İnsan doğasında olan çatışma süreklidir. Bu doğasında
olan bir durum. Kendi içinde belli bir zaman her şey yolunu bulur bu da
doğaldır. İnsan insanı aşar, kimi zaman da tekdüze bir düzlemde olur. Aşkınlık
insanı yüceliklere götürür, sıradanlıklar bataklıklara. İnsanın kendini aşması
belli bir düzleme ermesi birikim ile olur, olumsuzluklar da böyledir. Bunun da
çeşitleri var kuşkusuz.
İnsanımız kendi medeniyetinden koptuğundan beri
değerlerini yadsıdı ve unuttu. Hayatı ters yüz oldu. İlkeler, algılar, bakışlar
değişti.
Aile insanlığın çekirdeğini oluşturuyor. En küçük birim.
Eşler ve çocukları bir halka hâlinde büyüyorlar, gelişiyorlar. Baba oğul, anne
kız ilişkisinde belli bir yaştan sonra çekişmeye ve hatta çatışmaya dönüşür.
Oğul, babayı bir yanıyla öykünürken bir zaman sonra, babanın gölgesinde kalma
endişesine kapılır. Ya da kendini kanıtlama çabasına düşer. Giderek baba
gölgesinden kurtulma adına hamlelerde bulunur. Bu öyle bir duruma gelir ki tam
bir karmaşaya dönüşür. Oğul, kendini kanıtlama ve var kılma çabasında iken baba
onun karşısında gerilir. Mülayim, sözünden çıkmayan, bir dediğini iki etmeyen
bir oğul beklentisidir babanınki. Bu da oğlun alanını daraltır. Esnafsa
dükkânında kendine yardımcı olacak, çiftçi ise yanından ayrılmayan, fabrikatör
ise disiplinli bir oğul olsun ister. Oğulun kendi başına bir kişilik geliştirmesine
adeta razı olmaz. Oğul ise bunun dışına çıkarken davranışları isyana
evrildiğinde bir gerilim başlar. Bir zaman sonra başını alır gider. Evde kalsa
evin huzuru kalmaz.
Anne kız ilişkisinde de benzer bir tutum var. Anne kızını
yetiştirirken kendi gibi olmasına bakar. Kendisinin kopyası olsun ister. Ya da
toplum ve çevre ilişkileri bazı sınırları belirler.
Günümüz karmaşasında sınırlar aşıldı, perdeler kalktı.
Yabancı ruhlar, kültürler, dinler evlerimize boca oldu. Sınırsızlık başını aldı
gitti. Çocuklar artık bilgisayar, medya, reklâm açıkçası iletişim araçlarının
bir çocuğu. Onlarla emziriliyor ve o ruhtan besleniyor. Çocuğun kendi medeniyet
topraklarındaki ruhtan beslenme sınırları çoktan aşıldı. Artık ne dinî
kuralların, geleneklerin bir hükmü var. Bir yazar olarak bir roman kahramanı
oluşturacaksanız bu, insan bu toprakların insanı mı olur ya da bir başka ruhun
mu Onu biz nereye ait sayacağız Asıl sorun bu. Bizim insanımızı nerede
bulacağız
Sapkınlıkların en uçlarına kadar gidilebiliyor ne yazık
ki. Çekirdek aile içindeki çatışmanın getirdiği bir olgunlaşma ve oluşum söz
konusu olmuyor. Oğul başka bir oğuldur kız da başka bir kız. Anne ile babalar
dünyanın göresinde çocukları ise ötesinde bir başka gezegende ya da dünyada.
Acı çeken anne kızı için çırpınır, didinir, paralanır en
zor zamanlarında. O bir annedir, sevgisi de acısı da yüreğindedir. Ama bugünün
genç kızları anne olma düşüncesinin çok ötesinde. Bir başka dünya veya gezgende
gibi. Bencil, kendisi bile olamıyor. Çılgın, başıboş, bir amok koşucusu gibi,
başını almış gidiyor. Gittiği yer neresidir umurunda değil, zatin gittiği yer
neresidir onu da bilmiyor.
Oğul ondan farklı değil.
Acı ve sevinçleri uçarılıkları tam bir sapkınlık. Yabancı
bir sapkın sanatçı için kendini yerden yere atan, parçalayan, böğüren yabancı
ruhlu bir gençlik. Ama bu gençlik acılar içinde kıvranan, savaşlarda silahların
bombaların gölgesinde perişan olan insanı görmüyor, çığlıklarını duymuyor,
acıma duygusunu yitirmiş. Anne ve babasının acılarını hissetmeyen bir gençlik.
İsyanının da bir ahlâkı bir değeri yok. Bu, herkes için değil ama genel bir
durum artık.
Kızı başında duran onun en küçük acısına paralanan, onu
sevindirmek, mutlu etmek yüzünü güldürmek için hâlden hâle girer. Baba çocuğunu
en iyi yerde, görme sağlıklı olması için didinen bir eski kuşak. Yeni kuşak
baba ve annenin bu yanını ise hiç mi hiç umursamaz.
İki ayrı dünya iki ayrı kuşak. Bıçak ile birbirinden
ayrılmış ötelenmiş aynı ruhun iki parçası gibi. O konumda.