İHTİMAL TEK: İKİSİNDEN BİRİ
Gazetemizin internet sitesinde gördüm haberi. (13 Temmuz 2024)
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a zor soru: Donald Trump mı, Joe Biden mı?”
Bu başlığın altındaki tek cümlelik izah da aynen şöyle: “Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’a NATO zirvesi için gittiği ABD dönüşü Donald Trump mı, yoksa Joe Biden mı? Karşısında görmek istediği soruldu.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bekleyip göreceğiz” dediği neticeye nasıl gelineceğini önce izah ediyor, son cümlesinde de soranların “Zor” saydıkları veya sayılmasını istedikleri soruya noktayı koyuyor.

“Amerikan halkı iki ismin de başkanlık dönemlerinde yaptıkları ya da yapmadıkları işleri tartıp bir karar verecek.’’
Sorudaki “Karşısında görmek istediği” vurgusu, Sayın Erdoğan’ın makam adresini göstermekten ziyade, o gazetecinin kalan hayatında “Gereğini yapan Ahmet bey” olma şartını kabulünün ilanıdır. Deyimlerimizle anlatırsak, ikinci kuş tablosuna uygun bir örnektir.
Meclis tutanaklarına “Bana ne Amerika’dan!” reddiyesini kayda aldırmış bir Erbakan’dan çeyrek asır sonra, Sayın Erdoğan’ın cevabı ne olursa olsun, “Zor”luk kayıt ve şartlı bu soruyu aleme duyurmak, soruların bittiği yeri gösteren ve fakat etkisi olmayan yol levhası resmidir. Zira söz bitmez!
Geçmişte, mesela beynelmilel olan geçen yüzyılda, bu ülkede, muhataplarına zor sorular yöneltildiğine çok şahit olunmuştur. Biz, birini yazacağız.
Mizahın serbest olduğu tek kanallı TRT yıllarımızdan bir Müjdat Gezen parodisi hatırlıyorum.
80’li yıllar bitmek üzereyken adı Fenerbahçe ve şampiyonluk ile anılan Veselinoviç’in, TV mikrofonuna, birbirine benzediğini sandığımız kelimelerle verdiği demeçleri gülünç şekilde taklit eden Müjdat Gezen, hem teknik adamı, hem de tercümanını canlandırmıştı.
İki takımın kafa burun yarıştığı liğimizde, merak edilen ve cevabı aranan, kim şampiyon olacak? Sorusuydu.
Tercümanı vasıtasıyla teknik adama yöneltilen bu sorunun cevabını, eli mikrofonlu spiker yine tercümandan almak istiyordu: Hoca ne dedi? Kimin şampiyon olacağını söyledi mi?
Evet der tercüman Müjdat Gezen. Hoca bu kez çok kesin konuştu.
Herkesin gözü ve kulağı ekranlarda. Spiker bir an önce cevabı almak istiyor: Kim şampiyon olacak?
Türkiye’yi güldüren bir cevap çıkmıştı ciddi tercüman Müjdat Gezen’in ağzından.
“İki takımdan biri şampiyon olacak, dedi!”
EL ÖPTÜRME YARIŞI GELENEKLEŞİRKEN
“Cumhur İttifakı ortağı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 15 Temmuz dolayısıyla Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Özel Harekat Başkanlığı’nı ziyaret etti. Özel Harekat başkanı, ziyaretçi Bahçeli’yi elini öperek karşıladı.”

Paylaşım rekorları kıran fotoğraflı siyasi haber bu başlıklarla yazıldı sitelere.
El öpen üniformalılar görüntüleriyle eğitilmemiş ve fotoğraflara yabancı insanlarımız haklı itirazlarını dillendirirken, savunmacı sınıfı da mukayeseli tarih dersinde ihtisasa durmuştu. Orada öyle ise, burada da böyle iddialarında eksik, hata ve yanlışlıklarının itirafı var üstelik.
Olurdu, olmazdı tartışmalı kısır döngü halkasına girmeden, savunma tarafının, yani MHP ve Cumhur İttifakı yanlılarının resimli belgesini ve kabul cümlelerini buraya aynen alıyoruz.
“1960 Darbesi sonrası çekilmiş bir fotoğraf... Mevzu yeni değil yani.”

Bir subaya elini öptüren İsmet Paşa ile Sayın Bahçeli’nin yaşları çakışmakta. İkisi de 76 yaşındadır.
Savaş kazanmış Batı Cephesi komutanı rütbeli emekli paşa ve CHP Genel Başkanlığı’nın yanında İkinci Cumhurbaşkanı sıfatıyla da anılan merhum İnönü; porsiyonlarımızı küçültelim önerili saraylıları destekleyen ve Orta Asya etiketli “Askıda ekmek” icraatıyla seçimler kazandıran ekonomistliğiyle maruf Sayın Bahçeli, el öptüren politikacılar olarak fotoğraflarda yer bulurken, toplumumuzun yeni bir kamplaşmayla bir daha ikiye bölünmesine itirazlarımız var bizim.
Bir: Arşivden çıkarılan “El öptüren İnönü” resminin bugün piyasa edilmesi, önceden planlandığı ve doğaçlama olmadığı her halükarda belli Sayın Bahçeli’nin el öptürtmesinden duyulan rahatsızlığın dışa vurumudur.
İki: “Mevzuu yeni değil” tezinde kınama havası da verilmiş İnönü’lü resmin, Sayın Bahçeli’nin icraatından önce kullanılmamasında, “Bizde de olabilir” güvensizliğinin ilanı aşikar.
Üç: Her iki resmin de darbelerden sonra çekilmiş olması, konu mankenlerini darbelere sıcak politikacılar kılar.
Dört: 1960 yılında karta basılmış bir fotoğrafın, 2024 yılında, bizim yüzyılımız denilen bir tarihte tekrarının, “Cumhur İttifakına rağmen”liğine inandırıcılığı olamaz.
Beş: Sayın Bahçeli, el öptürtme icraatıyla merhum İnönü’nün bir geleneğini yaşatırken, ittifaktaki başka kim, başka kimin geleneklerini, hangi icraatlarıyla yaşatmaktadır, sorusunun akıllara düşmesi, bu paylaşımla hız kazanacaktır.
Altı: Kahramanlıkları anlatılan kahramanları biz böyle yazdık. Adımız Hıdır, kalemimizden gelen budur.
YUVARLAK TOP YUVARLANIR KÖŞESİZ İNSANLAR DA…
Milli Takımımızın Avrupa yolculuğu bu yıl için ve şimdilik sona erse de yazılanlar, çizilenler ve el ile ışmar etmelerimiz hâlâ konuşulmakta, muhavere edilmekte.
İlk twitinde yazdığı “İnşaallah Merzifonlu’nun taktik hatalarını Montella tekrarlamaz” cümlesinin ötesindeki kelimelerine ulaşılamayan Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun ikinci twitini de önemsedi insanımız.
“Viyana 341 yıl sonra düştü. Montella başta olmak üzere bütün futbolcularımızı tebrik ediyorum. Viyana önünde Kızılelma için can veren Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun.”
Tarihçi akademisyen Erhan Afyoncu’nun bu iki futbol twitini niçin yazdığı sorusuna tek cevap olabilir Kızılelma konusunu hatırlatmak.
Ansiklopedilerde “Tanzimat’tan sonraki yıllarda hemen hemen unutulmaya yüz tutan bu sembole (Kızılelma’ya) yeni bir anlam kazandırmaya çalışan Ziya Gökalp’te Turan ülkesiyle eş anlamda kullanılır” izahı yazılan bir kelimeyi, bir futbol maçı dolayısıyla gündeme sokmaya çalışıyorsa bir tarihçi, adından söz ettirmenin ötesinde, iktidara kullanabileceği malzeme taşımak hedefi vardır.
“Dolmabahçe’de 75 saat” başlıklı yazısında (Mart–2023) Sayın Murat Bardakçı’nın bir cümlelik bir paragrafını aynen almıştım. (18 Mart 2023 – Toplantılarla Fatih’e benzemek)
“7,5 saat süren toplantıdan çıktığımız sırada tarih profesörü bir arkadaş, ‘Padişahlar arasında bilime en fazla meraklı olan Fatih Sultan Mehmet idi ama o bile ulema ile yedi buçuk saat boyunca bir arada olmamıştı’ diyordu.”
Tarihçilerinden ve kalemşorlarından belli olurmuş bir iktidar. Ve Gökten Kızılelma düştü, diye bitermiş masallar.
AT İZİ, İT İZİNE KARIŞMIŞ
Facebook arkadaşlarımdan Tuncer Tabak paylaşımını okudum o sitede.
“FETÖ hakkında hatıra.
Yıl 1976–1977 yılları.
FETÖ Hatay semtinde, Çeşme durağında bir dairede kalıyordu. 1974 Menemen’de ABD, Rus zalimleri darmadağın olacak diye kükremişti. Ardından MSP’ne oy isterdi. Dolayısıyla yanına gidip geliyorduk.
1977’de FETÖ makas değiştirdi. Efes Oteli’nde mason Ali Naili Erdem FETÖ’yü satın aldı. Derken iki dilli olmaya başladı.”
Aynı zaman diliminde, aynı şehrin bir semtinde o şahısla yaşamış bir tanık olan Tuncer Tabak’ın bu anısındaki en önemli ayrıntı, Ali Naili Erdem adının geçmesidir.
Tercüman Gazetesi etkisinde 60’lı yıllarda AP’nin milletvekili ve Çalışma Bakanı diye bildiğim Ali Naili Erdem’i, doğruluğuna şiddetle inandığım bu Tuncer Tabak anısında okumak çok şaşırttı beni.
“Çaycumalı Ali” şiirini bir edebiyat dergisi olan Hisar’da 1968 ya da 1969’da okumuştum. Çaycuma bir Zonguldak kazası. Çalışma Bakanı bir şair. O yıllarda meşhurların şehirleri adlarının önüne geçmediğinden, İzmirli olarak değil Zonguldak havalisinden sanmam da o gençliğimin doğallığıydı.
Bir 15 Temmuz daha geçerken, bu ayrıntı da kalsın zihnimin bir köşesinde.
Olayları çizgileştirme hayalimde bakarsınız, canlanıverir günü geldiğinde.