Spot: Yok ekip yetiştirilsin, sinemacı, tiyatrocu, senaryocu, oyuncu, televizyoncu yetiştirilsin diye sızlanıyoruz ama… “Var olanlar dışlandıktan sonra, niye başkaları yetiştirilsin ” diyenleri duyar gibi oluyorum.
Şu anda dünyada uygulanan idari sistemler, üç esas üzerine oturtulmuştur.
Bunlardan birincisi, “siyasi otorite”;
İkincisi, “ekonomik sistem”;
Üçüncüsü de, “sanatsal ve kültürel faaliyetler”dir.
Bu üç uygulamanın dışında kalan ülkeler dünya platformunda, ya en alt sıralardadır veyahut da bizim gibi “orta yerlere” girebilmek için çırpınmaktadırlar…
Bizim konumuz olan “sanat ve kültürel” yönümüz ise içler acısı…
Bugüne kadar sanat yapanların büyük bir çoğunluğu halkından kopuk insanlardı.
Halkından kopuk olarak yaşayan bu insanlar aslında “çok yalnız insanlardır.”
Bu yalnızlıklarını içkiyle, eğlenceyle gidermeye çalışmaları bunun canlı örneğidir.
Bu tip sanatçılar fırsat buldukça halkın yöresel yaşantısı kınamış, diniyle alay etmiş, tarihini kötülemiş ve kendi özel yaşantılarıyla “çok kötü örnek” olmuşlardır.
Bizler ise bu “yabancı patentli sanatçılardan” devamlı ürktük(!)…
Uzak durmayı yeğledik.
Dolayısıyla “sanat ve kültür faaliyetleri”, devamlı bu azınlıkların tekelinde kalmıştır.
***
Son on yıldır “muhafazakâr-demokrat” kimliğiyle siyaset yapan “AK Parti”, bütün enerjisini Türkiye’nin alt yapısına harcamış.
“Kültür ve sanatla” ilgili en güzel, modern binaları yapmış ama içini dolduracak programları oluşturamamış.
Sinemada, tiyatroda, televizyonda, müzikte, resimde ve diğer sanat alanlarında “AK Parti” var mı
Rejimler sistemlerini, “sinema, televizyon, müzik ve tiyatroyla” kitlelere sevdirip benimsetiyorlar.
Görselliğe dayalı kitle iletişimin yaygın olduğu bir dünyada milyonlarca insan sinemayla, televizyonla ve diğer kültürel alanlarla, kitleleri adeta esir alıyorlar.
Sayın Başbakan “Muhteşem Yüz Yıl” dizisini eleştiriyor.
Biz de onunla birlikte eleştiriyoruz.
Ancak onun yerine koyabileceği bir alternatifi var mı
Devletin kanalında alternatif olarak sunulan, “Bir Zamanlar Osmanlı” dizisinin sıradanlığını gördük.
Yönetmenin, oyuncun, senaryocun ve ekibin olmazsa, olacağı budur.
“Devletin gücü” elinde olması yetmiyor, “insan gücünün” de olması gerekiyor.
***
Oyuncu, senaryocu, yönetmen ve televizyoncu olmak isteyen binlerce insan var.
Bu insanlara imkânlar tanınsa ortalarda “sanatçı” diye dolaşanlardan aşağı kalmazlar.
Peki şimdi değilse ne zaman ..
Ne yazık ki bu coğrafyanın karakterine ve kültürel değerlerine uygun insanlar ötede beride harcanıyorlar.
Devletin televizyonunda onca diziler ve programlar çekiliyor.
“Bizim insanımız” diyeceğimiz kaç oyuncu, kaç senaryocu, kaç yönetmen vardır oralarda
Ne hikmetse, var olan birkaç kişiyi de oralara hiç yanaştırmıyorlar.
25 senedir “Türk sinemasında” kişisel gayretleriyle yetişmiş “İsmail Güneş” gibi bir yönetmenin adı sanı var mı
En zor koşullarda film çekiyor, dünya çapında “Montreal Film Festivalinde” En iyi film ödülünü kazanıyor ve “Oscar’a aday” oluyor ama hâlâ adından sanından bahseden yok.
Evet, “Ateşin Düştüğü Yer” filminden bahsediyorum. Sinema filmi çekmek ve buralara gelmek öyle kolay olmuyor.
Türkiye’de ilk dizi çeken ve bu alanda başarısı herkes tarafından takdir edilen bir yönetmen ama bu dönemde hiç ortalarda yok…
***
Hadi İsmail Güneş’i geçelim.
Muhafazakârlığı daha ön planda olan Mesut Uçakan, niye ortalarda yok
10 sene içerisinde onu hatırlayacak bir Allah’ın kulu olmadı mı
Size bir başka isimden bahsedeyim.
İslami camiada “Milli Sinema, Beyaz Sinema” veya ”Muhafazakâr Sinema” adına ne derseniz deyin, bu işin öncüsü olan çok değerli yönetmen ”Salih Diriklik” adında biri vardı.
Şimdi o da yok ortalarda. “Danimarkalı Gelin” filmiyle herkesin gönlünü fethetmişti.
“Tansu Çiller Hükümeti” dönemindeki ”ekonomik kriz” onu öylesine çarpmış ki hâlâ kendine gelemiyor.
Adam öylesine küsmüş, öylesine kahretmiş ki İstanbul’dan bile uzaklaşmış.
Şimdi “Düzce”de özel bir hastanede doktorluk mesleğini yapıyor.
Yok ekip yetiştirilsin, sinemacı, tiyatrocu, senaryocu, oyuncu, televizyoncu yetiştirilsin diye sızlanıyoruz ama…
“Var olanlar dışlandıktan sonra, niye başkaları yetiştirilsin ” diyenleri duyar gibi oluyorum.
Bizimki de laf olsun işte…