem de farklı İslam coğrafyalarında böyle şahsiyetli âlimlere sıkça rastlanmaktadır.
Mesela fetihten fethe koşarak at sırtından inmeyen, çok kısa sayılabilecek bir sürede Osmanlı’yı tarihin en güçlü cihan devletlerinden biri yapan Yavuz Sultan Selim Hân’ın;
“Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,
Bir velîye bende olmak cümleden evlâ imiş” şeklindeki sözleri, içinde ne büyük anlamlar barındırmaktadır.
***
Yine geçtiğimiz bin yılın büyük mutasavvıf ve düşünürlerinden olan İmam-ı Rabbani’nin hayatında da, günümüz âlimlerine ışık tutan çok hikmetli örnekler bulunur.
16. yüzyılda Hint Yarımadası topraklarında hüküm süren Babür İmparatorluğunda yaşayan İmam-ı Rabbani, karşılaştığı her türlü baskı ve tehdide rağmen zulme boyun eğmemiştir. Tam tersine zalim hükümdarla mücadeleyi seçen İmam-ı Rabbani, önce Ekber Şah tarafından hapse atılmış, Ekber Şah’ın ölümüyle yerine geçen oğlu Cihangir Şah’ı ise etkisi altına alarak türlü sapkınlıkların yaşandığı Hindistan’ı bir İslam coğrafyası haline getirmiştir. Cihangir Şah tahta çıktığında hapiste olan ve bilgeliğinden çok etkilendiği İmam-ı Rabbani’yi derhal serbest bırakmak istese de, İmam-ı Rabbani sunduğu şartlar yerine getirilmeden hapisten çıkmayı reddetmiştir. Yanlış duymadınız evet, şart sunan taraf hükümdar olan Cihangir Şah değil, hapiste olan İmam-ı Rabbani’nin ta kendisidir. Gücünü sahip olduğu ilimden ve hakikatlerden alan İmam-ı Rabbani Cihangir Şah’ı kendisine hayran bırakmış, babası Ekber Şah döneminden kalan ve İslam şeriatına aykırı olan tüm sapkınlıkları yasaklatmış ve Babür İmparatorluğunu İslam şeriatıyla yönetilen bir devlet haline getirdikten sonra hapisten çıkmıştır.
İmam-ı Rabbani’nin ibretlerle dolu hayatı, başta âlimlerimiz olmak üzere hepimizin kulaklarına küpe olmalıdır.
Ne mutlu İmam-ı Rabbani’nin izinden gidenlere, ne mutlu her şart ve koşul altında hakkı haykırabilen Peygamber vârislerine.
TATLI YEYİN TATLI KONUŞUN EFENDİLER
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birkaç haftadır gittiği her toplantıda “Eyy Merkez Bankası, Eyy Erdem Başçı” nidalarıyla başladığı ayarlarına bir son verdi ve nihayet Ali Babacan, Erdem Başçı ikilisinden son aylarda yaşanan ekonomik gelişmelerle ilgili brifing aldı.
Erdoğan sanırım teselli olmuş olacak ki brifingin ardından sorulan sorulara da “sonunda iş tatlıya bağlandı” şeklinde cevaplar verdi.
Demek ki canlı canlı iletişime geçmek iyi bir şeymiş.
Ülkenin bir numaralı yöneticisinin, üstelik kendi atadığı yine ülkenin en önemli kurumlarından birinin yetkilisini kameralar aracılığı ile azarlamak yerine, böyle brifingler vasıtasıyla sorgulaması çok daha doğru bir yöntemmiş.
Erdem Başçı tehlikeyi savuşturdu sayılır, oynak rakamlar sebebiyle buhar olup uçuşan milyarlara da artık sağlık olsun. Devletimiz az kazanandan çok, çok kazanandan az toplanan vergilerle geçinen güçlü bir devlettir. Şimdi bakalım bir sonraki azarlama seansı kime kısmet olacak hep birlikte göreceğiz.
CFR’NİN ONUR KONUĞU DAVUTOĞLU
Başbakan Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz hafta yanına birkaç bakanını da alarak dünyanın en önemli Yahudi lobilerinden Amerikan Dış İlişkiler Konseyi CFR’yi ziyaret etti. Ziyaret etti dediğime bakmayın işin aslı Davutoğlu CFR’nin yıllık değerlendirme toplantısının onur konuğuydu. Doğrusu Davutoğlu’nu ya da bir başkasını sırf bir yeri ziyaret edip etmemesi üzerinden eleştirecek değilim. Önemli olan orada nelerin konuşulduğu.
Peki Davutoğlu onur konuğu oldu da ne yaptı
Elbette olması gerektiği gibi küresel Yahudi sermayesinin tüm dünyaya yaydığı ifsat faaliyetlerine değinmedi. Ya da Amerika ve müttefiklerinin İslam coğrafyasında yıllardır akıttığı kan ve gözyaşını konuşmadı.
Bunları yapabileceği beklenseydi zaten CFR’nin onur konuğu da olmayacaktı.
Ya ne yaptı
Ne yapacak başta Citibank ve Goldman Sachs gibi küresel baronların temsilcilerine sıcak paranın ülkemizden çekilmemesi için dil döktü. Yanı başımızdaki iç savaşlara rağmen ülkemizin ne kadar istikrarlı bir memleket olduğunu anlattı. Sözün özü ülke ekonomisini döndüren sıcak paranın çekilmesi halinde hepimizin perişan olacağını fiili olarak gösterdi.
Aslına bakarsanız CFR ziyaretine değinip değinmemekte kararsızdım.
Yani bu muhafazakâr efendiler benzer tiyatroları 13 yıldır ustalıkla oynuyorlar.
Sözüm ona İsrail’le ağız dalaşına girip, Yahudi sermayesiyle gayet iyi anlaşıyorlar.
Faiz lobisini dillerine dolayıp, yerli ve yabancı faizci baronları milyar dolarlık haraçlarla besliyorlar.
Fakirin, yoksulun sofrasına oturup, asgari ücretliyi açlığa mahkûm ediyorlar.
Dahası açlığa mahkûm ettikleri asgari ücretliden vergi üstüne vergi kesmekten de utanmıyorlar.
Sonra asgari ücretliden kestikleri vergilerle bin odalı itibar sarayları dikebiliyor, diktikleri sarayların da halkın olduğunu söyleyebiliyorlar.
Aman Ya Rabbi insan bu kadar tulûat karşısında büyülenmesin de ne yapsın